Şu An Okunan
Dokunma Bana: Arzunun Kuir Hali

Dokunma Bana: Arzunun Kuir Hali

Rumen yönetmen Adina Pintilie’nin Berlinale’de Altın Ayı kazanan filmi Dokunma Bana, arzuyu kuirleştirip normları delerken sinemanın da sınırlarını zorluyor. 


Bu yazı, Altyazı’nın Nisan 2018 tarihli 182. sayısında yayımlanmıştır.


Aşırı yakın planda çıplak bir bedenin üzerinde yavaş yavaş gezinen kamera, perdede genişleyip büyüyen bu bedeni, üzerinde gezilen, kıvrımları, çukurları, tepeleri, çıkıntıları keşfedilen bir topoğrafyaya dönüştürüyor. Çıplak bedeni büyük ölçek bir fiziki haritaya yerleştirip yeni/yabancı bir diyarı keşfeder gibi kamerayla keşfe çıkan bu açılış, Dokunma Bana’nın yapmak istediği şeyin özeti gibi. Beden ve cinsellik
ve kendilik arasındaki ilişkileri kurcalayan Adina Pintilie, ‘kendi’ni anlamak için cinselliğe, cinselliği anlamak için bedene bakmayı; ‘kendi’ne bakmak için başkasına, başkasının bedenine, başka bedenin cinselliğine bakmayı öneriyor. İzleyicisini buna zorluyor daha ziyade… Ama filmin izleyiciye sunduğu ‘başkası’, ‘ideal ben’in bir yansıması olarak kurulup arzulanan ‘başkası’ değil, hâkim kültürde ‘arzunun-nesnesi- olamayacak’ ilan edilmiş olan ‘başkası’. Arzuya ‘arzulanmayan’ üzerinden bakarken, ‘arzulayan anormalleri’ ve ‘arzu anomalilerini’ seyirlik kılan, arzu normlarını delmeye, arzuyu kuirleştirmeye soyunan bir film Dokunma Bana.

Yarı belgesel, yarı kurmaca olarak tasarlanan film, Laura’yı yolculuğun merkezine alıyor. Laura, elli yaşını aşmış, kendi bedeniyle de başkasının bedeniyle de barışamayan, dokunamayan, dokunulmaya katlanamayan, ben ile başkası arasındaki sınırı geçmekten, beden ile sınırlanan kendisine temas edilmesinden korkan bir kadın. Onun hakkında bildiklerimiz bundan ibaret. Film Laura’nın neden böyle olduğunu konu edinmiyor, onu derinlikli bir karaktere dönüştürmeyi tercih etmiyor; temsilî bir figür olarak oradan oraya dolanıyor Laura. Film boyunca birileriyle buluşuyor, birilerini gözlemliyor/gözetliyor, kendisini kameranın/yönetmenin/ izleyicinin bakışına açıyor.

Laura üzerinden filme dâhil olan diğer karakterlerden biri trans seks işçisi Hanna. O da Laura’nın yaşlarında ve bir seks terapisti olarak dâhil oluyor Laura’nın kendini yeniden keşfetme yolculuğuna. Kendi bedenini tanıtıp açarak, seks fantezilerini paylaşıp performe ederek Laura için ‘yabancı bir ayna’ olmak, Laura’nın bu aynadaki ‘başka’sına ayak uydurarak ‘başkalaşım’ geçirmesini sabırla beklemek, Hanna’nın uyguladığı terapinin stratejisi gibi görünüyor. Seks terapisti Seani Love da filmde Laura’yla buluşuyor, onun ‘sınırlarını zorlamanın’ profesyonel yollarını arayan bir başka karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Filmdeki karakterlerden bir diğeri, Dagur Kári’nin Buzdan Hayaller’inden (Nói Albinói, 2003) tanıdığımız İzlandalı oyuncu Tómas Lemarquis. On üç yaşındayken saçları, kaşları, tüm beden tüyleri dökülen Tómas da bu deneyimi üzerinden, ‘anormal’ görüntüsünün bedeniyle olan ilişkisini dönüştürme biçimi üzerinden yer alıyor Dokunma Bana’da. Laura, Tómas’ın de katıldığı bir grup terapisini dışardan izliyor ara ara, film boyunca. Bu terapi seanslarında Tómas’ın partneri olan Christian da filmin odaklandığı karakterlerden biri. Spinal kas atrofisi nedeniyle bedeni deforme olmuş Christian ile Tómas, terapi seanslarında birbirlerine dokunuyorlar, sonra da birbirlerinin ‘anormalliklerine’ dokunurken neler hissettikleri hakkında dürüst bir şekilde konuşuyorlar. Hem birbirleriyle, hem yönetmenle/izleyiciyle bedenleri üzerine, seks üzerine sohbet ediyorlar.

Dokunma Bana izleyiciyi ikiye bölen filmlerden oldu. Film bu yıl Berlin Film Festivali’nde bir yandan coşkulu bir beğeniyle karşılanırken bazı eleştirmenler de filmden nefret ettiler, Pintilie’nin bu filmle Altın Ayı’yı kazanmasına hiçbir anlam veremediler. Dokunma Bana’nın neden sevilmediğini anlamak zor değil. Kendini fazlaca ciddiye alan filmin ‘konuştuğu’ yerlerde çoğunlukla pek bir şey demediği doğru. Pintilie’nin dördüncü duvarı yıkma oyununu biraz kitabi/ezberci, biraz samimiyetsiz bulmak, yönetmenin filme bir karakter olarak dâhil oluşunun filme pek bir derinlik katmadığını düşünmek mümkün. Toplamda filmin entelektüel tavrında tuhaf bir katır kuturluk ve biraz yüzeysellik sezildiği doğru. Ama yine de heyecan verici bir film Dokunma Bana. Başka güncel görsel sanat alanlarına, radikalliğe daha kolay mecra olan video art gibi alanlara sıkışmış birtakım temaları, söylemleri, en önemlisi de imgeleri sinema perdesine, sinema salonlarına taşıması bile kendi başına bir şey.

Sebastián Lelio’un şahane filmi Gloria mesela, elinde içkisi erkeklerle flört eden, deli gibi dans eden, dilediğiyle sevişen elli yaş üzeri bir kadın karaktere hayat verişiyle coşku uyandırmıştı – 2013’te! Andrew Haigh’in 45 Yıl’ı
(45 Years, 2015) altmış yaş üzeri çiftin sevişme sahnesini perdeye taşımasıyla konuşuldu – 2015’te! Engelli bir karakterin cinselliğini temsil etme biçimiyle anabileceğimiz
bu tür filmler geliyor mu akla? Böyle bir koca boşluğun orta yerinde sinemayı norm dışına bu kadar açıp mecrayı bu kadar radikalleştirebilen Dokunma Bana gibi bir filmi önemsememek mümkün mü?

Birinin yardımı olmadan hiç hareket edemeyen Christian, çocukken terapistine “bazen, bedensiz bir şekilde oradan oraya taşınan bir beyin gibi hissediyorum” dediğini anlatıyor. “Cinselliğin hazzıyla tanışana kadar böyle hissettim” diyor. Hiç sorunsuz çalışan organlarından biri olan penisini çok sevdiğini söylüyor. Filmde Christian ile eşinin çırılçıplak uzanmış birbirlerine dokunmalarını izliyoruz, Christian’a bir beyinden ibaret olmadığını öğreten penisini de görüyoruz. Dokunma Bana kültürel olarak aseksüel ilan edilen, cinsel hayatı yok sayılan, varsa da gözlerden ırak olsun istenen bir grup insanın bedenlerini çırılçıplak hâlde, cinselliklerinden arındırmadan kadraja alıyor, izlenir kılıyor. Bunu yaparken de, yaşlı kadın bedenini, engelli bedeni, trans bedeni bu bağlamda yan yana getiriyor.

Normal kabul edilmeyi değil normu yıkmayı arzulayan; kendisini değil onu dışlayanı dönüştürmeye soyunan; sorunun kendisinde değil onu sorun ilan eden bakışta olduğuna işaret eden, normallik rejimlerini karşısına alışıyla son derece kapsayıcı hâle gelen kuir duruştan besleniyor Dokunma Bana; ve dahası, bu kuirliği daha da kapsayıcı bir yere doğru çekiyor. ‘Yaşlı kadın’ı da kuir olarak konumlandırıyor, ‘sakat’ı da.

Filmin başında, bir ‘mekanizmanın’ kurulduğunu görüyoruz. Önce kamera tripodun üzerine yerleştiriliyor. Sonra kameranın objektifinin önüne bir çerçeve konuyor. Çerçevenin içindeki camda belli belirsiz yönetmen Pintilie’nin yansıması görülüyor. Camın arkasına siyah
bir materyal yerleştirilince cam pürüzsüz bir ekrana/aynaya (?) dönüşüyor. Film evreninde oryantasyon sarsıcı bir düzenek: Kameranın arkasındaki yönetmen kamera önüne geçiyor, ama aynadaki yansımasıyla. Film boyunca
o çerçeveye karakterlerin yerleştiği de oluyor, yönetmenin çerçeve-içi konumdan ayrılıp karakterlerin yanına geçtiği de. Diğer yandan en mahrem anlarda dahi ortamda kameranın var olduğu özellikle açık ediliyor, izleme/izlenme ilişkisinin sürekli altı çiziliyor. Filmde dokunma duyusu üzerinden gerçekleşen temas kadar önemli bir yere yerleştiriliyor görme duyusu üzerinden yaşanan temaslar. Bakma/bakamama, bakılma/bakılamama, görünür olma/ olmama, izleme/izlenme hâlleri ve konumları, değişip dönüşen, yer değiştiren bir şekilde filmin merkezinde hep.

Tómas grup terapisi sırasında Christian’ın yüzüne, vücuduna uzun uzun dokunduktan sonra, değerlendirme yaparken, özellikle ağız bölgesine dokunurken tuhaf hissettiğini, Christian’ın ağız çevresindeki salyaları hissetmekten rahatsız olduğunu Christian’a dürüstlükle anlatıyor. Christian’la ilk kez tanıştığımız bu sahne Tómas için olduğu kadar, bizim için de zor bir deneyim. Tómas rahatsız olarak ama rahatsızlığından dolayı geri çekilmeyerek ve rahatsızlığını gizlemeyerek Christian’a dokunmayı öğrenirken, izleyiciye de aynı deneyim dokunma yerine bakma üzerinden yaşatılıyor. Film ilerledikçe bakmayı öğrenmiş hâlde buluyor insan kendisini. Bu ilk terapi sahnesindeki gerilimin artık ortadan kalktığını fark ediyor bir noktada. Bu anlamda izleyicisine zor bir deneyim yaşatarak onu bu deneyimi neden zor bulduğu üzerine düşündürmek gibi bir yerden kurmuyor etkisini film. Tam tersine, ilk anda zor gelen bir deneyimi giderek dönüştürüyor. Christian’la ilk tanışma ânında yaşanan zorlanma duygusundan, Christian’a bakmaktan duyulan rahatsızlıktan utanmasına izin vermiyor izleyicisinin. Tómas’ın yorumları üzerinden dolaylı olarak ama açıkça dillendiriliyor ve zamanla aşılıyor bu his. Bu anlamda sinemada bir tür bakış terapisi uygulamaya kalkıştığı söylenebilir filmin –ve bunu başardığı.


Dokunma Bana, 22 Haziran 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.