Şu An Okunan
Ölümcül Oyun: Göbek Bağı

Ölümcül Oyun: Göbek Bağı

Severin Fiala ve Veronika Franz’ı bir anda korku türünün en heyecan verici yönetmenleri arasına sokan 2014 tarihli Ölümcül Oyun (Ich Seh Ich Seh), ‘özgür olmak’ ile ‘birine bağlanmak’ arasındaki gerilimden besleniyordu. 


Bu yazı, Altyazı’nın Nisan 2016 tarihli 160. sayısında yayımlanmıştır.


Sıklıkla son yılların en orijinal korku filmlerinden birisi olduğu dile getirilen Ölümcül Oyun’un alışıldık bir tür sineması örneği olmadığını belirtmekte fayda var. Filmin anlattığı hikâye daha ziyade kayıp, keder ve bunların yol açtığı travma üzerine kurulu. Ancak yönetmenler Veronika Franz ile Severin Fiala bu temaları, Ulrich Seidl ve Michael Haneke gibi isimlerle tanıdığımız Avusturya sinemasından alışık olduğumuz şekilde, ziyadesiyle rahatsız edici bir anlatımla işliyorlar. Böylece Ölümcül Oyun’un dramatik öyküsü domestik bir kâbusa, diken üzerinde bir film izleme deneyimine kaynaklık ediyor.

Filmin neredeyse tamamı kırsalda bir villanın içinde ve üç karakter arasında geçmekte: ikiz kardeşler Elias ve Lukas ile yüzü sargılar içindeki anneleri. Öykünün bazı kilit noktaları muğlak bırakılmış. Annelerinin çok büyük bir ameliyat geçirdiğini, yüzünün bu yüzden sargılar içinde olduğunu söylüyor çocuklar kendi aralarında konuşurken. Film ilerledikçe bir kazadan bahsediliyor ama bu kazanın ne zaman ve nasıl gerçekleştiği bir sır olarak kalıyor. Ancak en önemlisi, anne, çocuklarından birisini sürekli görmezden geliyor. İkizlerden Lukas’ın söyledikleri annede hiçbir tepki yaratmıyor.

Bu durum hikâyedeki en önemli dramatik çatışma olsa dahi, söz konusu ‘orada olmama hâli’ çok dikkatlice seyirciden gizlenmiş bir sürpriz değil. Film, izlediklerimiz olup biterken Lukas’ın gerçekten mekânda olmadığını sezdirecek bir sürü hamle yapıyor. Maksat bir sürprizle seyirciyi şaşırtmaktan çok, bu durumun hangi ihtimallerden kaynaklanıyor olduğuna dair sürekli düşündürmek ve filmin rahatsız edici atmosferini bu şekilde güçlendirmek.

Acaba söz konusu kazada Lukas ölmüş müdür? Eğer öyleyse bu kaza tam olarak nedir? Annenin veya Elias’ın bir kabahati var mıdır? Yoksa Lukas aslında hiç var olmamış, ‘hayali arkadaş’ benzeri bir ‘hayali kardeş’ midir? Tüm bu ihtimaller kafamızda dolanırken, hikâyeyi çocukların bakış açısından takip ediyoruz. Bir süre sonra Lukas’ın gerçekte olup olmadığı önemsiz hâle geliyor. Dış dünyadan uzak bu eve adeta hapsedilen çocukların, bir süre sonra yüzü sargılar içindeki annelerinden korkmaya başlamalarına biz de ikna oluyoruz. Belki de endişelerinde haklılar; gerçek anneleri değil bu kadın.

Film sürekli bu gibi olasılıkları gündeme getirerek ve onları inandırıcı kılacak ipuçlarını bize sunarak hikâyenin belirsizliğini koruyor. Daha önce söylediğimiz gibi bu belirsizlik filmin rahatsız ediciliğini besliyor. Tanıklık ettiğimiz anne/çocuk ilişkisindeki gerginlik gitgide artarken, karakterlerin bu sosyal rollerin dışında davranmalarının ve birbirlerine zarar vermelerinin gayet mümkün olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Önceleri annenin güçlü olduğu bir ilişki söz konusuyken, çocuklar da gizlice savaş baltalarını hazırlıyorlar. Bir süre sonra evin içinde anne ve çocuklar arasında gerçekten bir savaş başlıyor. Bu noktadan sonra film psikolojik gerilimden ‘bedensel korku’ya, yani beden üzerinden endişe uyandıran bir korku filmine dönüşüyor. 

Film bazı soruların cevabını bize net olarak vermese bile, temelindeki kavramın ‘kayıp’ olduğu çok açık. Lukas’ın yokluğunun annede ve Elias’ta yarattığı etkinin filmini izliyoruz. Anne ve oğulun bu durumu katlanılır kılmak için uydurdukları oyunların giderek onların gerçeklikle bağlarını nasıl kırdığını, dış (ya da gerçek) dünyadan nasıl koptuklarını görüyoruz. Dolayısıyla Ölümcül Oyun bir anlamda kayıpla baş etme, daha doğrusu ‘edememe’ filmine dönüşüyor.

Lukas’ın yokluğunun diğer karakterler üzerindeki etkisini, çocuğunu kaybeden bir anne ve kardeşini kaybeden bir çocuğun travması şeklinde ele alabiliriz. Ancak film, hikâye dünyası içinde bize anlattığı kaybın ötesinde, anne ve çocuk arasındaki bağın kopuşu veya kaybedilmesiyle ilgili bir noktaya doğru da ilerliyor. Özellikle finale doğru annenin bedeni üzerinden gerilim yaratılan sahnelerde sürekli bir kesme eylemi olması, göbek bağının kesilmesini ve anneyle bağın kopmasını da akla getiriyor ister istemez. Bir rüya sahnesinde çocukların annelerinin karnını açmaları ve buradan dışarıya bir sürü böcek çıkması da benzer bir etki yaratıyor. Bu gibi sahneler çocuğun anneden bağını koparma çabasını akla getirdiği gibi, bir kadının çocuk sahibi olmak veya doğumla ilgili kâbusları şeklinde de yorumlanabilir. Her iki ihtimal de Ölümcül Oyun’un aile kurumuna pek olumlu bir yerden bakmadığının göstergeleri.

Simetri

Filmin yönetmenlerinden Veronika Franz, Ulrich Seidl’ın eşi ve çoğu filminin ortak senaryo yazarı. Seidl da Ölümcül Oyun’un yapımcısı. Dolayısıyla Ölümcül Oyun’da yönetmenlik anlamında Seidl’ın sinemasına yakın kimi unsurlar bulmak çok da şaşırtıcı değil. Özellikle filmin bazı sahnelerinde donmuş bir fotoğraf karesi veya bir tabloyu andıracak şekilde çerçevelenmiş insanlar Seidl filmlerini akla getiriyor. Ölümcül Oyun’un bu tür kadrajlarla neredeyse saplantılı bir şekilde simetrinin altını çiziyor olması filmin rahatsız ediciliğini arttırıyor. Ana karakterlerin ikiz kardeşler olması da simetri için iyi bir malzeme sağlıyor elbette.

Hazır simetri demişken, tekrar filmin esas meselesine, yani kayıp olgusuna dönebiliriz. Ölümcül Oyun hem metinsel düzlemde hem de görsel olarak bu temanın karşılıklarını eksiksiz şekilde bulan bir film. Doğumla birlikte annenin bedeninden kopmakla başlayan ‘ayrılık’ların yarattığı travmaları ve birisine bağlı olmadan yaşayamamayı, bunun en uç noktası olan ikizlik hâli üzerinden anlatıyor. Bu metinsel unsurlar ve filmin görsel yapısındaki simetri takıntısı kusursuz şekilde birbiriyle örtüşüyor. ‘Özgür olmak’ ile ‘birine bağlanmak’; birbiriyle çelişen bu iki büyük arzu arasındaki çatışmanın yol açtığı korku Ölümcül Oyun’un da merkez noktasında yer alıyor. Anneden kopmak ama bir yandan da annenin yokluğundan endişe duymak… Bu modern korku sineması örneğinin bu kadar fazla izleyiciyi derinden etkilemesinin ardında kuşkusuz en temel korkularımıza bu derece başarıyla temas etmesi, daha doğrusu bu açık yaraya parmağını bastırıp, yavaş yavaş içeri girerek onu kurcalaması yatmakta.


Ölümcül Oyun, 19 Şubat 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.