Şu An Okunan
Satıcı: Suçlu Kadınlar

Satıcı: Suçlu Kadınlar

Satıcı

Asghar Farhadi’nin Fransa’da çektiği Geçmiş‘in ardından gözünü yeniden ülkesine diktiği filmi Satıcı, ‘Satıcının Ölümü’nü sahneye koymakta olan genç bir çiftin dünyasına odaklanıyor. Farhadi filmlerinin alamet-i farikası olan bakış açısı çeşitliliği üzerinden şekillenen film kadın perspektifine yer verme bakımından soru işaretleri barındırıyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Şubat 2017 tarihli 169. sayısında yayımlanmıştır.


Asghar Farhadi kendi yazıp yönettiği filmlerinde, büyük kısmı tek mekânda geçen hikâyeler üzerinden birer modern İran panoraması sunar. Öncelikle bir olay bomba gibi düşer ortaya ve seyirci kimin suçlu, kimin mağdur olduğu konusunda taraf tutmaya itilir. Ev bir suç mahalli hâline gelmiştir. Yeni gelişmeler, bilgiler ışığında durumlar ve ilişkiler her an değişir, giderek karmaşıklaşır. Durdurulamayan, birbirini tetikleyen olaylar zinciri üzerinden tüm bir ülkenin hukuk sistemi, gündelik hayatı, aile yapısı, kadınların toplumdaki konumu, sınıflar arası ilişkiler ele alınır. Seyirci haklılık meşalesini bir karakterden alıp diğerine verirken, vicdanın içinden çıkamayacağı, hukuk sisteminin de çözemediği karmaşık bir tabloyla karşı karşıya kalır sonuçta. Herkes, her olay birbirine ayırdedilemez ve sürekli bir devinim içinde olan bağlarla kenetlenmiştir. Bir evin sınırları içinde, bir ülkenin hikâyesini izleriz.

Farhadi’nin en büyük başarısı, kâğıt üzerinde cevabı netmiş gibi görünen sorunlara dair çok yönlü bakış açıları sunarak, mutlak doğrunun elde edilemezliğini ortaya koyması. Bunu, hem güçlü mizansenlerle insani olanı ön plana çıkararak yapıyor hem de bir dedektif gibi doğru yargıya ulaşmaya çalışan izleyiciyi, zamanlaması mükemmel sürprizlerinin ikna ediciliğiyle türlü tuzaklara düşürüp, onun fikriyle sürekli oynayarak. Matematiği tıkır tıkır işleyen iniş çıkışları, su gibi akan diyaloglarıyla gerilimi düşürmeden izleyiciyi her daim diken üstünde tutan bir tempo yakalıyor.

Satıcı

Ancak bu değişik bakış açılarının toplamda bıraktığı etkinin bir muhasebesi yapıldığında, kötü olaylardan sorumlu ve suçlu olma açısından, nedense terazinin kadınlar tarafı hep biraz daha ağır basmakta. Seyircinin karakterlerle duygusal bağının yönetmen tarafından bu denli manipüle edildiği bu anlatılarda kadın karakterlerin maruz kaldığı suçlayıcı tutum, ister istemez dikkat çekiyor. Yönetmenin ilk filmlerinde daha az hissedilen bu ayrım, Geçmiş’te (Le Passé, 2013) epey rahatsız ediciydi. Filmin yediden yetmişe tüm kadınları ya sinir hastası, ya yalancı, iyi ihtimalle entrikacı ve dengesizdi: Başkasıymış gibi yapmak, bir adamın sevgilisiyle yazışmalarını karısına yollamak, intihara teşebbüs etmek, hiçbir evliliğinde dikiş tutturamamak, çocuklarını dövmek bazı eylemleriydi bu kadınların. Buna karşın adamlar, sorun çözücü ya da tamir edici bilge konumundaydı. Farhadi’nin yeni filmi Satıcı’da (Forushande, 2016) da benzer bir problem söz konusu. Filmin ana olayı bir kadının uğradığı saldırı ama yönetmenin kadınlara, kadın perspektifine en az yer verdiği filmi bu aynı zamanda.

Rana ve Emad, ‘Satıcının Ölümü’nü sahneye koymakta olan oyuncu, genç bir çift. Rana yeni taşındıkları evde, kocası geldi sandığı için kapıyı aralık bırakıyor ve bir adamın saldırısına uğruyor. Sonrasında olayı geride bırakmak, evden taşınmak, polisi de işe karıştırmamak istiyor. Ancak Emad saldırıyı yapanı bulmadan ve onu kendince cezalandırmadan rahat etmeyecek. Film aslen, karısının uğradığı saldırının Emad’a yaptığı etki üzerine. Onun kişisel intikam peşinde, kendini önce dedektif, sonra polis ve yargıç ilan etmesini, orta sınıfa mensup bir entelektüel, öğrencilerinin sevdiği bir hoca, saygı gören bir oyuncudan, tokat atarak kendince adalet sağlayan bir adama dönüşmesini anlatıyor.

Kadınların Sessizliği

Farhadi filmlerinin alamet-i farikası olan bakış açısı çeşitliliğinin burada kadınlar tarafındaki noksanlığını, Rana’nın mahremiyetine saygı amacıyla, saldırının detaylarına girmekten kaçınmak olarak algılamak mümkün olabilirdi. Ya da bunun, kadınların örtünmek, mümkün olduğunca görünmez olmaya çalışmak ve ses çıkarmamak durumunda olduğu bir topluma dair teşhisi pekiştirmenin bir yolu olduğunu söyleyebilirdik. Ancak yönetmenin o meşhur manipülasyon maharetini, izleyenin saldırganı bile anlama ve onu affetmesini sağlamaya çalışma yönünde kullanması, Rana’nın bakışının eksikliğini fazlasıyla hissettiriyor. Sessizliğiyle de çok güçlü bir kadın belki ama bu yine de yetersiz. Özellikle de filmin son bölümü tamamen, saldırganın mağdur durumda bir aile babası, “onur”unu kaybetmek üzere olan zavallı yaşlı bir adam olarak gösterildiği, duygu sömürüsü yapan sahnelere ayrıldığı için.

Satıcı

Buna karşın film, Rana’yı sevimsiz ve sorumlu göstermekten hiç çekinmiyor. Başta zaten kendisi tedbirsizlikle kapıyı açık bıraktığı için başına geliyor bu olay. Daha sonra da anlayışlı kocasının çözüm önerilerine burun kıvıran, sürekli şikâyet eden, işleri yokuşa süren bir kadın olarak resmediliyor. Ellerindeki tek ipucu olan saldırganın pikabını yine Rana yüzünden kaybediyorlar. Yetmiyor, saldırganın eve girme sebebi olarak, daha önce orada yaşamış olan ‘hayat kadını’ da suçlamalardan nasibini alıyor. Buna karşılık, filmin başında yaşadıkları bina çökerken tüm komşuları kurtarmaya koşan Emad, sorun çözücü ve kurtarıcı rolünde. Tiyatroda sansürle, okulda öğrencilerinin gençlik ateşleriyle boğuşuyor. Tek sorunu, karısını bir türlü mutlu edememesi. Tıpkı ‘Satıcının Ölümü’nün başkahramanı Willy Loman gibi. Emad sahnede “Ben bir hiçim!” repliğini gözleri dolu dolu, Linda rolündeki karısına haykırdığında, aslında karısının uğradığı saldırı karşısındaki yetersizliğinin derdinde.

‘Satıcının Ölümü’ oyunu ile film arasında bu tip başka geçişler de mevcut. Çoğu oldukça yüzeysel olan bu bağlar, filmin en zayıf yanlarından biri. Oyunda Willy’ye yardım etmeye çalışan Charley’yi canlandıran arkadaşlarının, gerçek hayatta da çifte yardımcı olması gibi, filme pek faydası olmayan, kör kör parmağım gözüne paralellikler. Ancak Willy’yi, başarısızlığı takıntı hâline getirmiş, kafayı ailesini hayal kırıklığına uğratmış olmaya takmış ve kendisini bu uğurda feda etmiş bir sistem mağduru olarak düşünürsek, Farhadi’nin neden bu oyunu seçtiğini, Emad’a neden bu rolü oynattığını ve bu filmle ne yapmak istediğini daha net bir şekilde anlayabiliyoruz. Sonuçta izleyici, saldırıya uğrayan kadın olsa dahi, yine kadına kendini suçlu hissettiren bu sistemin ne kadar sorunlu olduğundan çok, bu ahlak anlayışı ve hukuk sisteminin “kurban”ı olan adamların iktidar krizleriyle geçirmiş oluyor vaktini.


Satıcı, 12 Ağustos 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.