Şu An Okunan
Altın Portakal Günlükleri 2021 #3: Okul Tıraşı ve Anadolu Leoparı

Altın Portakal Günlükleri 2021 #3: Okul Tıraşı ve Anadolu Leoparı

Ferit Karahan

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma’sının üçüncü gününde, her ikisi de uluslararası festivallerden ödüllü iki film izleyiciyle buluştu: Ferit Karahan imzalı Okul Tıraşı ve Emre Kayiş’in ilk uzun metrajı Anadolu Leoparı.

Altın Portakal’da Ulusal Yarışma’nın üçüncü gününde, uluslararası festivallerde ilgiyle karşılanan iki filmin Türkiye prömiyerleri yapıldı. 2013 yılında Altın Portakal’ı Ramin Matin’in Kusursuzlar’ıyla paylaşan Cennetten Kovulmak’ın yönetmeni Ferit Karahan’ın yeni filmi Okul Tıraşı, Mart ayında çevrimiçi düzenlenen Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde ilk kez izleyici karşısına çıkmış, burada kazandığı FIPRESCI Ödülü’nün ardından pek çok festivali dolaşmıştı. Doğu Anadolu’nun dağlık bir bölgesindeki yatılı okulda geçen film, öğrencilerden birinin rahatsızlanmasıyla başlayan olaylar silsilesini gerilim yüklü bir anlatıya dönüştürüyor. 

Okul Tıraşı, aktüel kamera kullanımı ve dinamik bir kurguyla, yatılı okulun gündelik hayatını bir tür kışla ya da hapishane rutini şeklinde yansıtarak başlıyor. Okuldaki baskıcı düzen, banyo saatinde yaşanan ufak bir kavganın sert bir cezayla sonuçlanmasına yol açıyor. Ardından öğrencilerden birinin hastalanması, başlangıçta öğretmenlerin çok da ciddiye almadığı bu rahatsızlığın giderek kötüleşmesi ve hava şartları nedeniyle yolların kapanmasıyla işler adım adım içinden çıkılmaz hâle geliyor. Karahan dış dünyadan yalıtılmış bu mikrokozmostaki iktidar mekanizmasını ve ilişkiler ağını, her bir parçası çürümüş bir toplumsal yapıya dair bir alegori olarak kurguluyor. Müdürden öğretmenlere, okul çalışanlarından öğrencilere herkesin yalnız ve yalnız kendi çıkarını korumaya çalıştığı, her aşamada yeni yalanların, bencilliklerin ortaya saçıldığı riyakâr ve acımasız bir dünya burası. Merkezî iktidar ise her türlü uzantısına rağmen buradaki etkisi sınırlı, umursamaz ve kifayetsiz bir hayaletten ibaret. Tabii işin içinde “Kürt bölgesi yoktur” diyen öğretmenler, Türkçe bilmeyen öğrencilere yapılan muamele ve yemekhanede askerî bir disiplinle okunan “yemek duası” gibi unsurlar üzerinden, resmî ideolojinin süregiden ırkçı ve baskıcı yapısına dair bir boyut da var. 

Tüm bunlar, Okul Tıraşı’na Türkiye toplumunun ve siyasi yapısının tamamına yönelik sert bir eleştiri niteliği kazandırıyor. Öte yandan, her biri sorumluluğu üzerinden atmaya çalışan karakterlere filmin yaklaşımı, her birinin kendince haklılıklarını ve acizliklerini ortaya koyma biçimi, tüm bu baskıcı toplumsal çerçevenin gerçek faillerini görünmezleştirme gibi bir riski de beraberinde getiriyor. Film daha geniş bir izleyici kitlesinin karşısına çıktığında derinlemesine tartışılacak konulardan biri de bu olabilir.

Karahan’ın filminin en kuvvetli yönlerinden biri de, baştan sona koruduğu gerilim duygusunu sık sık ince, mizahi anlarla kesintiye uğratması. Yönetmene göre söz konusu anların amacı, seyircinin bir adım geri çekilip filmin tasvir ettiği dünyaya dışarıdan bakmasını sağlamak. Son olarak, oyuncu kadrosunun genel olarak iyi performanslar ortaya koyduğunu, özellikle çocuk oyunculardan Samet Yıldız’ın filmin duygusal etkisinde önemli pay sahibi olduğunu da belirtelim.

Anadolu Leoparı
Anadolu Leoparı

Birkaç hafta önce dünya prömiyerini yaptığı Toronto Film Festivali’nden FIPRESCI ödülüyle dönen Anadolu Leoparı, Ulusal Yarışma’nın en merakla beklenen filmlerinden biriydi hiç kuşkusuz. Kısa filmleriyle tanıdığımız ve son olarak BluTV özel yapımı Alef’in (2020) senaryosuna imza atan Emre Kayiş’in bu ilk uzun metrajı, bir eğlence parkına dönüştürülmek üzere yabancı sermayeye satılması gündemde olan Ankara Hayvanat Bahçesi’nin müdürü Fikret’i (Uğur Polat) odağına alıyor. Orayı evi gibi gören çalışanları birer birer işten çıkarılan, hayvanları yavaş yavaş başka yerlere taşınan hayvanat bahçesi, tarihe karışmak üzere olan köklü bir mekânın hüznünü taşıyor. Söz konusu satışın bir an önce yapılmasının önündeki en önemli engel ise, filme adını veren ve soyu tükenmek üzere olan yaşlı bir Anadolu leoparının burada bulunması. Filmin temel çatışmasının çıkış noktası da, leoparın nasıl olduğunu ancak tahmin edebildiğimiz ölümü ve Fikret’in bu ölümü resmî görevlilerden gizleme tercihi.

Fikret, temel özellikleri açısından Yeni Türkiye Sineması’nın kalıplaşmış erkeklerine yakın duran bir karakter: Yalnız, içine kapanık, efkârlı bakışlarla sürekli sigara içen bir adam var karşımızda. Müdavimi olduğu barda, iş vesilesiyle yıllar sonra yeniden karşılaştığı eski arkadaşlarının yanında ya da nikâh şahitliğini kabul ettiği çalışanının düğününde, dışarıdaki dünyanın akışıyla onun içsel zamanı arasındaki kontrast sürekli vurgulanıyor. Bu yalnızlıkla soyu tükenmekte olan Anadolu leoparının kaderi arasında da bir paralellik var elbette ve bu paralelliğin altı giderek daha kalın çizgilerle çiziliyor. Hattâ bu karşılaştırmayı bizzat Fikret’in ağzından da duyuyoruz bir noktada. Filmin süslü diyaloglar üzerinden aktardığı şeyler Fikret’in aforizmalarıyla da sınırlı kalmıyor: Yan karakterler arasında Narcissus miti üzerinden kibir ve tevazu üzerine uzun söylevler çeken bir savcı (her zamanki gibi çok iyi olan Tansu Biçer), emeklilik hayallerini uzun uzadıya anlatan bir polis amiri ve bir başka hayvanat bahçesinin Divan şiirinden dizeler alıntılayan bilge yöneticisi gibi karakterler de var.

Fakat filmin esas problemi, Fikret’in bireysel yalnızlaşmasının arka planına yerleştirdiği toplumsal bağlama dair sözünde ortaya çıkıyor. ‘Yeni Türkiye’de yaşanan sert toplumsal dönüşümü, liberalleşme sürecini ve kültürel yozlaşmayı Arap sermayedarlar, paragöz belediye başkanı ve her şekilde yolunu bulan iş adamları üzerinden temsil eden film, Fikret’i ister istemez yerleştirdiği karşı kampı, yani ‘Eski Türkiye’yi yoğun bir melankoli duygusunun ötesinde temsil etmeye kalkışmıyor hiç. Bu da tıpkı Fikret gibi filmin de, günümüz Türkiye’sine dair keskin gözlemlerin karşı kutbuna tamamen muğlak bir “eski güzel günler”i koymasına yol açıyor. O ‘Eski Türkiye’de her şeyin tozpembe olduğu duygusu, filmin bugüne dair sözünü de zayıflatıyor ister istemez.

Ulusal Yarışma’da bu akşam Necip Çağhan Özdemir’in Bembeyaz ve Hakkı Kurtuluş ile Melik Saraçoğlu’nun Birlikte Öleceğiz filmleri seyirciyle buluşacak.


Berke Göl ve Ekrem Buğra Büte’nin Altın Portakal izlenimleri festival boyunca altyazi.net‘te. Günlüklerin tamamı için: ‘Altın Portakal Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.