Şu An Okunan
Antalya Günlükleri 2019 #4

Antalya Günlükleri 2019 #4

Altın Portakal’da sona yaklaşılırken Ulusal Yarışma’da Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er’in yönettiği Omar ve Biz, Ümit Ünal imzalı Aşk, Büyü, vs., Onur Ünlü’nün yeni filmi Topal Şükran’ın Maceraları ve Özkan Yılmaz’ın ilk uzun metrajı Soluk izleyiciyle buluştu.

Coşkun Liktor

56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’ya katılan filmler birer birer seyirciyle buluşmaya devam ediyor. Salı günü Türkiye prömiyerini yapan Omar ve Biz, ilk uzun metrajları Kara Köpekler Havlarken’den (2009) bu yana birlikte çalışan Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er ikilisinin yeni filmi. Dünya prömiyerini yaptığı Varşova Film Festivali’nde Ekümenik Jüri Ödülünü kazanan, TRT ortak yapımı, Kültür Bakanlığı destekli Omar ve Biz, göçmen düşmanı asker emeklisi İsmet ile komşusunun evinde kalan iki Suriyeli göçmen arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Filmin merkezindeki İsmet, bir karakterden ziyade Türkiye’de göçmenlere yönelik önyargıları temsil eden karikatürümsü bir figür. Filmin sonunda yaşadığı dönüşüm de inandırıcılıktan tamamen uzak. İsmet’in nefretinin hedefindeki Omar ve kız kardeşi Mariye’yi canlandıran oyuncuların gerçekten de Suriyeli göçmenler olduğu belirtiliyor filmin açılışında. Gösterimden önce yaptığı kısa konuşmada “biz bu filmi nefrete karşı çektik” diyen Maryna Er Gorbach’ın belirttiği gibi filmin iyi niyetle çekildiğine kuşku yok. Gelgelelim göçmenlerin geri plandaki silik, pasif figürlere indirgendiği, bu yüzden seslerinin hiç duyulmadığı Omar ve Biz, nefrete ve ırkçılığa karşı izleyicide derin ve dönüştürücü bir etki yaratmayı başaramıyor. Hâl böyleyken kartondan karakterler ve vicdanın önemini vurgulayan ders verir nitelikte başarısız diyaloglarla dolu, zayıf bir senaryoya sahip filmin bütün kusurları iyice göze batıyor.

Omar ve Biz

Ulusal Yarışma seçkisinin içinde anlatım tarzıyla parodiye yakın duran iki film var: Ümit Ünal’ın yazıp yönettiği Aşk, Büyü vs. ve Onur Ünlü’nün yeni filmi Topal Şükran’ın Maceraları. Dünya prömiyerini Salı günü yapan Aşk, Büyü vs., iki kadının yirmi yıl aradan sonra tekrar alevlenen tutkulu aşkını konu alıyor. Zengin bir milletvekilinin kızı olan Eren’in, yirmi yıldır görmediği Reyhan’ı bulmak için Büyükada’ya gelip onu hiç unutamadığını, hâlâ ona âşık olduğunu söylemesiyle başlıyor film. Eren’in çıkagelmesini, yıllar önce yaptırdığı bir büyünün etkisine bağlayan Reyhan’ın büyüyü bozdurmaktaki ısrarı, filmde bir dizi komik olaya zemin hazırlıyor. Dramatik değil, mizahi yönü ağır basan bir aşk filmi var karşımızda. Âşıklardan birinin zengin, diğerinin fakir olması, onların aşkına karşı çıkan ailelerin âşıkları ayırmak için elinden geleni yapması, tutkulu aşk mektuplarından okunan parçalar, ormanda ele ele koşmalar gibi aşk filmi klişelerini âdeta tiye alıyor Ümit Ünal’ın filmi. Aşk, Büyü vs. son tahlilde bir LGBTİ+ filminden çok Mavi En Sıcak Renktir (La Vie d’Adele, 2013) tarzı LGBTİ+ anlatılarının parodisi gibi duruyor. Görsellikten çok diyaloğa yaslanan film, bazı komik sahneler içerse de kulağa klişe ve yapay gelen diyalogların kısırdöngüsünde boğulmaktan kurtulamıyor.

Türkiye sinemasının en üretken isimlerinden Onur Ünlü’nün dünya prömiyerini Çarşamba günü yapan son filmi Topal Şükran’ın Maceraları ise melodram ve kara film gibi farklı türlerin parodisini yapıyor. Hattâ Bonnie ve Clyde (Bonnie and Clyde, 1967) gibi kanun kaçağı âşıkları konu alan filmler dahi parodiden payını alıyor. Entrikalardan ve aşk üçgenlerinden geçilmeyen, ihanetlerin, cinayetlerin ve intiharların birbirini kovaladığı filme mizahi bir ton hâkim. Birlikte olduğu herkese ölüm getiren Topal Şükran’ı bir femme fatale parodisi olarak görmek bile mümkün. Yönetmen önceki filmlerinden Put Şeylere’de (2017) yaptığı gibi bu son filminde de giriş-gelişme-sonuç kalıbıyla oynuyor: ‘Giriş’, ‘Gelişme’ ve ‘Sonuç’ başlıklı bölümlerden sonra film yeniden ‘Giriş’ adlı bir bölümle devam ediyor. Kendisini tekrar etmekten hoşlanmadığını söyleyen yönetmen, son filmini baştan sona diyalogsuz çekerek büyük bir risk almış ama bu riskin altından kalkmayı başarmış. Diyalog eksikliğini, filmin duygusal evrenine büyük katkı sağlayan ses bandı ve usta işi sinematografi gideriyor. Oyuncuların yüzüne odaklanan yakın planların yoğun olarak kullanıldığı filmde, sessiz sinema dönemini andıran abartılı oyunculuklar ve mimikler konuşuyor. Demet Evgar’ın başarılı performansıyla dikkat çeken film, sabun köpüğü kadar uçucu ama eğlenceli bir temaşa sunuyor.

Soluk

Çarşamba günü dünya prömiyerini yapan diğer Ulusal Yarışma filmi, Özkan Yılmaz’ın ilk uzun metrajı Soluk. Filmin büyük bölümü, hayatını çarçur ettiğini hisseden, kanserden ölmenin eşiğindeki Tamer’in evinde, kapalı bir mekâna hapsolmuş vaziyette geçiyor. Filmdeki diğer ana karakterler, Tamer’le ilgilenmeyi kendisine vazife edinmiş genç komşusu Aslı ve durumu ağırlaştığında Tamer’in bakıcılığını üstlenen, “cellat kılıklı” hastabakıcı Celil. Gelgelelim ne filmdeki üç ana karakter ne de bu karakterler arasındaki ilişkiler gerçeklik hissi veriyor. Bu iyi işlenmemiş, derinlikten yoksun karakterlerin ilgi çekici bir yanı olduğunu söylemek güç. Bilhassa robotu andıran o donuk, ruhsuz tavırlarıyla Celil, inandırıcı bir karakter izlenimi vermekten uzak. Filmin tekrarlardan ibaret, hiçbir yere varmayan, zayıf senaryosuna görsel açıdan zayıflığı da eklenince ortaya izleyiciyi tatmin etmekten uzak, seyir zevki düşük bir film çıkıyor.

Artık sonuna yaklaştığımız Ulusal Yarışma, Ali Aydın’ın Kronoloji ve Ali Özel’in Bozkır filmlerinin perşembe günü yapılacak gösterimiyle noktalanacak.

<<<

>>>

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.