Şu An Okunan
Toronto Günlükleri 2021 #5: Arthur Rambo, Yuni, Medusa, Paradis sale, Întregalde

Toronto Günlükleri 2021 #5: Arthur Rambo, Yuni, Medusa, Paradis sale, Întregalde

Arthur Rambo

46. Toronto Uluslararası Film Festivali sona ererken… Laurent Cantet’nin yeni filmi Arthur Rambo sosyal medya, fikir özgürlüğü ve iptal kültürü üzerine güncel tartışmalarla ilgili yeterince derinleşemeyen bir dram. Yuni ve Medusa ise biçim olarak birbirinden çok farklı ama tematik olarak yakın duran, baskıcı bir toplumda var olmaya çalışan genç kadınların mücadelelerine odaklanan filmler. Vahşi Oğlanlar ile bizde de epey hayran kazanmış Bertrand Mandico’nun Paradis sale‘i ise yönetmenden beklendiği gibi “cinsiyet bükücü” bir kuir western.

Laurent Cantet yeni filmi Arthur Rambo‘da, çıktığı bir televizyon programı sonrasında tek gecede sosyal medyada yıldıza dönüşen Cezayir asıllı genç yazar Kerim’in aynı hızla seyreden düşüş öyküsünü anlatıyor. Kerim’in yıllar önce Arthur Rambo adıyla açtığı sahte bir hesaptan dikkat çekmek için attığı homofobik, kadın düşmanı, anti-semitist bir üslup kullanan, Charlie Hebdo saldırısı ve benzer terör eylemlerini onaylayan tweet‘lerin ortaya çıkması ve Fransa’da olaya dönüşmesi de sadece birkaç saat sürüyor. İlginç sayılabilecek bu hikâyede Cantet’nin esas ilgilendiği mesele, sosyal medyada olumlu veya olumsuz yönde esen ani rüzgârlar ve etkileri. Belli ki Cantet her anlamda sosyal medyadaki eğilimlere şüpheci ve mesafeli yaklaşıyor. Zira Kerim’in aynı gecede baş döndürücü bir hızla kahramana dönüşmesi ve hemen ardından istenmeyen kişi ilan edilmesini bir devamlılık içerisinde sunuyor. Gelgelelim sosyal medya, fikir özgürlüğü ya da iptal kültürü gibi günümüzde çokça tartışılan konulara doğrudan bağlı olan bu hikâye ne yazık ki bir türlü yeterli derinliğe ulaşamıyor. Filmin kısa sayılabilecek süresi seyir deneyimini kolaylaştırıyor ama karakterin içinde olduğu ahlaki ikilem de 85 dakikada asla tam anlamıyla işlenemiyor. Dolayısıyla festivalde Platform Ödülü için yarışan Arthur Rambo için hayal kırıklığı demek pek yanlış olmaz.

Yuni
Yuni

Yine Platform yarışmasından Yuni ise bu yılki TIFF’in en beğenilen filmlerindendi. Laut Bercermin (2011) ve Sekala Niskala (2017) gibi önceki filmlerinde de kız çocuklarının çeşitli sorunlarla baş etme çabalarını anlatan Endonezyalı Kamila Andini, bu sefer daha sert ve karamsar bir hikâyeye yönelmiş. 17 yaşındaki Yuni liseyi bitirdikten sonra üniversiteye giderek iyi bir eğitim almanın hayalini kurmaktadır. Fakat evlerine kız istemeye gelenler eksik olmaz. Beraber yaşadığı şefkatli ama geleneklerine bağlı büyükannesi de Yuni’nin bir an evvel evlenmesinden yanadır. Diğer yandan devam ettiği okulda da baskıcı kurallar gitgide artar. Kız öğrencilere zorunlu bekâret testi getirilmesi tartışılmaya başlanır. Film, adını aldığı başkarakteri ve onun arkadaşları aracılığıyla bir grup genç kızın bu sistem içerisinde hayatta kalma çabasını başarıyla anlatıyor. Yuni ile hayran olduğu öğretmeni Damar arasındaki ilişki ve bir nevi sürpriz olarak final bölümüne saklanan Damar’la ilgili bir gelişme ise ne yazık ki filmin zayıf noktaları.

Medusa
Medusa

Baskıcı bir toplumda var olmaya çalışan genç kızlar demişken, ilk gösterimi Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gerçekleşen Medusa‘yı da atlamamak lazım. Anita Rocha da Silveira’nın ikinci uzun metrajlı filminde günümüz Brezilya sinemasının muhalif kanadının tanıdık öfkesi hemen hissediliyor. Film, kilise tarafından örgütlenen kadın çetelerinin “ahlaka aykırı” davranan hemcinslerini cezalandırdıkları bir Brezilya’da geçiyor. Giallo benzeri renk paleti ve imgeler dünyası sürekli korku ve fantastik gibi türleri çağrıştırsa da son derece gerçek sorunlardan bahseden Medusa, sadece kendi ülkesi değil tüm dünyada sağın yükselişinden endişe duyan bir yönetmenin imzasını taşıyor. Diğer yandan Silveira sanat tarihi ve mitolojiden aldığı referansları da başarıyla öyküsüne yediriyor. Fakat tüm bu niteliklerine rağmen Medusa‘nın çok ciddi bir sorunu da var: O bahsettiğimiz öfke bir türlü filmin ritminde kendisini hissettiremiyor. 127 dakika uzunluğundaki filmin gerçekten etkileyici final sahnesine geldiğimizde ne yazık biz seyircilerin sabrı da epey tükenmiş oluyor.

After Blue
Paradis sale

İlk uzun metrajlı filmi Vahşi Oğlanlar (Les garçons sauvages, 2017) ile toplumsal cinsiyet rollerini didikleyen Bertrand Mandico, yeni filmi Paradis sale‘de (After Blue) de benzer sularda yüzüyor. İnsanların mecburen dünyayı terk edip, After Blue isimli gezegene göçtükleri bir gelecekte geçiyor film. Fakat gezegenin havasının insan vücudundaki kıllara etkisi, tüm erkeklerin ölmesi ve sadece kadınların hayatta kalmasına sebep olmuş. Bu kadınlar kolonisinde, akranları tarafından sürekli dışlanan ve zorbalığa uğrayan Roxy’nin istemeden bir suçluyu serbest bırakması, annesi Zora ile birlikte cezalandırılmasına sebep oluyor. Anne ve kız söz konusu katili bulup öldürmek üzere gezegenin ücra köşelerine yollanıyorlar. Önceki filminden sonra şaşırtıcı olmayacak şekilde yine toplumsal cinsiyet rollerini tersyüz eden Mandico, kadın karakterler arasında geçen bir bilimkurgu western ile karşımızda. İlk gösterimi Locarno’da gerçekleşen ve burada FIPRESCI ödülü kazanan Paradis sale, çizgi romanlar, animasyonlar ve 80’li yılların video kliplerinin yanı sıra Barbarella‘dan (1968) Mad Max serisine, Vahşi Gezegen‘den (La planète sauvage, 1973) Liquid Sky‘a (1982) uzanan bir çeşitlilikte kült klasiklerini model alan bir kuir sinema örneği. Hem biçimsel hem de tematik oyunbazlığı gerçekten hayranlık uyandırıcı ama tıpkı Medusa gibi bu film de gelmek istediği yere ulaşmak için gerektiğinden fazla zaman harcıyor. Yine de yılın en orijinal filmlerinden birisi olduğunu mutlaka teslim etmek gerek.

Intregalde
Intregalde

Güncel Dünya Sineması bölümünde seyirciyle buluşan Radu Muntean’ın Întregalde‘ıysa dört başı mamur bir Romanya sineması örneği. Belediye için ücra köylere yardım taşırken ormanda mahsur kalan üç gönüllünün yaşadıkları, sadece Romanya toplumu özelinde değil evrensel anlamda önemli soruları hatırlatan bir hikâyeye kaynaklık ediyor. Yardımseverlik ve tahakkümün sürekli yer değiştirdiği bu durum, çok iyi bir senaryo matematiğiyle kuruluyor. Gerçekten de hiçbir şeyin zorlama durmadığı, çok yerinde bir zamanlaması var senaryonun. Fakat Întregalde‘ın tek meziyeti çok iyi yazılmış senaryosu değil. Muntean mekânı da başarıyla kullanarak karakterler arasındaki gerilimin görsel karşılığını yakalıyor. Întregalde kesinlikle yılın en iyi filmlerinden birisi.


46. Toronto Film Festivali’ni takip eden Engin Ertan’ın festival izlenimleri Altyazı’da. Günlüklerin tamamına ulaşmak için tıklayın: Toronto Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.