Şu An Okunan
Venedik Günlükleri 2019 #5

Venedik Günlükleri 2019 #5

Venedik Film Festivali’nde ana yarışma, Yonfan’ın büyüleyici animasyonu No. 7 Cherry Lane, Roy Andersson’un yeni filmi About Endlessness ve Jerzy Kosinski uyarlaması The Painted Bird’le devam etti.

Her zamanki gibi bu yıl da yıldız oyuncularla dolu iddialı filmler, Venedik Film Festivali’nin ilk hafta sonuna hâkimdi. Uluslararası basının ilgisi festivalin ilk günlerinde daha yüksek olduğundan kâğıt üstünde büyük görünen filmler festivalin hemen başında gösteriliyor, dolayısıyla bunda şaşılacak bir durum yok. Buna karşın benim için festivalin en iyi filmlerinden bazıları bu ilk karmaşa sona erdikten sonra izleyici karşısına çıktı. Bunların başında on yıldır film yapmayan Yonfan’ın Venedik’e dönüşü niteliğindeki No. 7 Cherry Lane geliyor. Daha önce hiç animasyon çekmemiş ve animasyonu pek de sevmediğini söyleyen bir yönetmenin yetmişinden sonra ilk kez bir animasyona imza atması şaşırtıcı kuşkusuz. Ama bu film alışıldık anlamda bir animasyon değil, daha çok özenle tasarlanmış tablolar üzerinde ağır ağır gezinerek izlediğimiz bir “hareketli resim.” İngilizcede ‘film’ anlamında kullanılan ifadelerden biri motion picture. Yonfan’ın çalışması bu tanıma yeni bir boyut kazandırıyor, zira filmin neredeyse tamamı yavaş yavaş hareket eden rüyavari resimlerden oluşuyor. Bu ağır çekim etkisi yalnızca beklenmedik bir biçimsel tercih değil. Aksine, biçim ve içeriğin birbirini çok iyi tamamladığını belirtmek gerek çünkü filmin işlediği temalar arasında nostalji başı çekiyor. Sözünü ettiğim ağır ağır süzülme hâli, bir başkasının aynı anda hem çok canlı hem de çok uzak olan hatıraları arasında dolanmaya eşdeğer, tuhaf bir his bırakıyor izleyicide; âdeta nostaljiyi dokunulur kılıyor.

Yonfan’ın özlem ve sevgiyle betimlediği dönem 1967 yılı, yani Hong Kong’daki anti-sömürgeci ayaklanmaların hemen öncesi. Yönetmen dönemin Cinayeti Gördüm (Blow-Up, 1966) ve Aşk Mevsimi (The Graduate, 1967) gibi ünlü filmlerine atıfta bulunuyor, hatta Simone Signoret’nin klasik filmlerinden bazı bölümleri animasyon olarak yeniden yaratıyor. Filmin edebiyat öğrencisi olan başkarakteri, Proust’un eserleri ya da Jane Eyre hakkında uzun uzun konuşuyor. İlham kaynaklarına belli belirsiz selam göndermekle yetinmeyen, çekincesizce sinema ve edebiyatla haşır neşir olan bir film var karşımızda.

Filmin önemli bir kısmı tarifi zor rüya sahnelerinden oluşuyor ama edebiyat öğrencisi Fan’ın ilişkilerini takip eden bir hikâye akışı da söz konusu. Fan hem özel ders verdiği Mei Ling’le hem de Mei Ling’in annesi Bayan Yu ile aşk yaşıyor. İki kadının birbirlerini inciteceğini bildikleri tutkularıyla baş edişleri ve Fan’ın aynı anda iki kadın (ve diğer yan karakterler) tarafından arzulanmaktan aldığı zevk, filmi aşk ve arzunun farklı yüzleri hakkında bir incelemeye çeviriyor. No. 7 Cherry Lane’in alışılmadık animasyon stili ve rüyalar arasında gidip gelen yapısı eleştirmenleri keskin biçimde ikiye böldü ama kendi adıma her karesi nefes kesici biçimde tasarlanmış bu şaşırtıcı ve tutkulu filmden büyük keyif aldığımı söylemeliyim.

Deneysel sayılabilecek belgeselleriyle tanınan İtalyan yönetmen Pietro Marcello, Jack London’ın aynı adlı romanından uyarladığı Martin Eden’da, klasik bir sınıf atlama öyküsünü akılda kalıcı imgeler vasıtasıyla anlatıyor. Filmin başında eğitimsiz ve fakir bir denizci olan Martin, sayısız reddedilişin ve uzun uğraşların ardından politik eserleriyle ünlü bir yazar hâline geliyor. Filmin büyük bölümünde şiirsel arşiv görüntülerini ve ustaca çekilmiş kurmaca bölümleri başarıyla harmanlayan yönetmen büyük bir kırılmanın yaşandığı son yarım saatte karakterin psikolojisini derinlemesine inceleyemiyor maalesef. Aceleye gelmiş son bölümü sebebiyle filme bütünlüklü bir başarı demek güç ama Martin Eden sınıf bazlı eşitsizlikleri betimleme ve farklı ideolojilerin çatışması arasında kendisine bir yol çizmeye çalışan başkarakterini güçlü biçimde perdeye taşıma konusunda son derece başarılı. Marcello’nun tanıdık bir öykü anlatan klasik romanı sinemasal açıdan taze hâle getirebilmesi, kültürel spesifikliğini yitirmeden filmine zaman dışı ve evrensel bir doku kazandırabilmesi de takdire şayan.

Çok uzun aralıklarla film çektiği için her yeni çalışması merakla beklenen Roy Andersson’un yönettiği About Endlessness (Om det Oändliga) da Venedik’te seyirciyle buluştu. Andersson’un beş yıl önce Altın Aslan kazanan İnsanları Seyreden Güvercin’den (En Duva Satt på en Gren och Funderade på Tillvaron, 2014) bu yana yaptığı ilk film olan About Endlessness, kimileri ortak karakterler içeren ya da gevşek bağlarla birbirini takip eden kısa skeç ya da öykücüklerden oluşuyor. Her bir bölümü en ince detayına kadar dikkatle tasarlayan yönetmen, yaşlanan ve inançlarını sorgulayan bir dizi insanın portreleriyle ölümü, daha doğrusu filmin ismine göre “sonsuzluğu” ele alıyor. About Endlessness diğer bütün Andersson filmleri gibi hem melankolik hem de mizahi, hem keyifli hem de düşündürücü. Ama bir tür kendini tekrar etme hissinden kurtulamayan, yetmiş dakikayı ancak bulan kısa süresinin de etkisiyle çok da yeni ya da derin şeyler söyleyemeyen bir film bu. Yönetmenin benzersiz tarzını sevenler, bu filmde de takdir edecek pek çok şey bulacaktır muhakkak ama karşımızda yeni bir başyapıt durmuyor maalesef.

Jerzy Kosinski’nin ünlü romanından uyarlanan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlığın en karanlık yüzüyle karşılaşan bir çocuğu takip eden The Painted Bird hakkındaysa ne kadar az şey söylesek o kadar iyi. Üç saatlik içi boş bir provokasyon olarak niteleyebileceğim bu film, sayısız taciz ve tecavüz sahnesini, akıl almaz işkence ve katliam sahnelerini, hayvanların acımasızca öldürüldüğü bölümleri üst üste sıralıyor. Ama tüm bu ısrarlı karanlık savaş, çocukluk, insan doğası, travma ya da başka herhangi bir konuda elle tutulur bir fikri ifade etmek için kullanılmıyor. Yönetmen Vaclav Marhoul’un kuru sinema dili de İvan’ın Çocukluğu (Ivanovo Detstvo, 1962) veya Gel ve Gör (Idi i Smotri, 1985) gibi benzer filmlerin şiirselliğinden ya da görsel-işitsel gücünden fersah fersah uzakta. Filmin yegâne kayda değer yönü 35mm film stoğuyla çekilmiş siyah-beyaz görüntüleri. Ama bir dizi fotoğraf böylesine sorunlu bir filmi kurtarmaya yetmiyor doğal olarak.

Venedik Günlükleri #1

Venedik Günlükleri #2

Venedik Günlükleri #3

Venedik Günlükleri #4

Venedik Günlükleri #6

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.