Şu An Okunan
Umut Tazeleyen Filmler: Kirazın Tadı

Umut Tazeleyen Filmler: Kirazın Tadı

“Ölümün, her türden ölümün, üzerimizdeki gücünü azaltmak, onu yeniden yaşamın bir olayı, bir parçası kılmaya çalışmak. Bu yüzden ölüme direnen ifade biçimleri bulmak…”

Ayhan Geçgin

Bu yazı Altyazı’nın 171. sayısında yayımlanmıştır.

İnsan, hayatının bir noktasında biyolojik ömrünü tamamlamamış olsa bile ölebilir. Bu ölüme, bedensel olmadığına göre ruhsal ölüm diyelim. Yaşama arzusunun yitimi. Abbas Kiarostami’nin Kirazın Tadı filminde, kendini öldürmeye karar veren adamın durumu böyledir. Ama hemen belirsizliğe dair bir soru doğar: Bu kesin bir ölüm müdür? Gelecekte yeniden hayattan zevk almayacağımızı, ölümümüzün gerçek bir ölüm olduğunu bize kesin olarak ne söyleyebilir?

Bir sınama olanağı vardır. Bu olanak, adamın arabasına binen yaşlı adamın anlattığı hikâyede dile gelir. Adam intihar etmeye karar vermiştir, arabayla dolaşıp para karşılığı mezarına toprak dökecek birini aramaktadır. Yaşlı adam arabaya binenlerden biridir, hasta oğlu için paraya gereksinim duyduğundan işi kabul eder. Yaşlı adamın da geçmişte ölmek istediği bir zaman olmuştur. Bir sabah, gün ağarmadan, kendini asmak için bir ip alıp dışarı çıkmıştır. İpi ağaca isabet ettiremeyince bağlamak için ağaca tırmanır. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Çıktığı ağaç bir dut ağacıdır, dutlar olgunlaşmıştır. Canı birden dut çeker, ağzına bir dut atar, dutun tadı çok güzeldir. İntihardan vazgeçer, oturduğu daldan dünyanın ilk sabahıymış gibi doğan sabahı seyreder.

Dutun tadı, adama yaşadığını anımsatmıştır. Çünkü hâlâ tat almaktadır. Demek ki duyum varlığımız hâlâ çalışıyorsa ölmedik demektir; yaşamdan tat alıyor, duyularımız aldığı tadı, bu tadı veren şeyi seviyor demektir. Duyum varlığı bana kalırsa her şeyden önce kanaatkârlıktır. Birkaç dut ama daha fazlası değil. Aynı zamanda adına insan denilen, hepsi de anne sütüyle, bu belki temel tatla beslenmiş varlıklar arasında bir ortaklık, bir dünya kurar, bu dünyayı da yeryüzüne bağlar. Ama bugün biz hâlâ tat varlıkları mıyız? Hayata bağlılık hâlâ duyumlardan türetilebilir mi? Oburluk ya da obezitenin yaygınlığı ya da tüm bu organik, inorganik yiyecek meselesine dair tartışmalar bu tat varlığının bozulduğunun göstergeleri gibidir. Sanki duyum varlığı, hâlâ bazı bölgelerde, bazı anlarda yaşıyor olsa bile öncede, önceki bir düzende kalmıştır. Elbette film bunu söylemez. Bir yol olarak ortaya koyar. Bu yolun en iyi ifade biçimi de geleneksel bir biçimdir, hikâye ya da meseldir.

Ama öyle görünüyor ki ölmek isteyen adamımızın ölümü kesindir, dutun ya da kirazın tadı ona uygun bir seçenek değildir. Adamın niçin ölmek istediğini öğrenemeyiz. Bu açıdan, şehirli olduğunu çıkarabileceğimiz bu adam için hikâye artık olanaklı değildir, diyebiliriz. Öyleyse ona kalan yol şöyle gibidir: İnsan, yaşamına egemen olamadığına göre en azından ölümüne egemen olsun. Durumuna uygun bir ölümü habersiz, törensiz, adsız bir ölüm biçiminde gerçekleştirebilsin. Yine de ne yazık ki utançsız bir yol yoktur, mezarını kendin kazsan bile bu kez parayı işe karıştırıp üzerine toprak atacak birini bulman gerekir. Peki ama bu yazı, umut veren filmler temalı bir sayfada yayımlandığına göre bu filmde umut nerede?

Filmin sonu neşelidir. Film ölmek için mezara giren adamla değil, seyrettiğimizin bir film olduğunu gösteren sahnelerle biter. Zor bir işin altından nihayet kalkılmıştır; başrol oyuncusu, yönetmene sigara uzatır, bayırda oturup dinlenen figüranlar şakalaşır, güler. Neşeli bir müzik, Armstrong’un trompeti, bu sahnelere eşlik eder. Öyleyse, üçüncü olarak, diyebiliriz ki bir de sanatçının ya da daha doğrusu sanatın yolu vardır.

Bu sonla birlikte sanatın en temel tanımlarından birine varmış oluyoruz: Sanat, ölüme direnmektir. Ölümün, her türden ölümün, üzerimizdeki gücünü azaltmak, onu yeniden yaşamın bir olayı, bir parçası kılmaya çalışmak. Bu yüzden ölüme direnen ifade biçimleri bulmak, bunun için de ilkin ölü ifade biçimlerinden kurtulmak, yeni ifade yolları bulmak gerekir. Filmde İran halkı olarak beden bulan yoksul insanlığın parçalı görünümleriyle bu üç yol birbiriyle ilişkilendirilir. Bu üç yoldan hiçbiri sorunsuz değildir, birbirinden bağımsız da değildir.

(Ta’m e Guilass, 1997)

Yön.: Abbas Kiarostami

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.