Şu An Okunan
Umut Tazeleyen Filmler: Geceyarısına Doğru

Umut Tazeleyen Filmler: Geceyarısına Doğru

“Bir insanın diğerine hayran olması… Bu hâlâ mümkün mü? Ama olaylar Paris’te geçiyorsa, bir tutkunun üzerimize örtülmüş kaba, sert, dalayan kumaşı epriteceğine ve o kumaşın epriyen yerlerinden iki adam ile küçük bir kızın birbirine dokunacağına inanabiliriz.”

Barış Bıçakçı

Bu yazı Altyazı’nın 169. sayısında yayımlanmıştır.

Bertrand Tavernier’nin 1986 tarihli filmi, Geceyarısına Doğru (Round Midnight, 1986). Karanlık, derin ve yavaş. Adını aldığı caz standardı gibi. Caz müziğinin sert, düzgün hamuru filmde yavaş yavaş, çok güzel kabarıyor. Üzerine çörekotu serpmeli.

Dale Turner, çalmaya kendi çöplüğünde başlamış sonra da gerçeği, yani dünyanın zaten kocaman bir çöplük olduğunu anlamış ihtiyar bir caz müzisyeni. Ses dalgaları bir ortamdan başka bir ortama geçerken dağılır, yansır, bozulur: fizik yasası. Turner’ın notalarıysa bozulmadan kolayca her yere yayılıyor, demiştim size, her yer çöplük! Turner, dünyanın hâliyle pek ilgilenmiyor gibi, o sanki sadece tenor saksafonuyla ilgileniyor. Ama şu da var: Enstrümanıyla o kadar yakın ki, aradan dünya ancak keskin bir ışık olarak sızıyor, ancak keskin bir acı ve Turner’ın eli sırasıyla kadehe, şişeye, ölüme gidiyor. Yorgunuz hancı.

Francis Borler, film afişleri çizerek hayatını kazanmaya çalışan genç bir adam. Eşinden boşanmış, küçük kızıyla yaşıyor. Ona bakınca anlıyoruz: Kendini ihmal ettiği için kızını da ihmal ediyor. Sonra Francis’i geceleyin bir sokakta, Dale Turner’ın çaldığı kulübün havalandırma deliğinin önünde çömelmiş, içerden gelen müziği saygıyla ve hayranlıkla dinlerken görüyoruz. Francis kulübe giremeyecek kadar parasız, Turner’a hayran ve olaylar Paris’te geçiyor.

Bir insanın diğerine hayran olması… Bu hâlâ mümkün mü? Ama olaylar Paris’te geçiyorsa, bir tutkunun üzerimize örtülmüş kaba, sert, dalayan kumaşı epriteceğine ve o kumaşın epriyen yerlerinden iki adam ile küçük bir kızın birbirine dokunacağına inanabiliriz. Turner içkiyi bırakır, Francis’in çizdiği afişler beğenilir, küçük kız artık yalnız değildir. Çünkü bir tutkunun peşinden gidiyorsak, belki gerçek hayatın ve sorumlulukların mahkemesinde değil ama bir üst mahkemede aklanacağımıza inanabiliriz. Hatta bir tutkunun peşinden ısrarla gidiyorsak gün gelir aslında mahkemenin filan olmadığını da anlarız. Şuna da inanabiliriz: Sanat ileriye doğru olduğu kadar geriye doğru da işler, geçmişi de değiştirir ve cazı tutkuyla seven bir adam kendisinden çocuğuna iyi bir baba doğurur.

Müzik dışında her şeyden yorulduğunu söyleyen ihtiyar, düşkün bir caz müzisyenini, Dale Turner’ı ölmeden önce son kez ayağa kaldıran şey, o şey her neyse, herhalde bizi de bir zahmet ayağa kaldırır. Kaldırsın.

 

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.