Kısmet, Sevgilim: Bir Yaz Hikâyesi

,

Mavi En Sıcak Renktir‘le Altın Palmiye kazanan Abdellatif Kechiche’in imzasını taşıyan Kısmet, Sevgilim: İlk Şarkı aşkı, seksi, kendilerini ve birbirlerini anlamaya çalışan gençlerin bir sahil kasabasındaki yaz günlerine odaklanıyor. Kechiche’in cinsiyet ve cinsellik temsillerine dair tartışma yaratan üslubu bu filmini de kuşatıyor. 2017’de Cannes’daki gösteriminden bu yana bolca tartışılan film MUBI Türkiye‘de yayında.

Coşkun Liktor

Bu yazı Altyazı’nın Temmuz-Ağustos 2018 tarihli 185. sayısında yayımlanmıştır.

Altın Palmiye ödüllü kuir aşk hikâyesi Mavi En Sıcak Renktir’de (La vie d’Adele, 2013) iki kadın arasındaki tutkulu aşkı en mahrem detaylarıyla perdeye taşıyan Tunus asıllı Fransız yönetmen Abdellatif Kechiche, merakla beklenen yeni filmi Kısmet, Sevgilim: İlk Şarkı’da (Mektoub, My Love: Canto Uno, 2017) yine kadın cinselliğinin ve dişil arzunun izini sürüyor. “Yetişkin bir kadının cinsel hayatı karanlık bir kıtadır” der Freud. Kısmet, Sevgilim’de Kechiche’in de kadını bir araştırma nesnesine indirgediğini, ona keşfedilecek gizemli bir kıta gibi yaklaştığını görüyoruz. 1990’larda, Fransa’nın güneyindeki Sete adlı sahil kasabasında geçen Kısmet, Sevgilim’in başkarakteri, etrafındaki kadınları gözleyip anlamaya çalışan bir erkek. Amin, tıp eğitimini yarıda bırakıp kendisini senaryo yazarlığına adamış Tunus asıllı bir genç. Bir türlü akıl sır erdiremediği kadınların dünyasını dışarıdan büyülenerek gözleyen Amin’i yönetmenin alter-egosu olarak görmek mümkün.

Kuşkusuz Kısmet, Sevgilim’in en tartışmalı yönü, filme hâkim olan erkek bakışının kadınları eyleyen özneler olmaktan çıkartıp cinsel nesneler konumuna indirgemesi. Zira Amin’in hayran bakışları aracılığıyla izlediğimiz kadınlar, röntgenci erkek bakışının hedefindeki görsel haz nesneleri olarak sunuluyor. Kısmet, Sevgilim, bikinili genç kadınların biçimli ve diri bedenlerinin, diskoda dans eden kadınların kalçalarının yakın plan çekimleriyle dolu. Kadın bedenine âdeta saplantılı bir ilgi gösteren filmin kadını büyüleyici bir fetiş nesnesine dönüştürdüğünü söylemek mümkün. Keza Mavi En Sıcak Renktir de on dakika süren tartışmalı sevişme sahnesinden dolayı erkek bakışını yeniden ürettiğine dair eleştirilere hedef olmuştu. Hattâ filmin başrol oyuncularından Lea Seydoux, yönetmeni suçlayarak çekim sürecinde aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığından yakınmış ve Kechiche’le bir daha çalışmayacağını ifade etmişti. Mavi En Sıcak Renktir’in yol açtığı tartışmalar henüz dinmeden Kechiche, röntgenci erkek bakışının hâkim olduğu bir filme daha imza atarak bir nevi yangına körükle gidiyor. Halbuki Kechiche’in vahşi bir sirk hayvanı gibi sergilenen Afrikalı bir kadının 19. yüzyılda geçen gerçek hikâyesini anlattığı filmi Siyah Venüs’te (Venus Noire, 2010) ırkçı, kolonyalist, beyaz erkek bakışını sert bir şekilde eleştirdiğini görmüştük.

Laurent Cantet’nin Altın Palmiyeli filmi Sınıf’ın (Entre les Murs, 2008) uyarlandığı romanın yazarı François Begaudeau’nun başka bir romanının serbest uyarlaması olan Kısmet, Sevgilim’de Kechiche, dramatik bir anlatı inşa etmek yerine hayatın doğal ritmini olduğu gibi aktarmayı seçiyor. Dolayısıyla filmin belgesel estetiğine yaklaşan bir üslubu var. Öyle ki filmde kullanılan doğal ışık, adeta emprovize gibi duran diyaloglar ve hayattan bir kesit izlediğimiz hissi veren sahneler, cinéma vérité tarzını andırıyor. Kechiche’in alametifarikası hâline gelen ve karakterleri iştahla yemek yerken gösteren yakın planlara bu filmde de rastlıyoruz.

AMİN’İN BAKIŞI
Yaz tatilli için Paris’ten Sete’teki aile evine dönen Amin’in günleri, kuzeni Tony’yle birlikte kâh kumsalda, kâh diskoda, kâh [yönetmenin Sete’te geçen bir diğer filmi Balıklı Bulgur’dakini (La Graine et le Mulet, 2007) anımsatan] kalabalık bir akraba topluluğunun işlettiği aile lokantasında takılmakla geçiyor. Vaktini plajda tembel tembel güneşlenerek, flört ederek, denizde deve güreşi yaparak ve diskoda kendinden geçmişçesine dans ederek geçiren gençlerin dünyasını, Amin’in rehberliğinde keşfediyoruz. Gözlemci konumundaki Amin, bu dünyanın ne tam olarak içinde ne de dışında. Kısmet, Sevgilim’in hemen başında Amin, ateşli bir sevişme sahnesine tanık oluyor. Bisikletiyle geçtiği bir evin önünde kuzeni Tony’nin park hâlindeki motorunu gören Amin, eve yaklaşıp pencereden içeri baktığında Tony’yi çocukluk arkadaşı Ophélie’yle sevişirken görüyor. Kameranın bakışının erkek karakterin bakışıyla örtüştüğü bu pornografik sahnede biz de sevişen çifti dikizleyen Amin gibi röntgenci konumunda buluyoruz kendimizi.

Ophélie’nin Fransız donanmasında görevli olduğu için yıllardır şehirden uzak kalan Clement’le nişanlı olduğunu bilen Amin şaşıp kalıyor gördüğü manzara karşısında. Belki de bu yüzden sessizce oradan uzaklaşmak yerine kapıyı çalıp çifti rahatsız etmeyi seçiyor. Anlaşılan o ki Ophélie’nin ne Clement’le evlenmekten vazgeçmeye ne de Tony’yle dört yıldır gizlice sürdürdüğü ilişkiyi bitirmeye niyeti var. Freud, yıllarca kadın ruhunu analiz ettiği hâlde “kadın ne ister?” sorusunun yanıtını bir türlü bulamadığını söyler. Kechiche’in karakteri Amin için de Ophélie’nin gerçekte ne istediği tam bir muamma. Böylelikle filmin başından itibaren Ophélie –ve onun şahsında bütün kadınlar– çekici ama aynı zamanda tekinsiz ve güvenilmez birer ‘öteki’ olarak sunuluyor. Kısacası Ophélie, Amin’in merakını cezbeden “karanlık bir kıta”dan farksız. Aynı zamanda amatör bir fotoğrafçı olan Amin’in Ophélie’nin nü fotoğraflarını çekmek istemesi, bu karanlık kıtayı daha yakından tanıma arzusuyla açıklanabilir. Ophélie, (zaten herkesin bildiği) sırrını saklamasının karşılığında Amin’in ondan fotoğraflarını çekmenin ötesinde bir şeyler isteyip istemeyeceğine dair şaka yollu imalarda bulunuyor. Bu imalar, ikili arasındaki eyleme dökülmeyen cinsel gerilimin ifşası bir bakıma.

Ophélie’nin plajda ve diskoda eğlenmekten fırsat buldukça ailesine ait mandırada çalıştığını görüyoruz. Kucağına aldığı kuzuları ve oğlakları biberonla beslediği sahnelerde Ophélie, tekinsiz bir ‘öteki’den ziyade şefkatli, hattâ anaç bir görüntüye bürünüyor. Mandırada geçen sahnelerin birinde Amin, bir koyunun doğum yaptığı ânı fotoğraflayabilmek için saatlerce ağılda bekliyor. Olsa olsa bir belgeselde rastlayacağımız gerçek bir doğum sahnesine tanıklık ediyoruz bu sayede. Filmde doğumun mucizevi, hattâ ulvi bir olay gibi sunulması, kadının doğurganlık yetisine bir övgü olarak yorumlanabilir pekâlâ. Anlaşılan o ki erkeklerin sahip olmadığı o hayret verici doğurganlık yetisi, Amin’in merakını cezbeden, kadına has gizemlerden biri. Filmin sonuna doğru bebeğini emziren bir annenin kadraja girmesi de tesadüf olmasa gerek. Film, âdeta bir araştırma nesnesi gibi yaklaştığı kadını cinsel açıdan erkekten farklı kılan yönlere değiniyor böylelikle. Gelgelelim cinsel kimliği dışında kadına bir varlık alanı da bırakmıyor. Öyle ki filmdeki kadınların hepsi sadece erkeklerden bahsediyor ve sadece erkeklerle ilişkileri üzerinden filmde yer bulabiliyorlar.

AŞK MI, SEKS Mİ?
Timothy Shary, Amerikan gençlik filmlerini incelediği kitabında bu filmlerin aşk arayışını konu alanlar ve seks arayışını konu alanlar olmak üzere iki kategoriye ayrılabileceğini söyler.1 İlk kategorideki filmlerde seks, aşkın doğal bir sonucu olarak gelişirken ikinci kategorideyse tam tersine seks, aşktan önce gelir. Kısmet, Sevgilim’de de Kechiche’in, karakterlerini cinsel haz peşinde koşanlar ile aşkı arayanlar olmak üzere ikiye ayırdığını görüyoruz. Kadınları yatağa atmaktan başka bir şey düşünmeyen Tony ve amcası Kamal’ın aksine Amin, aşkı arayan erkeklerden. Amin, ona ilgi gösteren kadınların hiçbirine yüz vermiyor. Hattâ annesi dürtmese, dışarı çıkmak yerine bütün gün evde oturup Eisenstein filmleri izleyecek. Zaten filmde sanata ve entelektüel faaliyete meraklı tek bir karakter var, o da Amin. Filmin sonundaki yirmi dakikalık disko sekansında herkes esriklik içinde dans edip flört etmekle meşgulken Amin, onları izlemekle yetiniyor sadece. Kısmet, Sevgilim’deki disko sekansı, Fellini’nin Tatlı Hayat’ındaki (La Dolce Vita, 1960) çılgın partileri getiriyor akla. Amin de Tatlı Hayat’ın başkarakteri gazeteci Marcello gibi haz peşinde koşan karakterlerin dünyasında ideal aşkı yaşayacağı kadını arıyor. Kısmet, Sevgilim gibi kumsalda noktalanan Tatlı Hayat’ın sonunda Marcello, aşk arayışından vazgeçer ve raydan çıkmış haz dünyasının bir parçası hâline gelir. Oysa Kısmet, Sevgilim, Amin’in Tony tarafından aldatılan ‘saf ve masum kurban’ konumundaki Charlotte’la birlikte olacağı imasıyla bitiyor. Filmin başlığındaki ‘kısmet’ kavramı da burada giriyor işin içine. Zira Amin, bir gece önce diskoda tanışıp sohbet ettiği başka bir kadını ararken tesadüfen kumsalda rastlıyor Charlotte’a.

Tony kalbini kırdıktan sonra onun o gamsız, hedonist dünyasından uzaklaşarak tatilini tek başına sürdüren Charlotte, Amin gibi yalnızca seks değil, aşk arayan karakterlerden. Filmin sonunda Charlotte, Amin’i evine davet edip ona spagetti pişirmeyi teklif ediyor ancak yemek pişirmekte Amin’in annesi kadar usta olmadığını eklemeyi de ihmal etmiyor. Yemek pişirmekten bahseden ve kendisini Amin’in annesiyle kıyaslayan Charlotte, Ophélie’nin ve biseksüel Céline’in aksine geleneksel cinsiyet rollerine uyan bir kadın portresi çiziyor. Film, o bildik ‘iyi kadın/kötü kadın’ klişesini yeniden üretmiş oluyor böylelikle. Nişanlısı Körfez Savaşı’na gittiğinde onu aldatan Ophélie, her ne kadar filmde yargılayıcı ve eleştirel bir tutumla resmedilmese de makbul kadın Charlotte’ın karşısında “kötü kadın” konumuna indirgeniyor ister istemez. Bu yüzden özgür ruhlu, güvenilmez, arzulanan ama ele geçirilemez Ophélie’nin kara filmlerdeki femme fatale’leri çağrıştırdığı söylenebilir. Üstelik bir seferinde Amin’in teyzesi Camélia’nın Ophélie’den “erkekleri baştan çıkaran kadın” ve “melek yüzlü bir sapkın” diye bahsettiğini işitiyoruz.

Sonuçta ihanet eden, “kötü kadın” Ophélie’nin ateşli sevişme sahnesiyle açılan film, Amin’in güven telkin eden ‘iyi kadın’ Charlotte’la yakınlaşmasıyla bitiyor. Kısmet, Sevgilim’in bir üçlemenin ilk filmi olarak tasarlandığı düşünülürse, Amin ile Charlotte arasındaki ilişkinin nereye evrileceğini ileride göreceğiz. Ne var ki Kısmet, Sevgilim’in, devam filmi hakkında izleyicide merak uyandırdığını söylemek pek mümkün değil. Neredeyse üç saatlik film boyunca yüzünden hiç eksik olmayan tebessümle etrafındakileri gözlemekten başka pek bir şey yapmayan Amin’in bundan sonra yaşayacaklarını izlemeyi iple çekmemiz için fazla bir neden yok.

NOT
1 Timothy Shary, Generation Multiplex: The Image of Youth in Contemporary American Cinema, (Austin: University of Texas Press, 2002), 212.

MUBI Türkiye’nin Altyazı okurlarına özel teklifini görmek için tıklayın.