Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #11: Ömür Atay

Karantina Söyleşileri #11: Ömür Atay

Son olarak Kardeşler’e imza atan yönetmen ve senarist Ömür Atay, karantina deneyiminden, bağımsız sinemanın bu süreçten nasıl çıkabileceğinden, okuduklarından ve izlediklerinden bahsediyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

“Karantina bitince öncelikle sevdiğim herkese çok sıkıca sarılacağım.”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
İki ayı aşkın bir süredir günün gerçekliğine ilişkin çok değişken hisler yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda herkes gibi benim de kişisel bir karantina günlüğüm oluştu. Son günlerde Uzakdoğu’da başladığı söylenen ikinci dalganın üzerimizde yarattığı yeni bir etki var. Daha uzun vadeli yaşam planları yapmamız gerektiği gerçekliğiyle yüzleşiyorum. Evde zaman geçirdikten sonra dışarı çıkmak için maske ve eldiven takma ânı geldiğinde hâlâ bazen duruma inanamadığım ve şaşırdığım oluyor. Evde zaman geçirmeye alışkınım. Ev içi yaşam eskisine benzer bir şekilde devam ediyor. Her zaman okuyordum, izliyordum, evde çalışıyordum. Bu anlamda çok şey değişmedi ama bu sürecin bir tür ‘içe dönme’ olduğu ve bunun bir yandan pozitif bir hâl olduğu telkinleri başından beri bana inandırıcı gelmiyor. İnsanın içiyle sosyalliği arasındaki meselenin budalalık hâli olduğunu düşünüyorum. İnsan bazen birileri için de yaşar. Ya da birçok şey için, birlikte yaşar. Ailemi ve sevdiğim insanları özlüyorum.

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi radikal bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
Virüsün yaşayabilmek için diğer memeli türlerinden daha fazla insana ihtiyaç duyması, bize tutunması ve şu anda insanoğlundan daha sinsi ve güçlü olması tek başına çok uzun bir tartışma ve anlama konusu. Verdiği mesajı anlamamız için bir fırsat ama ne yazık ki kolektif bilincimiz hâlâ bunun çok uzağında. Ne yaptık, nasıl yaptık, hangi derin ormanın kuytusuna girdik? İnsanoğlunun hangi ihtiyacı onu uykusundan uyandırıp yuvasından çıkardı? Hepimizi vasat bir bilimkurgu, kıyamet filminin maskelerin ardında yüzü bile görünmeyen birer figüranı hâline getirdi. Salgının yakın gelecekteki seyri de belirleyecek bundan sonrasını. Her şey eskisi gibi ‘eski kötü’ de olabilir, daha berbat bir şey de. İnsanlar olarak birbirimizle ve ötekilerle ilişki tarihimize baktığımızda çok da iyi bir tür değiliz. Doğanın her zaman bizi atması, yok etmesi, kendine dönüştürmesi olasılığı var. Politik olarak manipülatif bu yeni dönemim otoriter rejimlerin güçlendirdiğini, yüz yüze ifade anlarımızı ve alanlarımızı ortadan kaldırdığını da düşünürsek, açıkçası çok umutlu değilim.

Bugünler geçince kişisel olarak bir şeyler değişecek mi hayatınızda?
Yönetmenlik ve sinema yapmak yaşanan ve yaşanabilecek hayatları, duyguları ve kavramları gün ışığına çıkartmak, başka insanlara ve başka ruhlara, başka bilinçlere taşımak, iletmek anlamına da geliyor benim için. Film yapabilmeye devam etmek istiyorum. Tüketim terbiyesinin, birbirimize karşı ve türler arası hukukumuzun daha kolektif bir bilince dönmesini umuyorum. Buradan çok uzaklaşmaya niyetim yok açıkçası.

Karantina günleri bitince ilk olarak ne yapacaksınız? Neleri özlediniz?
Dağları ve denizi özledim. Yüz yüze görüşemediğim insanları, kalabalık masaları, arkadaşlarımı, sevdiğim insanların heyecanlarını ve fiziksel olarak onlarla kucaklaşmayı özledim. Karantina bitince öncelikle sevdiğim herkese çok sıkıca sarılacağım.

Ozark

Kapanan sinema salonları, iptal edilen festivaller, dijital platformların yükselişi derken sinemanın geleceğini de konuşur olduk. Özellikle bağımsız sinemanın geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?
Kısa dönemde her şey çok zor olacak belli ki. Bağımsız sinemanın temel problemi olan finans krizi önceliklerin değişmesiyle daha da derinleşecek. Filmlerin sinema salonlarından çıkarak dijital platformlara taşınması son beş yılın en önemli tartışma alanlarından birisi zaten. Karantina tedbirlerinin süreci hızlandırıcı bir etkisi oldu. Son yıllarda dijital platformların uluslararası büyük film festivalleri içerik olarak da dönüştürücü ve zorlayıcı bir etkisi olduğunu biliyoruz. Sanırım bu dönüşüm çok daha sert yaşanacak bundan sonra. Öte yandan bağımsız sinemanın üretim ve gösterim dezavantajları avantaja da dönüşebilir. Süreci farklı okuyabilenlerin, film üretim süreçlerini değiştirebilenlerin deneysel üretim alanlarında daha fazla şansı var bundan sonra. 

Evde günler nasıl geçiyor? Neler okuyor ve izliyorsunuz?
Her zaman ki gibi okumaya, izlemeye devam ediyorum. Karantina döneminde önceki süreçten daha çok okudum ve izledim diyemem ama daha çok yazdığımı söyleyebilirim. Aslında senaryo yazım sürecine girmem gereken bir proje içindeyim ama elim çok da senaryo yazmaya gitmiyor açıkçası. Öte yandan karantinanın getirdiği zihinsel ve sosyal sakinlik başka hayatlara, görünenin arkasındakine konsantrasyonumu arttırdı. Çok sayıda yeni film hikâyesi yazdığım bir sürece girdim son bir ayda. Olası proje dosyalarımın sayısı arttı. Okuma tercihimi de çalıştığım yeni hikâyeler, bu hikâyelerin ihtiyaçları ve datası belirliyor. Yönetmen bir arkadaşımın tavsiyesiyle Ozark’ı da keyifle izliyorum son bir haftadır. Birkaç haftadır Wim Wenders filmlerini tekrar izliyorum. İnsanlara, insanların ve doğanın dönüşümüne ve ilişkisine bu dönemde Wenders’in gözüyle tekrar bakmak bana iyi geldi. Onun kuralsız film yapma hâlinin tekrar afrodizyak bir etkisi oldu üzerimde.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.