Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #5: Tolga Karaçelik

Karantina Söyleşileri #5: Tolga Karaçelik

Gişe Memuru’nun, Sarmaşık’ın, Kelebekler’in yönetmeni Tolga Karaçelik, karantina günlerini nasıl geçirdiğini anlatıyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

 

“Bugünler geçince büyük masalar kurmak istiyorum.”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Bu aralar çok iyi hissediyorum bazı açılardan. On iki saatlik uçak yolculuklarını çok seven bir insanım. Uçaktasın, hapissin, hiçbir yerde olmak ve hiçbir şey yapmak zorunluluğun yok. Kimse seni arayamaz. Sen kimseyi aramak zorunda değilsin. Kısıtlı alandasın. Bugünlerde de biraz öyle hissediyorum. Korona sürecinde eve kapanmak beni çok rahatsız etmedi açıkçası. Küçüklükten beri oynadığım bir oyun vardı. Odanın her tarafını su kaplamış, koltuğun üzerindesin ve sadece yemeğin var. O şekilde yaşamaya çalışıyorsun. O kapalı kalma hissini ben hep sevdim. Küçükken odaya kapatırdım kendimi. 

Biraz durmak da iyi geldi. Şu açıdan iyi geldi. Yıllardır hiç durmadan bir şeyler yapıyordum. Film, dizi, reklam derken üç dört senedir yoğun bir tempo içindeymişim. “Artık biraz dinlenmem lazım” derken geldi bu. O kadar iyi geldi ki… Taş üstüne taş koymak istemiyorum. Sadece oturuyorum. Yemek yapıyorum sık sık. Football Manager oynuyorum. Günde bir iki defa Kıvanç’la (Sezer) satranç oynuyoruz online olarak. Film izliyorum, kitap okuyorum.

Aylardır kıyamet sonrası bir atmosferde yaşıyoruz. “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
Büyük resme bakınca da kırılmalar yaşadığımız bir çağdayız ve bu bakımdan çok ilginç geliyor. Yeni anlatım biçimleri, sosyal bir varlık olan insanın bugünlerdeki hâli… Birçok açıdan garip bir dönem esasında. Tabii ki bu olayın etkileri de olacak. Alternatifler üzerine konuşulabilecek bir zamanın geldiğini düşünüyorum. Birinci elden deneyimlediğimiz çok farklı bir gerçekliği yaşıyoruz şu an. Dünya çok büyük şeyler atlattı ve yaşanan her şey dünyayı başka bir boyuta taşıyor. Bu sürecin de etkileri olacak yüzde yüz. 

Beyaz Bant

Kişisel olarak neler değişecek hayatınızda?
Ben bu süreçte şunun farkına vardım: Çok asosyalliğe doğru gitmişim. İnsanlarla çok rahat geçiniyormuşum gibi gözükür dışardan fakat esasında çok insan yoktur benim hayatımda. Hep evdeyimdir yani. Ama bugünler geçince büyük masalar kurmak istiyorum. İnsanlardan daha az şey beklemek, onları daha çok önemsemek ve daha çok sevmek istiyorum bu süreçten sonra. Sabahtan akşama kadar oturalım o büyük masaya. Şarap eksik olmasın. Gelen otursun, bir şeyler içsin, muhabbete katılsın. Bu aralar daha çok insan görmek istiyorum.

Karantina nasıl geçiyor? Neler izliyor ve okuyorsunuz?
Bu aralar “gülme” üzerine okumalar yapıyorum. Yeni filmim de bir komedi olacak. O yüzden bu konuyu kafaya taktım biraz. Henri Bergson’dan başlayıp başka başka yerlere giden… Gülmenin evrimsel ve antropolojik kökenlerine dair kitap ve makalelere bakıyorum. İyi geliyor. Çünkü gülmek çok garip bir konu. Çok eşitleyici ve bulaşıcı bir şey. 

Her gün birkaç film izlemeye çalışıyorum. Son günlerde, Haneke’nin Beyaz Bant’ını (Das Weiße Band, 2009), Fleabag’in tiyatro oyununu, Bal Ülkesi’ni (Honeyland, 2019), Devekuşu Kabare’nin ‘Aşkolsun’larını ve Yetenekli Bay Ripley’yi (The Talented Mr. Ripley, 1999) izledim. Oyunbozan (Systemsprenger, 2019) da çok güzeldi.

 

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.