Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #6: Rûken Tekeş

Karantina Söyleşileri #6: Rûken Tekeş

Ezidilere yönelik ayrımcılığı konu alan kısa filmi Hevêrk’le ve yok olmanın eşiğindeki Hasankeyf’e odaklanan Aether belgeseliyle tanınan Rûken Tekeş karantina günlerindeki deneyimlerini aktarıyor, bağımız sinemanın geleceğiyle ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

Sinema sektörü kendini en geç toparlayacak sektörlerden biri olabilir ve sinema salonlarında birlikte film izleme deneyimimiz uzun yıllar sekteye uğrayabilir.”

Koronavirüs salgını günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Bu olayları ilk Çin’de çıktığından beri takip ediyordum. Yayılıp pandemiye dönüşmesiyle birlikte bir ‘yas dönemi’ yaşadım. Hani insanlık için bir yas tutarsın ya, bir süre öyle geçti. Çok hüzünlüydü. Her sabah uyandığımda yaşananlara inanamadığım bir dönemdi. “Aman Allah’ım biz neyin içindeyiz, bir distopyadayız” gibi bir duyguydu bu. Ondan sonra kabullenişe geçtim. “Tamam, durum budur” dedim. Beni en çok düşündüren ve üzen yaşam hakkı büyük risk altında olan yoksullar, evsizler, mülteciler, göçmenler ve cezaevindeki insanlar.

Aylardır kıyamet sonrası bir atmosferde yaşıyoruz. “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi radikal bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
Ruh hâlim dengeli ve iyi. Sakinim. Geleceğe dair umutluyum ama bu distopik sürecin çok kısa süreceğine inanmıyorum. En az bir yıl bence. Tarihsel bir evrede olduğumuza, bütün bu sürecin insanlar için ciddi bir bilinç değişimine sebep olabileceğine inanıyorum. Toplumların ve sistemlerin alışık olmadığı bir süreçteyiz. Ama dünya için umutluyum, zor geçecek ama güzel sonuçlanacak bence. Bu süreci yeni yaşam ve dünya düzeninin de başlangıcı gibi görüyorum. Yaşamın ancak birlikte var olmakla mümkün olduğu, ötekinin varlığının değerinin anlaşıldığı ve insanın doğadaki esas yerinin yeniden kalibre edildiği bir sonuç çıkabilir tüm bunlardan? Ne güzel olur.

Kişisel olarak bir şeyler değişecek mi hayatınızda?
Geçen gün Yıldız Tilbe’nin bir tweetini paylaşmış biri. Çok hoşuma gitti. “Ben uzun zamandır karantinadaymışım ama farkında değilmişim” gibi bir şey. Çok güldüm. Çünkü benim durumum da bir açıdan öyle. Normalde çok seyahat ederim ama eğer İstanbul’daysam özel durumlar dışında evden çıkmayan biriyim. Sosyalleşmem de çoğunlukla evimdeki toplanmalarda. Evden çalışıyorum, iş toplantılarım da evde olurdu. Bir bakıma evde karantinaya yıllardır hazırmışım ama bende farkında değilmişim. O yüzden benim için hiç zor olmuyor. Ama annemi ve arkadaşlarımı tabii ki çok özlüyorum. Canlı canlı görmenin başka bir enerjisi var, o duyguyu özlüyorum.

Nerdeyse on dokuz yaşımdan beri sağlıklı beslenmeye çok dikkat eden, tamamen doğal ürünler tüketen, her gün yoga ve spor yapan biriyim, o yüzden bu süreçte ekstra bir şey yapmıyorum. Sadece sahilde uzun yürüyüşler yapmayı çok seven biriyim, onu yapamıyorum. Hayatıma yeni giren tek şey, artık basit bir yürüyüş bandımın olması. Yürüme isteğini de öyle hâllediyorum.

Karantina günleri bitince ilk olarak ne yapacaksınız? Neleri özlediniz?
Evimde arkadaşlarıma yemek yapmayı çok seviyordum. Haftada en az bir iki kez soframızda birileri olurdu. Kalabalık, büyük yemekler ve toplanmalar da ayrı tabii. Bugünler geçince yine herkesi evde toplayıp beraber yemek yiyip, uzun muhabbetler etmek istiyorum.

Aether

Kapanan sinema salonları, iptal edilen festivaller, dijital platformların yükselişi derken sinemanın geleceğini de konuşur olduk. Özellikle bağımsız sinemanın geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?
Sinema en büyük darbeyi yiyecek sektörlerden biri olabilir. Evet şu an dijital platformlar yükselişte, çok film izleniyor. Ama sinema salonları uzun süre kapalı kalacak, film çekimleri olamayacak. Özellikle bağımsız sinemayı çok zor günler bekliyor. Sinema sektörü kendini en geç toparlayacak sektörlerden biri olabilir ve sinema salonlarında birlikte film izleme deneyimimiz uzun yıllar sekteye uğrayabilir.

Kendimizce bir fon oluşturduk bugünlerde. Son filmim Aether’den (2019) gelen gösterim bedellerini ve ödülleri bir havuza koyduk ortak yapımcılarımla birlikte. Film ekibimize “Bugüne kadar kazanılan para burada, bu süreçte kimin neye ihtiyacı varsa talep edin lütfen” dedik. İki kişi şimdiden faydalandı havuzdan. Çok büyük bir bütçe değil, bağımsız film sonuçta ama yine de böyle bir şey yapmak istedik. Birçok Avrupa ülkesinde sanatçılara ve sinema sektöründe çalışanlara devlet desteği veriliyor şu süreçte. Ama bizde henüz hiçbir şey açıklanmadı. Sektörün bu tarz dayanışma fonlarına bu süreçte çok ihtiyacı var bence.

Karantinada neler okuyor ve izliyorsunuz?
Bu aralar yeniden mitoloji okuyorum, Mezopotamya ve Yunan mitolojisini özellikle. İyi geliyor. Kızımla birlikte yaşadığımız için her akşam ona da uygun bir film seçip beraber seyrediyoruz. Bu ara benim bildiğim ve onun yeni keşfedeceği filmleri seyrediyoruz. En son Emir Kusturica’nın Yeraltı (Underground, 1995) filmini izledik, benim kaçıncı izleyişim hatırlamıyorum bile. Eski klasikleri de izliyoruz. Rüzgâr Gibi Geçti’yi (Gone with the Wind, 1939) beraber izlemek de pek keyifliydi.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.