Şu An Okunan
Mülayim Komedi Tanrısı: Terry Jones

Mülayim Komedi Tanrısı: Terry Jones

Monty Python ekibinin beyni Terry Jones’la 10 yıl kadar önce, ekibin kuruluş yıllarına dek uzanan bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Efsanevi geçmişine rağmen mülayim bir havası olan Jones, ünlü Python şarkısında olduğu gibi, adeta ‘Always Look on the Bright Side of Life’ (hayata hep iyi tarafından bak) dercesine cevaplamıştı sorularımızı. 77 yaşında kaybettiğimiz Jones’a saygıyla…

Monty Python ve Kutsal Kâse (Monty Python and the Holy Grail, 1975) ve Erik the Viking (1989) gibi Ortaçağ’dan esinlenen komedilerin yönetmenliğini yapmış bir isimle, hâlâ az biraz bir Ortaçağ kenti görünümünde olan Motovun’da söyleşi yapmak tuhaf bir his. Terry Jones’un söyleşiyi otelin dağlara bakan terasında yapma isteği bu hissi kuvvetlendiriyor. Fırtına var ama yine de dışarı çıkıyoruz. Jones’un fırtınalara meraklı olduğunu öğreniyorum, şimşek çaktığında konuşmayı kesip gökyüzüne bakmaktan kendini alamıyor. Karşımda, yol arkadaşları Terry Gilliam, Eric Idle, Graham Chapman, John Cleese ve Michael Palin’le birlikte, mizah denen şeyle ilişkili her türlü tabuyu devirmiş, belki de 70’lerin ardından ortaya çıkan tüm komedi ekollerini etkilemiş Monty Python ekibinin en etkili figürü var. Monty Python and the Holy Grail’i Gilliam’la birlikte, Life of Brian (1979) ve The Meaning of Life’ı (1983) tek başına yöneten ve kurgulayan bir komedi tanrısı.

Ancak Terry Jones, bir Monty Python üyesinden bekleneceği üzere, yıllar önce yaptıkları işi pek ciddiye almayan, abartıldığını düşünen mütevazi, kendi halinde bir adam. Örneğin basın kokteylinde, bugün insanlar Monty Python’ın 70’lerde BBC’de yayınlanan şovlarının büyük ilgiyle karşılandığını zannettiklerini, oysa kendileri açısından bunun pek böyle olmadığını, hatta ilk bölümler yayınlandığında Monty Python’a kendi kendine eğlenen deliler gözüyle bakıldığını söylüyor. Çok az reyting alan bu bölümler yayınlandığında, programı sadece kendilerinin izlediğini düşünüp eğlenirlermiş, “dünyanın en az izlenen komedi şovu!” BBC şovu “nihilistik ve gaddar” bularak, İngiliz milli marşına hakaret edildiğini düşünerek yayından kaldırmak istemiş. Jones’un Motovun’da gösterilen filmleri Holy Grail ve Life of Brian’ın da aynı kaderi paylaştığı söylenebilir: Özellikle, İncil’le dalga geçen Life of Brian, dini çevrelerden büyük tepki almıştı. Monty Python serüveninin ardından, 1989’da Tim Robbins’li absürd komedi Erik the Viking’i, 1996’da da The Wind in the Willows’u çekti. Ardından kendini çocuk kitaplarına, Ortaçağ ile ilgili akademik çalışmalara ve televizyon belgesellerine verdi. The Guardian ve The Observer’da Irak savaşını lanetleyen makaleler yazan, 2004’te Ortaçağ yazarı Geoffrey Chaucer ile ilgili ‘Who Murdered Chaucer?’ adlı kitabı yayımlanan Jones, bugün pek göz önünde bir sanatçı değil belki, ancak Motovun Film Festivali’nde herkes ona yıldız gözüyle baktı, o da aksini kanıtlamak için elinden geleni yaptı. Ne de olsa söyleşide söylediği gibi, Monty Python’ın tek derdi aptalca bir şeyler yapmaktı…

Evimdeki posterin üzerinde “İnsanlık tarihinde ismi Monty Python and the Holy Grail olan ilk film” yazıyor, filmin afişindeki slogan bu. Monty Python otobiyografi kitabının ismi ise ‘The Pythons Autobiography by the Pythons’ (Python’ların imzasıyla Python’ların Otobiyografisi). Bu gibi esprilerde sizin de payınız var mıydı acaba? Monty Python yan ürünleriyle de ilgileniyor muydunuz?
Holy Grail için poster sloganları ararken ben şöyle bir öneriyle gelmiştim: “Ben Hur bu filmin yanında epik kalır.” Fransızlar bunu şu şekilde değiştirmişlerdi: “Ben Hur bu filmin yanında belgesel gibi kalır”, ki espri o değildi, alakası yoktu, bizim filmimiz Ben Hur’un gerçekten de epik gibi görünmesini sağlayacaktı (gülüyor). Bu gibi espriler buluyorduk, ama onun dışında kafamız bu işlerle meşgul değildi. TV şovlarını yaparken bu işin ticaretini yapmayı reddediyorduk, 20 yıl boyunca yan ürünler çıkarmalarına izin vermedik. Ne zaman ki biraz daha yaşlandık, paraya ihtiyacımız oldu, o zaman yan ürünlere izin verdik (gülüyor).

İroni, hiciv, parodi… Sizce bunlardan hangisi Monty Python’ın stilini tanımlıyor? Hangisine kendinizi daha yakın hissediyordunuz?
Bence hiçbiri! (kahkaha atıyor). Bence sadece aptalcaydı. Aptalca şeyler yapmaya çalışıyorduk o kadar. Tabii ki ironi işin içindeydi. Ama yaptığımız şeyi hiçbir zaman pastiş ya da parodi olarak düşünmedik. En azından ben hiç böyle düşünmedim. Örneğin Holy Grail filminde Kral Arthur ve şövalyeleri hakkında komiklikler üretmeye çalışıyorduk sadece, insanlara tanıdık gelebilecek bir ortamda geçen bir komedi filmi yapıyorduk; parodi yapmak değildi amacımız.

Ama mesela Superman’le de dalga geçiyordunuz skeçlerinizde.
Python ekibinde parodiyle ilgilenen tek kişi Eric Idle’dı. Ama yine de mesela Superman’de parodi yaptığımızı düşünmüyorum. Superman’in üslubuyla dalga geçmiyorduk, sadece Superman fikriyle eğleniyorduk. Fikir şuydu sadece: Eğer tüm dünya Superman’lerle dolu olsa, bisiklet tamircisi bu dünyada Superman gibi bir şey olurdu!

Monty Python (Terry Jones önde solda)

Erik the Viking bence değeri bilinmemiş bir film. Sizce bunun nedeni neydi?
Bilmem ki, haklısın, bence de değeri bilinmedi (gülüyor). Sanırım insanlar bir Python filmi bekliyorlardı. Ve Python filmleri inançsızlığınızı askıya almanızı asla beklemez sizden. Sürekli “şimdi buradan ne çıkaracaklar”, “bu da neydi şimdi?”, “peki orada neler oluyor?” diye düşünüp durursunuz. Ama Erik the Viking aslında çocuklar için tasarlanmıştı. Yani inançsızlığınızı askıya almanız gerekiyordu. Belki de problem buydu.

Belki yeterince acımasız değildi mizahı…
Evet doğru, ama başka bir sebebi de benim aptallığımdı. Bütün Python işlerini kendim kurgulamıştım. Erik the Viking’de ise her nedense farklı bir şey deneyeyim dedim ve kurgucuma verdim, işi o yapsın diye. İyi gidiyor gibiydi ama filmin Londra’daki galasından bir ay önce yine de bir bakayım, dedim. Alete taktım filmi, dikkatle izledim ve kelimenin tam anlamıyla kanım dondu! Çünkü çok yavaş olduğunu anladım, tamamen yanlış kurgulamışlardı. Ve filmi değiştirmeye de vaktimiz kalmamıştı. Yani günah bende.

Günümüzden takip ettiğiniz, sevdiğiniz komedyenler var mı?
Komediyi pek takip etmiyorum aslında. Televizyon izlemiyorum, tiyatroya bile pek gidemiyorum. Ama mesela Eddie Izzard’ı seviyorum, bence müthiş. Televizyon izlemediğim için Seinfeld’i falan hiç bilmiyorum. South Park’tan bazı kısımlar izledim, bence olağanüstüydü, uzun metraj filmleri South Park: Bigger Longer & Uncut’ı da çok sevmiştim, onikiden vuruyordu bence.

Peki Terry Gilliam’ın yeni filmlerini takip ediyor musunuz?
Evet, aslında Terry bana beş dakika mesafede oturuyor. Hatta geçen akşam Terry’yle yemekteydik. Bence perdede izlediğimizi baz alırsak, Dr. Parnassus aslında onun başyapıtı. Aslına bakılırsa hikâye beni pek ikna etmedi. Tek sorun bu. Ben Terry’nin her zaman senaryolarıyla sorun yaşadığını düşünmüşümdür. Belki sadece 12 Monkeys dışında; o kusursuzdu. Terry’nin okumam için bana verdiği ilk senaryosu, Dr. Parnassus’unkiydi. Üç gün boyunca senaryo üzerinde çalıştım, yorumlarımı Terry’ye yolladım. Ama ondan ses seda çıkmadı. Bir ay sonra Terry’ye “yorumlarımı aldın mı?” diye sordum. O da, “evet evet, sana daha önce senaryolarımı hiç yollamamamın nedeni buydu, sen her şeye baştan başla demek dışında bir şey yapmıyorsun!” dedi. Ama sonuçta önemli olan perdede ne gördüğümüz ve Terry o konuda çok başarılı.

Monty Python ekibini yeniden bir araya getirme ya da Terry Gilliam’la ortak bir çalışma yapma gibi bir niyetiniz var mı?
Monty Python’ın bir araya geleceğini hiç sanmıyorum, herkes kendi dünyasında, kendi işleriyle meşgul. Terry’ye gelince, onunla çalışmak isterim tabii. Ama benimle çalışmak istemesi için bayağı bir çaresiz duruma düşmesi gerekir (gülüyor). Biliyorsunuz onun kendi olayı var sonuçta ve ben de 15 yıldır hiç film yapmadım. En son yönettiğim film The Wind in the Willows gişede tam anlamıyla çuvalladı, çünkü dağıtımcılar filmi sadece akşamüstü seansında gösterdiler. Şu an bir film çekmek benim için oldukça zor olur. Kendimi televizyon belgeseli çekmeye kaptırmış durumdayım. Ve Ortaçağ üzerine daha akademik çalışmalar da yapıyorum.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.