Şu An Okunan
Normal People: Normalliğin Sancıları

Normal People: Normalliğin Sancıları

Genç kuşağın en parlak yazarlarından Sally Rooney’nin aynı adlı romanından uyarlanan BBC ve Hulu ortak yapımı Normal People, iki başkarakterin yıllara yayılan ilişkisini küçük anlara odaklanarak anlatırken tensel bir sinema anlayışını benimsiyor.

Erhan Bilen

“Snapchat kuşağının Salinger’ı” olarak anılan Sally Rooney’nin aynı adlı popüler kitabından uyarlanan Normal People, İrlanda’nın küçük bir kentinde aynı liseye giden iki gence odaklanan bir büyüme öyküsü. Connell okulun hem popüler hem başarılı fakat utangaç öğrencilerinden biri, Marianne ise sevilmeyen, dışlanan, sivri dilli ve zeki bir tip. Bu iki karakterin lise yıllarından üniversiteye uzanan ilişkileri boyunca dizi, sınıfsal farklılıklar, cinsellik, yas, depresyon, aile içi şiddet, kabullenme ve büyüme gibi birçok temayı ustalıkla ele alıyor.

Diziyi klişe sayılabilecek anlatısına rağmen eşsiz kılan şey utangaç ve çekingen gülüşmeler, fısıltılar, kaçamak bakışlar gibi küçük anlar üzerine kurulu, iki karakter arasındaki kimyaya ve yakınlığa dair ipuçları veren dünyası. Başta Beni Adınla Çağır (Call Me By Your Name, 2017) olmak üzere, son yıllarda özellikle Luca Guadagnino filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz tensel sinema anlayışı, Normal People’da sinemasal karşılığını karakterlerin yakın plan çekimlerinde; sessizliğin bazen konuşmaktan daha çok şey anlattığı, doğanın ve içinde bulundukları mekânların karakterlerin ruh hâllerini yansıttığı anlarda buluyor.

Marianne’i okul koridorlarında yürürken gördüğümüz ilk sahneden itibaren, karakterler sürekli bir görme/görülme ilişkisi içinde hem birbirlerinin hem de diğer insanların bakışlarına maruz kalıyorlar. Lise ve üniversite gibi, kimliklerin çoğunlukla başkalarının kişiyi nasıl gördüğü üzerinden kurulduğu sosyal ortamlarda, Marianne ve Connell da bu bakışların davranışları üzerindeki etkisinin farkında. Bu farkındalık, birbirleriyle baş başayken farklılaşan tavırlarında ortaya çıkıyor. Liseden üniversiteye geçtiklerinde ise aralarındaki güç ilişkisi ve toplumsal konumları tersine dönüyor; Marianne şimdi okulun popüler ve aranan figürlerinden biriyken Connell pek kimseyle ilişki kuramayan, yalnız ve içe kapanık birine dönüşüyor. Bu değişimle birlikte gücün cinsellik ve sınıfla ilişkisini, ikilinin en özel anları da dâhil ilişkilerinin her ânında görebiliyoruz. Karakterlerin bu değişen güç ilişkileriyle, sınıfsal farklılıklarıyla ve travmalarıyla başa çıkmaya çalışmaları ve toplumda yer edinme kaygıları nihayetinde onları siyah-beyaz karakterlerden ziyade “normal” insanlar olarak görmemizi sağlıyor.

Bir Kuşağın Sesi

Tüm bu sosyal performativite içinde, bir role büründüklerini hissetmedikleri, en saf hâliyle kendileri olduğunu hissettikleri anlar ikilinin baş başa olduğu anlar. “Seninleyken hiç yalnız değilim” diyor Marianne. “Açıkça söylemem gerekirse hayatımın mükemmel bir dönemiydi” diye cevap veriyor Connell geriye dönük bir yüzleşme ânında; ikisi de aşkın özgürleştirici, sağaltıcı ve dönüştürücü etkisinin oldukça farkında. Nihayetinde, tıpkı bir ayağı sabit, diğer ayağı da mükemmel bir daire çizen bir pergel gibi, fiziksel olarak birlikte olmasalar bile, her an birbirlerine sahip olacaklarının ve hiçbir zaman yalnız hissetmeyeceklerinin bilincinde her ikisi de.

Kitabın yazarı Sally Rooney için söylenen “kuşağının sesi” tanımlamasının Connell ve Marianne için de geçerli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira kuşak veya yaş fark etmeksizin, “normal” olmaya çalışmanın sancılarını yaşamış ya da ilk aşkın heyecanını deneyimlemiş herhangi birinin kendisinden bir şeyler bulacağı, izleyicinin karakterlerin duygu dünyasına girmesine izin veren, onlarla hemhâl olmasını talep eden bir yapım Normal People.


Normal People, BluTV’de yayında.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.