Şu An Okunan
Hello Çıldır: Başrollerde Olmayan Karakterler için ‘Yaşama Sanatı’

Hello Çıldır: Başrollerde Olmayan Karakterler için ‘Yaşama Sanatı’

Ayşen Gruda

Yeşilçam’ın unutulmaz klasiklerinin olmazsa olmaz isimlerinden Ayşen Gruda’nın canlandırdığı karakterler çoğunlukla bedbahtlıklarıyla, gülünçlükleriyle, sakarlıklarıyla hatırlanır. Ancak pek çok beklenmedik anda özgürleşebilen de, ‘biz’e benzeyen de hep onlardır. Sakın ola bu Domates Güzeli kadınlar bir taktik olarak üstlerine bu yarım akıllılık esvabını giymiş olmasın?

Fırat Erdoğmuş


Bu yazı, Altyazı’nın Gayri Resmî ve Resimli Türkiye Sinema Sözlüğü’nde yayımlanmıştır.


Orhan Aksoy imzalı, 1976 yapımı Öyle Olsun filminde, hafif şapşal Ayşin karakterinin katıldığı Sinema Güzeli seçmelerinde attığı bir mini tiradın ilk cümlesi. Ayşin’i Ayşen Gruda canlandırıyor. Tarık Akan tarafından canlandırılan, jüri adına yarışmacılara soruları yönelten gazeteci, soruyor: “Bildiğiniz lisanlar?” Ayşin soruyu “Türkçe, İngilizce” diye, seri bir şekilde yanıtlayıp, arada yeni bir soruya geçilmesine fırsat verecek bir boşluk bırakmadan devam ediyor: “Helo çıldır, how are you today? Let iz begin now. Goodbye çıldır!” Önceden çalışılmış, ezberlenmiş olduğunu anladığımız bu performans, tabii ki, her kelimesinde ayrı gerdan kırarak ve Tarık Akan’ın gözlerinin, hatta belki de ağzının içine doğru icra ediliyor. Ayşin, bir sonraki soruyu (“Hayatta idealiniz var mı?”) da “İdealim yok. Televizyonun taksidi bitsin, inşallah onu da alıcam,” diye yanıtlayacak. Mülakat boyunca, kendini defalarca gülünç duruma düşüren Ayşin’in “olayı”, belli ki bizzat bu: Portatif bir kifayetsiz muhteris olarak replikten repliğe, sahneden sahneye, hatta filmden filme taşınıp, “lazım” olduğu yerde sahneye çıkarılmak. Kendine dair yeterince farkındalık sahibi olmadığı için, bir şuursuz cesaretin peşi sıra sürüklenirken türlü sakarlıklar yapan, izleyicinin de kendinden küçük görüp dalga geçmekten keyif aldığı bir kadın Ayşin. Bir dizi kadın aslında. Ki adları da o kadar lazım değil: Çiçek Abbas’ta (1982) Şakir’in kardeşi Şükriye, Gülen Gözler’de (1977) Vecihi’nin uzatmalı sevgilisi Fikret ya da Bizim Aile’deki (1975) evde kalma takıntılı Feride de olsa, bahsettiğimiz kadın ‘Domates Güzeli’ Nahide Şerbet aslında. Bir ‘kusurluluk abidesi’. Nihai amacın evlenmek olduğu bir yarışta, elinde kazanmak için kullanacak kozlar olmayan… Alımlı olmayan, güzel olmayan, şirin olmayan… ‘Safiyane bir masumiyet’i olmayan, öldüren bir cazibesi olmayan, babasının hanları hamamları olmayan… Talipleri kapısına sıra sıra dizilmeyen… Ayda yılda bir denk gelir de birisi kendisini beğenirse, ona da babası vermeyen… Bedbaht… Üstelik bir de kendinin farkında değil, herkesten de şapşal! Mı acaba?

Ayşen Gruda
Domates Güzeli Ayşen Gruda

Peki, abisi Şakir’in hiçbir sözünden çıkmayan, ondan ödü kopan Şükriye’nin, canı efkâr dağıtmak istediğinde, mutfakta servis yaparken rakıları çaktırmadan fondiplemesindeki gizli gücü nasıl açıklayacağız? Görgüsüzler’de (1982) sevgilisine, evlendikten sonra ona ne yapacağını, gerdek gecesinde giyeceği iç çamaşırları göstererek anlatan; sonra da şehvete kapılıp onu yatağa atıp mıncıklamaya başlayan, düpedüz özgürleşmiş bir kadın karakter, hiç de fena değil, kabul etmeli! Sakın ola bu kadınlar bir taktik olarak üstlerine bu yarım akıllılık esvabını giymiş olmasın? “Yalnızca filmlerde başa gelecek” mucizelerin, kendisini filmlerde bile es geçeceğini bilen bir kişinin, hayatta kazanabileceklerini ancak taksit ödeyerek edinebileceğinin bilgeliği olmasın mesela? İster televizyon olsun, ister ‘ideal’… Belki de, bunun adı bizzat şu: Başrollerde Olmayan Karakterler için ‘Yaşama Sanatı’.

‘Biz’e benzeyen, tam da bu sebepten bizden daha kötü kalite olduğuna inandığımız bu kadın(lar), tabii ki esas kız olamadılar filmlerde. Talih kuşları onların başına konmadı; hayırlı kısmetler, piyangolar… Ama dikkat edin, seyircinin belli bir duygulanım yaşaması istendiğinde, Domates Güzeli karakterlerine ne kadar da çok yer verilir. Seyircinin ağlaması mı lazım; koy bir Domates Güzeli gözyaşı… Gulyabani mi göründü, korkutmak mı lazım; hemen dehşetli bir Domates Güzeli çığlığına eşlik eden bembeyaz olmuş suratı.

Gülen Gözler
Fikret (Ayşen Gruda) ve Vecihi (Şener Şen), Gülen Gözler’de.

Türkiye sinema tarihine dair dönüp dönüp düşünmek gereken bir soru var kanımca: Yeşilçam filmleri dendiğinde, pek çok kişinin aklına ilk gelecek kelimelerden olan ‘sahicilik’, ‘samimiyet’, ‘bizdenlik’ duygularının filmler üzerinden milyonlara geçmesi nasıl mümkün olabildi? Her ne kadar ‘bizler’ bunu kabul etmek istemesek de, ‘biz’e benzeyen bu kadınların da sayesinde. Ekseriyetinin ‘saf iyiler’ ile ‘gerçek kötüler’den oluştuğu bir dünyada; gerçekçilik hissini besleyecek, dengeli çizilmiş ve değişim gösterebilen karakterlere baktığımızda yine Domates Güzellerini görürüz. ‘Bizler’ sinemaya kendimizi Türkan Şoray’lar, Filiz Akın’lar, Hülya Koçyiğit’ler olduğumuza inandırmaya gidiyorduk; ama gözyaşımıza, sevincimize, heyecanımıza Domates Güzelleri geliyordu. Hiç kapris de yapmadan üstelik. İçinden çıktığımız kaptan farklı olduğumuz yanılsamasıyla, kendileriyle dalga geçmemize bile içerlemeden.

Aklına estiğini söyleyen, doğru bildiğini söyleyen, cinselliği öcüleştirmeden dillendiren ve sansür kurulu standartlarında da olsa yaşayan onlardı. Feritleri tavlamanın hayaliyle oyalanan, bunun olamayacağını da bilen; aslında Vecihilerle de mutlu olan ve hatta belki de bizzat Vecihilerle mutlu olan da onlardı. Kusurluydular fakat hülyaları vardı. Kusurluydular ve kusurlarıyla barışıktılar. Ki kendi kusuruna tahammül edemeyen, başkasınınkine nasıl edebilir ki? İşte bu yüzden, Domates Güzeli, insana ancak kusurlu olanın hakiki ve dolayısıyla güzel olabileceğini hatırlatan Wabi-sabi düşüncesinin modern bir abidesidir belki de.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.