Şu An Okunan
Climax: Kan, Sperm ve Gözyaşı

Climax: Kan, Sperm ve Gözyaşı

Climax

Yeni Fransız Aşırılığı’nın provokatif temsilcisi Gaspar Noé Climax‘te farklı türleri, müziği, dansı ve renkleri saykodelik anlatımıyla bir araya getiriyor. Dış dünyadan kopuk köhne bir binada yaptıkları partide kendini kaybeden bir grup dansçıya odaklanan film, son dönemin sinema olaylarından biri.


Bu yazı, Altyazı’nın Kasım-Aralık 2018 tarihli 188. sayısında yayımlanmıştır.


Bu yazı, filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.


Her filmiyle hem eleştirmenleri hem de sinemaseverleri ikiye bölen, Yeni Fransız Aşırılığı’nın (New French Extremity) nev-i şahsına münhasır isimlerinden Gaspar Noé’nin son filmi Climax bir korku-müzikal, tersyüz edilmiş bir ‘Sodom ve Gomore’, hiç bitmeyen bir bad trip, izleyiciyi soluksuz bırakan bir karabasan, doğumdan ölüme, hazdan acıya doğru bir yolculuk. Eğlenceli, dehşet verici, hipnotize edici, tiksindirici, çok şık, çok bayağı.

Cannes’daki gösteriminin ardından şaşırtıcı bir şekilde çoğunluk tarafından beğeniyle karşılanan film, sinema yazarı Owen Gleiberman’ın deyişiyle “Marquis de Sade’ın elinden çıkma bir Fame”e benziyor. Filmin ilk posterinde “Herkese Karşı Tek Başına’yı (Seul Contre Tous, 1998) hor gördünüz, Dönüş Yok’tan (Irréversible, 2002) nefret ettiniz, Boşluk’tan (Enter the Void, 2009) iğrendiniz, Aşk’ı (Love, 2015) lanetlediniz, bir de Climax’i deneyin” diyerek tüm nefret edenlerine seslenen Noé, ne yazık ki sonuçtan pek memnun değil. Her filminde cinsellik, uyuşturucu, ensest gibi pek çok tabuyu yıkmayı ve grafik şiddete başvurarak seyirciyi provoke etmeyi amaçlayan Noé’nin filmle ilgili olumlu eleştirilere içerlemesi şaşırtıcı değil. Ancak hem konusu itibariyle hem de biçimsel olarak sınırları zorlayan ve baş döndürücü bir sinema deneyimi vaat eden Climax’in yönetmenin önceki filmlerinden aşağı kalır yanı yok.

Tersine Akan Zaman

Climax çok basit bir hikâye anlatıyor: Ormanın ortasındaki eski bir yatılı okulda prova yapan bir grup dansçı, prova sonrası bir parti düzenlerler. Ancak gizemli bir şekilde içkilerine karışan LSD nedeniyle parti hiç bitmeyen bir kâbusa dönüşür. Noé, tüm filmlerinde olduğu gibi bu filminde de yine hikâyeyi en basit şekliyle kuruyor. Noé’ninkiler neredeyse tek bir cümleyle ifade edilebilecek hikâyeler: Bir adam ölür (Boşluk), bir kadın tecavüze uğrar ve sevgilisi intikam peşine düşer (Dönüş Yok), bir adam sevgilisinden ayrılır (Aşk). Noé başı sonu belli, çok da merak uyandırmayan bu cümleleri özellikle tersten kurmayı tercih ediyor. Bu nedenle Climax’te olduğu gibi hikâyeye genelde sonundan ya da ortasından başlarız. Dönüş Yok’taki gibi düzenli bir geriye sarış söz konusu olmasa da sürekli bir hatırlama hâli mevcuttur. Neden-sonuç ilişkisini tersine çeviren ve sonun önemsizliğini vurgulayan bu kullanım, Noé’nin hisleri ve deneyimi öne çıkaran hipnotik sinemasıyla iç içedir. Zaman algımızı alt üst ederek deneyimin kendisine odaklanmamızı, en klişe hâliyle “ânı yaşamamızı” salık veren bir sinemadır bu. Başını ve sonunu bildiğimiz bir hikâyeyi izlenilir kılan tam da bu deneyimin kendisidir. Rahatsız edici ve bol tekrarlı ritmik müzikler, bu ritme ayak uyduran ve diskodaymışız hissi veren ışıklar, kırmızı tonlarda gezinen, hem arzuyu hem şiddeti imleyen doygun renkler, labirente benzeyen mekânlar, baş döndüren bir kamera kullanımı… Noé hikâyenin sonunu söyleyerek sürpriz unsurunu yok eder ve seyirciyi başka yöntemlerle şoke etmek için kendine bir oyun alanı açar.

Climax

Kanlar içinde bir kadının karlar üzerinde sürüklenişinin kuşbakışı görüntüsüyle açılan Climax, synthesizer kullanılarak “bozulmuş” bir klasik müzik ezgisiyle, Erik Satie’nin 1 numaralı Gymnopedies’iyle açılıyor. Minimalist müziğiyle klasik ezgileri kendince bozan, 20. yüzyıl avangard akımının üyesi Satie’nin bu ünlü ezgisi aslında filmin kapanış parçası. Çünkü bir süre sonra ekranda jenerikler akmaya başlıyor. Noé’nin kural yıkan, Godardvari jenerik kullanımı yine konvansiyonel anlatının doğrusal akışını bozmaya yardımcı oluyor. Film bittikten sonra ekrana gelen bir başka yazıyla film başlıyor: “Bir Fransız filmini gururla sunarız.”

Hikâyedeki “sürpriz” gelişmelere en az gereksinim duyan sinema, çeşitli konvansiyonların tekrarı üzerine kurulu, seyircinin belirli beklentilerle izlediği tür sinemasıdır belki de. Bir müzikalde dans edilip şarkı söyleneceğini, bir korku filminde ise karakterlerin başına kötü bir şeylerin geleceğini seyirci zaten bilir. Mühim olan o nihai sonuca nasıl varılacağıdır aslında, bu nedenle müzikal ve korku gibi türlerde deneyimi yansıtan, bedensel ve duyusal bir sinema diline başvurulur. İlk yarısı dans ağırlıklı bir müzikal, ikinci yarısı ise bir korku filmi olan Climax için ise tür sinemasının olanaklarını sonuna kadar kullanan, ustalıkla kurulmuş bir “oyun alanı” diyebiliriz. Noé’nin, bedeni merkezine alan bu iki türü iç içe geçirmesi elbette ki tesadüf değil. Örneğin, filmin açılış sahnelerinden birinde video kasetten dansçı seçmelerini izleriz. Televizyon ekranının iki tarafındaki VHS kasetler arasında Suspiria (1977) ve Possession (1981) gibi filmler göze çarpar. İzleyeceğimiz filmin ne tür bir estetikten beslendiğinin ipucunu veren, seyircide grafik şiddetin de yardımıyla şok etkisi yaratan ve yıkıcı estetik yaklaşımlarıyla korku sinemasını dönüştüren body horror türünün örnekleridir bunlar.

Kolektif Beden

Climax’i izlerken diyonizyen bir coşkuyla, arzuyla ve yaşam enerjisiyle dans eden bedenlerin kontrollerini yitirişine ve kendi zihinlerine hapsoluşlarına tanık oluyoruz. İlk yarıdaki yaşam enerjisi gitgide korkuya, paranoyaya ve bir tür “ölüm deneyimine” dönüşüyor. Noé’nin deyişiyle, bir rollercoaster olan ilk yarıdan bir hayalet şehir olan ikinci yarıya iniş yapıyoruz. Sangria’larına katılan LSD nedeniyle bir tür psikoza giren karakterler birbirlerine saldırmaya ve gizli arzularını açığa vurmaya başlıyorlar. Filmin ilk yarısındaki uzun plan sekans boyunca kolektif bir bedenin dansı gibi kurgulanmış, farklı dans türlerini de bünyesinde toplayan bir performans izliyoruz. Oyuncularını YouTube dans videolarında ve Paris’teki vogue balolarında keşfeden, vogue, krump ve waack gibi dans stillerini birleştiren yönetmen, bu plandaki dansı kurgularken dansçılarıyla beraber yoğun bir hazırlık sürecinden geçmiş (Vogue, kült belgesel Paris Yanıyor’dan [Paris Is Burning, 1990] aşina olduğumuz, 1960’lar Harlem’inde doğan, stilize ve performatif bir dans. Waack ise Los Angeles’ın LGBTİ+ kulüplerinde, Afrikalı-Amerikalı dansçılar tarafından yaratılmış bir dans türü. Son olarak krump, genelde çete üyelerinin bir tür “özgürleşme” yöntemi olarak bulduğu, dışa dönük ve abartılı hareketlerle öne çıkan bir sokak dansı). Noé, birbirinden hem dış görünüş, hem de karakter olarak tamamen farklı dansçıları, performansları aracılığıyla bir bütün hâline getiriyor. Ne kıyafetleri, ne tarzları, ne de hareketleri birbiriyle uyumlu olan bu karakterler, çılgın, kontrolsüz ve sınırları zorlayan bir koreografi içinde özgürce dans ediyorlar. Ancak kamera dansçıları tek başına resmetmekten özellikle kaçınıyor. Solo danslar yalnızca birkaç saniye sürüyor ve kamera yakın plana nadiren geçerek, genelde kadrajı diğer karakterlerle dolu tutmaya çalışıyor. Noé’nin alamet-i farikalarından kuşbakışı kamera açısının da yardımıyla sanki kolektif bir beden izliyoruz. Özellikle birbirine karışan uyumsuz renkleri, abartılı ve “zevksiz” kıyafetleri, kameraya meydan okuyan beden ve yüz ifadeleriyle bu dans yer yer bir Onur Yürüyüşü’nü de andırıyor.

Climax

İçerdiği dans türünün politik çağrışımlarını görsel dünyasına da yansıtabilen, üzerine çokça çalışılmış bir sahne bu. Ancak bu sahneyi herhangi bir dans/parti sahnesinden farklı kılan şey, hiçbir kesmeye yer vermeden plan sekans hâlinde çekilmesi. Noé bir yüzden diğer yüze, bir bedenden diğer bedene kesintisiz geçmeyi ve bu akıştan doğan enerjiyi sevdiğini belirtiyor. Kurduğu hipnotik deneyimin kesintiye uğramasını engelleyen bu kullanım, kuir kolektif bedenin akışkanlığına da yardımcı oluyor. Örneğin dans sonrası karakterlerin tanıtıldığı ara bölümde kamera oradan oraya salınıyor, bazen rastgele bir karakteri takip ederken bir anda yolda gördüğü bir başka karaktere geçiveriyor. Başı ve sonu belirsiz, “denk gelinmiş” diyaloglar izliyoruz bu sahnede. Bu açıdan, Noé’nin bu ilk yarıyı bir tür rollercoaster’a benzetmesi sadece bu bölümün yüksek enerjisinden değil, kameranın akışkan hareketinden de kaynaklanıyor. Dolayısıyla Noé dans ve ritmik müzik dediğimizde zihnimizde canlanan video klip estetiğinden uzak duruyor ve klasik müzikallerdeki gibi plan sekans kullanmayı tercih ediyor.

Ölüm Kadar Sıradışı

Bir önceki filmi Aşk’ta Noé yönetmen olmak isteyen karakteri Murphy’ye şu sözleri söyletiyor: “İçinde kan, sperm ve gözyaşı olan filmler yapmak istiyorum.” Bu Noé’nin filmografisinin de bir özeti gibi. Provokatif olarak algılanan bu sinema yönetmene göre doğumun, yaşamın ve ölümün doğal bir parçasını resmediyor. Climax de başından sonuna dek tüm duyulara ve duygulara yer verişiyle bu yaşam döngüsünü takip ediyor sanki. Ekranda birkaç salise gözüken bir cümleyle başlıyor ana hikâye: “Varoluş geçici bir yanılsamadır.” Bağlamdan kopuk bir şekilde ekranda beliren bir diğer cümle ise şu: “Ölüm sıradışı bir deneyimdir.” Boşluk’ta bu sıradışı deneyimin izini süren Noé, Climax’teki karakterlerine gizlice LSD vererek onlara ölüme en yakın olduğunu düşündüğü bir başka deneyim yaşatıyor.

Bu anlamda Gaspar Noé, filmini Titanik’e (Titanic, 1997) ve Cronenberg’ün vahşi bir “seks salgınına” yakalanan bir grup insanı anlattığı Shivers’a (1975) benzetiyor. Dans eden, eğlenen ve varoluşa dair herhangi bir kaygısı olmayan bir grup insanın aniden akıllarını yitirerek ölümün ihtimaliyle karşı karşıya kalışlarıyla ilgileniyor. Climax’in “hayalet şehre” dönüştüğü ikinci yarısında tüm karakterler aklını ve kontrolünü yitiriyor. Buradaki asıl dehşet, karakterlerin kendi zihinlerine hapsolmuş olmalarından kaynaklanıyor. Dansçılardan birinin küçük oğlunu kendinden ve diğer dansçılardan korumak için bir depoya kilitlemesi bu korkunun doruğa çıktığı anlardan biri. Climax, korku sinemasında bir tehlike unsuruna dönüşen “güvenli alan/ev” motifini kullanarak, bir tür salgın hastalık/zombi öyküsü anlatıyor. Âdeta zombiye dönüşen ve kendi zihinlerine yabancılaşan karakterler belki de iç dünyalarıyla, arzularıyla ve itkileriyle karşı karşıya kalıyorlar. İlk yarıdaki dans sahnelerinde bir performans olarak izlediğimiz özgürlük ve kontrolsüzlük hâli, ikinci yarıda karakterlerin bedenlerini ele geçiriyor. Noé ilk yarıdakinin tersine ikinci yarıda karakterlerine ayrı ayrı odaklanıyor ve hepsini yakından takip ediyor: Böylece birlikte hareket eden kolektif beden tek tek parçalara ayrılıyor ve kan kaybediyor. Noé, bir sangria kasesine doldurduğu tüm karakterlerini önce bir güzel karıştırıyor, sonra onları bardaklara doldurarak etrafa dağıtıyor. “Geçici bir yanılsama olarak varoluşu” iliklerinde hisseden dansçılar, ölümü olmasa da, yaşamı sıradışı bir deneyim olarak algılıyor ve kendi karanlıklarıyla yüzleşiyorlar.


Climax, BluTV’de gösterimde.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.