Şu An Okunan
Başka Sinema Ayvalık Film Festivali: Diyalog Mekânları Yaratmak

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali: Diyalog Mekânları Yaratmak

İkincisi 4-9 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Başka Sinema Ayvalık Film Festivali, kurmaya çalıştığı yeni diyalog kanallarıyla ülkemiz festivalleri için ilham verici bir model ortaya koyuyor.

Festival ruhu dediğimiz şeyi basitçe nasıl tarif edebiliriz? Filmlere dair hissedilen kolektif bir heyecan, beraber izleme, beraber üretme şevki, aynı anda aynı mekânda benzer şeylere ilgi duyan insanların yan yana gelmesi… Böyle bir ortak ruh hâli mekânla ve kentle sıkı sıkıya ilişkili. Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nin (BSAFF) iki yıllık kısa geçmişinde hatırlattığı şeylerin başında bu geliyor: festival kültüründe mekânsal stratejinin önemi. Ayvalık’ta festivalin merkezi konumundaki Ma’adra binasında atölye, panel ve gösterimler düzenlenirken, hemen karşısındaki bir kafede insanları buluşturmak, filmin tesiri henüz üzerlerindeyken sıcağı sıcağına onlara konuşma fırsatı sunmak, heyecanlandıklarında ya da öfkelendiklerinde bunu etraflarına yaymalarına imkân tanımak sinemacıları üretime/eleştiriye sevk etmek için basit ama geçerli bir yol. Festival direktörü Azize Tan da festivalin ilk yılından bu yana bu tür bir yaratıcı karşılaşmalar ortamını amaçladıklarını her fırsatta dile getiriyor.

Festivalde izlediğim ve adını ilerleyen günlerde daha çok duyacağımıza emin olduğum belgesel Jim’le Tanışmak (Meeting Jim) da ilginç bir şekilde temelde bu fikirle ilgileniyor: Bir araya gelerek konuşmanın ve insanlara sağlanan diyalog mekânlarının önemi. Tek bir insanla karşılaşmanın bile insanın hayatını nasıl değiştirebildiği… Belgeselin odaklandığı Jim Haynes, 1950’lerde Amerikan ordusunda sıradan bir askerken, Edinburgh’a geldikten sonra çevresindeki herkesi ve her şeyi değiştiren bir figür. Jim Haynes, zahmetsizce insanları bir araya getiriyor, onların iletişim kurması için bir köprü vazifesi kurup yoluna devam ediyor. Bir kitapçı açıyor, alt katına şairleri çağırıyor, onları şiir okumaları yapmaya teşvik ediyor, yasaklı kitapları satıyor. Sonra bu toplaşmalar, yaratıcı alanlar arayan insanların emeğiyle birlikte giderek dönüşüm geçiriyor ve akıl almaz ölçekte büyüyor. Jim Haynes’in öğretisinin özü, insanlara kendilerini iyi hissedebilecekleri, heyecanla parçası olabilecekleri alanlar sunmak ve bunu da üstten bir yerden değil, onlarla beraber yaratmak. Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri bu şüphesiz. Hayli sıradan görünse de Avrupa avangard çevrelerini derinden etkileyen bu adam, 90’lı yaşlarında hâlen Paris’te her pazar kapısını tüm konuklara açık bırakıyor ve evine gelmek isteyenlerle pazar yemeği yiyerek bunu bir geleneğe dönüştürüyor. Haynes, dünyayı değiştirmek için insanların fiziksel bir ortamda yan yana gelip konuşması gerektiğine, bunun en azından iyi bir başlangıç noktası olduğuna inanıyor.

TÜM SEKTÖRÜN FESTİVALİ OLMAK
Günümüzde, Antalya ve Adana gibi belediye odaklı festivallerin, çok daha büyük bütçeleri kontrol etmelerine karşın, siyasi PR malzemelerine dönüştüğü ve bu ortamda bir festival kimliği ya da geleneği oluşturmanın hayli güç olduğu malum. BSAFF örneği bu anlamda da bize mukayese fırsatı veriyor. Bu sene Ayvalık’taki festival deneyimimiz sinema sektörünün tüm bileşenlerine hitap edebilmenin sınırlı bir bütçeyle bile olsa mümkün olduğunu hatırlatmış oldu. Film ekipleri, yönetmenler, oyuncular, sinema eleştirmenleri, sinefiller, dağıtımcılar ve sektörün potansiyel bileşenleri olan sinema öğrencilerini festival sürecine dâhil edecek şekilde tasarlanmış bir festival BSAFF.

Festival direktörü Azize Tan’ın bu yıl en çok önem verdiği projelerden biri, farklı kentlerden sinema öğrencilerini bir diyalog içine sokmak ve onların bunu ilerleyen yıllarda kendi başlarına oluşturacakları bir tür kolektifle sürdürülebilir kılmasıydı. Bir haftalık süreç sonunda, festivalden en çok şeyi yanında götürenler sinema öğrencileri oldu bana kalırsa. Festival süresince sinemamızın en önemki kurgucularından sinemasal hikâye anlatmanın esaslarını, 140journos gibi yeni medyayı en iyi şekilde kullanan oluşumlardan dijital çağda belgesel üretmenin yeni imkânlarını dinlediler, kısa filmcilerle bir araya geldiler, Ma’adra binasındaki festival merkezinde en faal gruplar hep sinema öğrencileriydi.

Tüm bu bileşenler arasında festivalin düzenlendiği Ayvalık’ın sakinlerini, belki daha çok anaakım sinemayla ilişkisi olan sinemaseverleri de unutmamak lazım. Festivalin her akşam farklı bir kent alanında düzenlediği ücretsiz açıkhava gösterimlerini arttırması, etkinliklere mesafeli duran Ayvalıklıları da işin içine katmak ve festivalin mekânsal olarak tüm kente dokunabilmesi adına önemli. Kapanışın Cunda Meydanı’nda Bizim İçin Şampiyon gibi anakım sinemamızın bu yıl hayli takdir toplayan filmlerinden biriyle yapılması, Ayvalıklıları ve kenti festivale kademe kademe daha çok dâhil etmenin de festival stratejisinin bir parçası olduğunu gösteriyor.

BSAFF, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da hayli eklektik ve etkileyici bir programa sahipti. Cannes, Venedik, Toronto, Sundance ve Berlin gibi festivallerden filmler İstanbul’da Filmekimi’nde seyirci karşısına çıkarken, Ayvalık ve çevresindeki sinemaseverler için de bu filmleri perdede izleme fırsatı yaratmak oldukça önemli. İlerleyen yıllarda sinema tarihine miras kalabilecek güçteki iki filmi bu yıl Ayvalık’ta izleme fırsatını bulduk. Türler arasında gezinirken izleyicide tek bir an içinde birden fazla duyguyu yaşatmayı başaran Bong Joon-ho’nun Altın Palmiye kazanan filmi Parazit (Gisaengchung) ve Céline Sciamma’nın eşine az rastlanacak kadar etkileyici bir görse dil kurduğu Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi (Portrait de la Jeune Fille en Feu) hakkında daha uzun süre konuşacağız gibi duruyor.

Elbette BSAFF’yi diğer festivallerden ayıran filmler, Filmekimi dışında Adana ve Antalya’da da seyirci karşısına çıkabilen bu tür majör festival yapımları değil. Fatih Özgüven danışmanlığında hazırlanan program, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da sinema ve seyir deneyimi üzerine tartışma açabilecek, Türkiye’de kendine gösterim alanı bulmakta zorlanan ve “deneysel” etiketiyle vizyon için de şansı çok az olan filmlere alan açıyor. Gürcan Keltek’in Türkiye’de pek az sinefilin izleme fırsatı bulduğu deneysel kısa filmi Gulyabani geçen yıl festivalin en dikkate değer keşif filmlerinden biriydi. Burak Çevik’in ilk uzun metrajı Tuzdan Kaide’yle birlikte tematik/estetik ortaklılar da barındırıyorlardı ve onları ardı ardına izlemek izleyenlerde benzer tartışma kanalları açmıştı. Bu yıl da böylesi tematik/estetik ince hatlar üzerinden bir arada izleme fırsatı bulduğumuz filmler oldu. Uğur Beyazıt’ın kendi annesinin öyküsünü, ailesinden kalan 8mm filmlerlen oluşturulmuş bir kurgu eşliğinde anlattığı Bir Aile Albümü ve geç keşfedilen Tekerleme’yle (1984) tanıdığımız Meryln Solakhan’ın Şehir (1983) adlı filmi bir arada izlendiğinde farklı diyaloglar yaratabilecek güce sahipler. Bu filmleri seyirciyle buluşturmak BSAFF gibi festivallerin en önemli işlevlerinden biri. Solakhan’ın 80’lerde İstanbul’u kat eden ve tuhaf meslek erbabları üzerinden bir şehir portresi çıkarırken belgeselden kurmacaya doğru kendine has geçişler bulan filmi Şehir, sinema tarih yazımımıza girmeyi hak eden önemli bir keşif. Keza Ahmet Çadırcı’nın 1999 yapımı Renkli-Türkçe adlı filmi de, Yeşilçam’a ve erotik sinema furyasına dair çekilmiş en ilginç filmlerden biri ve festivalde gördüğü ilgi, onun da ileride sinema tarihimizde farklı bir konumda yer almasının önünü açabilir.

Şehir (1983)

BSAFF sinema tarihimizde nasıl konumlandırılacağı kestirilememiş bu tür filmleri ve çok az kişiye ulaşma fırsatı bulan deneysel belgeselleri keşfetme alanı sunarak önümüzdeki yıllarda kendi kimliğini de pekiştirebilir bana kalırsa. Bu filmlerden sonra sıradan soru-cevap seanslarının ötesinde, seyirciyi de tartışmaya dâhil eden, onları bir “kolektif film okuma / duygu aktarımı” seansınının parçası kılan özel diyaloglar da, festivallerde bazen bir angarya gibi geçiştirilen soru-cevap seanslarından bizi kurtarabilir. Burak Çevik’in yeni filmi Aidiyet sonrası Fatih Özgüven’in rehberliğinde ilerleyen film sohbeti, bu türden bir oturuma güzel bir örnekti. Seyircileri konfor alanlarından çıkarıp film izleme deneyiminin hakiki bir parçası kılabilen cinsten bir tartışma seansı…

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali, elbette pek çok konuda gelişmeye açık taptaze bir festival. Ancak festival ekibinin sınırlı zamanda sınırlı bütçeyle yaptıkları, yalnızca yukarıda saydığım birkaç başlıkla bile, önümüzdeki yıllarda festival ve kültürel alan stratejileri için tüm sektör bileşenlerine ilham verebilir.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.