Şu An Okunan
Büyüyememeye Övgü: Kevin Smith

Büyüyememeye Övgü: Kevin Smith

1970 doğumlu olan Kevin Smith, henüz 24 yaşındayken çektiği siyah-beyaz bir filmle, belki de hep en iyi filmi olarak kalacak Clerks.‘le 90’lı yıllarda Amerikan bağımsız sinemasının yıldızlarından birine dönüşmüştü. 2000’lerin başına kadar onun filmografisini tanımlayan neredeyse tüm filmlerine imza attı Kevin Smith. Onun sinemasının ruhu, 2000’lerle beraber gelen değişimle tesirini yitirdi belki de. Sinemada X kuşağının en önemli temsilcilerinden biri sayabileceğimiz Kevin Smith’in kendine has temalarını Altyazı arşivinden bir yönetmen portresiyle hatırlayalım.

Bu yazı Altyazı’nın Ocak 2009 tarihli 80. sayısında yayımlanmıştır.

Kevin Smith’i; doğup büyüdüğü yer olan New Jersey’i, gençliğinde çalıştığı süpermarketi ve orada takıldığı kendisi gibi aylakçı tipleri anlatıp duran, arkadaşları arasında çevirdiği geyik muhabbetlerini derleyip onlardan bir senaryo çıkaran, Star Wars takıntılı, her fırsatta öyküyü falan unutup lafı çizgi romanlara getirmek için can atan, filmleri ucuz gey esprilerinden ve Anglofonların ‘dört harfli kelimeler’ dediği (four-letter words) küfürlerden geçilmeyen ağzı bozuk bir ergen olarak tanımlayabilirsiniz. Kuvvetle muhtemeldir ki Kevin Smith de bu tanımdan pek gocunmayacaktır. Smith, filmlerinde çeşitli varyasyonlarını bize sergilediği karakterlerine yakınlığını hiçbir zaman saklamaz, bilakis kendisini onlardan biri olarak konumlandırmaya özen gösterir. Onun en meşhur karakterlerinden Jay ve Silent (Sessiz) Bob’dan az ama öz konuşan Bob’ı bizzat Kevin Smith’in kendisinin canlandırması da bir tesadüf değildir. Smith, anlattığı karakterlere olan sempatisini (ki birçok kişi için bu karakterlere sempati beslemek pek kolay olmayabilir) gizlemez, zaten kendisi de onlardan biridir. Onların dilinden konuşur ve onun sinemasını özgün kılan tam da bu ‘içerden’ konuşmadır. İlk filmi Clerks.’ten (1994) başlayarak anlattığı karakterler, Smith’in dünyasının, onun süpermarketinin, süpermarketin etrafında takılan tiplerin birer yansımasıdır. Ve bunların hepsi, onun ilkgençlik yıllarını geçirdiği 80’lerin yankılarını taşır. 70 doğumlu olan Kevin Smith, has bir X kuşağı temsilcisidir ve X kuşağının birçok veçhesi onun filmlerinin görünür yüzeyindeki laf kalabalığının altına siner.

Clerks. (1994)

Smith’i bir anda Amerikan bağımsız sinemasının en bilinen yönetmelerinden yapan ve artık kült mertebesine ulaşmış olan Clerks.’te tanıştığımız tiplemeler, Smith’in bundan sonraki tüm filmlerinde anlatacağı karakterlerin nüvelerini taşır. Süpermarket tezgâhının arkasında, hiçbir geleceği olmayan bu işte çalıştığı için sürekli homurdanan Dante, film boyunca hayatını değiştirmek için hamle yapmaktan bahseder ama yandaki video kaset dükkânında çalışan Randal’ın da söylediği gibi, bu yaşam tarzını Dante kendisi seçmiştir; tezgâhın arkasındaki tasasız yaşamı, mümkün olduğunca az sorumluluk almayı, kolayda olanı tercih etmiştir, eğer isterse süpermarketi bırakıp gidebilir, “kimse onu burada zorla tutmamaktadır”. Dante ise değişmesinin, bu süpermarketi bırakıp hayatına yeniden başlamasının, “bir amacı”, “gerçekten bir anlamı” olan işlerin peşinde koşturmasının sandığı kadar kolay olmadığını söyler. “Olmuyor işte…” der.

Neden olmadığı, Clerks.’teki tezgâhtarlarımız Dante ve Randal’ın yaklaşık on yıl sonra yaşadıklarını anlatan devam filmi Clerks II’de (2006), hatta Kevin Smith’in elinden çıkmış olduğunu en az hissettiren Babasının Kızı’nda (Jersey Girl, 2004) daha iyi anlaşılır. Dante, biz ilk filmde onu bıraktıktan sonra tam on yılını daha o süpermarket tezgâhının arkasında geçirmiştir ve market yanana kadar da orayı terk edemez. Dante ve müzmin belalısı Randal’ın yeni tezgâhı bir fast food dükkânındadır, ama bu sefer Dante’nin önüne bir fırsat çıkar. Yakınıp durduğu bu hayatını zengin babası sayesinde tamamen değiştirebilecek bir kadınla evlenip Florida’ya taşınma şansı vardır artık. Dante, ona daha saygın bir iş ve daha prestijli bir yaşam sunma teklifiyle gelen bu kadınla beraber gitmek için kendini ne kadar kandırsa da yine de bunu başaramaz. Sonunda, onunkine benzer bir yaşam süren, düşük profilli işlerde çalışmayı seçen bir başka kadına evlenme teklif eder ve Randal’la birlikte, yanan süpermarketi açmak için Clerks.’ün başladığı noktaya geri döner. Devam filmi ilk filmin başladığı noktada, ilk film gibi siyah-beyaza dönerek biter.

New York ve onun hemen bitişiğindeki New Jersey arasındaki seçimin aslında bir kişinin hayatındaki en önemli seçimlerden biri olduğunu söyleyerek başlayan Babasının Kızı da, Dante için değişimin neden kolay olmadığının bir başka yönünü gösterir. Büyük bir müzik firmasında çalışan Ollie, kızının doğumu sırasında karısının ölmesiyle birlikte yalnız başına kalır, hem kızına hem işine yetişemediğinden şirketten kovulur ve New Jersey’e, babasının yanına geri dönmek zorunda kalır. Uluslararası şirketlerin görkemli dünyasındaki bol paralı işinden, küçük bir banliyö kasabasında kızıyla birlikte babasının yanında oturup çöp toplamaya, su tesisatı tamir etmeye kadar “düşer” Ollie. Burada New York, global şirketlerin hırslı ve acımasız ama ihtişamlı ve toplum nezdinde saygı gören dünyasını temsil ederken New Jersey, hiçbir “ilerleme” ve “yükselme” şansının bulunmadığı, kişinin, hayatının sonuna dek ailesiyle ve mahalleden arkadaşlarıyla vakit geçirdiği sakin, dertten tasadan uzak ama birkaç yüz kilometre ötedeki New York’un, yani “tüm dünyanın kalbinin attığı” ve “her şeyin merkezinde olan” o arenanın da dışında bir yer olarak tasvir edilir.

Dogma (1999)

Kevin Smith’in kurduğu bu ikilik, Ollie’nin, Dante’nin ve daha nice X kuşağı temsilcisinin ikilemini simgeler bir anlamda. Film boyunca New York’a, büyük şirketlerden birinde büyük para, büyük sorumluluk alacağı ve kendini önemli hissedeceği işine geri dönmek için mücadele eden Ollie, filmin sonunda New Jersey’yi, küçük kasabadaki sakin ve “önemsiz” yaşamı, sevdiklerine bolca zaman ayırabileceği düşük profilli bir işi seçer. Kevin Smith, bu büyük şirketlerde çalışmayı seçmenin başlı başına bir ahlaksızlık olduğunu söylemez (Dogma’da Ölüm Meleği Loki’nin büyük bir şirketin yönetim kurulunun günahlarını tek tek sayıp dökmesi dışında) ya da bunun üzerinde çok durmaz. Daha çok, olayın diğer tarafındakilerin; çizgi romanlardan, video oyunlarından ve filmlerden kurulu güvenli barınaklarını terk edemeyenlerin, diğer yaşıtları gibi hırsla kariyer kovalayamayanların, toplumun belli bir yaşa basmış bireylerden beklediği sorumlulukları sırtlamayı reddedenlerin, yani o sorumlulukları sırtlayan tarafça kısaca “büyüyememiş” olarak adlandırılanların nasıl hissettikleriyle ve neyi yapmak istemedikleriyle ilgilenir. Onların dilinden, yani kendi dilinden konuşur. Randal’ın Clerks II’de Dante’ye söyledikleri bu “büyüyememişler”in düşünce yapısını özetler bir anlamda: “Bir şeyi sadece benden böyle davranmam beklendiği için yapmam. Ben süpermarkette aylaklık etmeyi, arkadaşlarımla beraber takılmayı, film seyretmeyi seviyorum ve bu benim için yeterince anlamlı bir hayat.”

Mallrats (1995)

Dante ona sorunlarından bahsettiğinde “Biraz cips ye kendine gelirsin” diyen Randal’ın ya da Mallrats’te (1995) kız arkadaşları onları terk ettiğinde teselli bulmak için alışveriş mağazasına sığınan T.S. ve Brodie’nin toplumsal düzene karşı ahlaki bir duruşları olduğundan söz etmek güçtür. Bir yandan toplumsal normların birçoğunun (özellikle de çalışma ahlakıyla ilgili olanların) dışında yer alırlar, ama bir yandan da tüketim kültürünün parçasıdırlar. New Jersey’yi seçerler, ama New York’un ve Hollywood’un ürünleri onları eğlendirdiği müddetçe kabulleridir. New York’u değiştirmek için bir şey yapmazlar, bu onların işi değildir. Onlar sadece neyi yapmak istemediklerini bilirler.

ÇİZGİ ROMANCI “ÇOCUKLAR”
Kevin Smith New York-New Jersey ikiliğinden hangisini seçtiğini hemen her filminde açıkça gösterir. Karakterler her fırsatta New Jersey’e geri dönerler ya da Amy’nin İzinde’de (Chasing Amy, 1997) olduğu gibi tüm ilişkilerini Jersey’deki ortak bir geçmiş ve ortak arkadaşlar üzerinden kurarlar. Smith’in filmleri, Clerks.’te aralarına girdiğimiz bir grup X kuşağı mensubunun sürekli devam eden hikâyesi gibidir. Clerks.’te kahramanlarımızın cenaze töreninde tabutunu devirdiği kızın ölümü Mallrats’te her şeyi başlatan şeydir. Süpermarketin tuvaletinde ölü bir adamla sevişen kız Amy’nin İzinde’de de New York’ta karşılaşıp âşık olan iki New Jersey’linin sohbetlerinden birinin konusunu oluşturur. Çizgi romancı Holden ve âşık olduğu lezbiyen kız Alyssa arasındaki en büyük engel Alyssa’nın New Jersey’deki kendi deyimiyle “deneysel” cinsel yaşamıdır. Ünlü birer çizgi romancı olup New York’a gelen Holden ve Brodie’nin yarattıkları çizgi romanın kaynağı, New Jersey’deki süpermarketin önünde duran Jay ve Silent Bob’dan başkası değildir.

Amy’nin İzinde (1997)

Filmler arasındaki bu devamlılıklar ve tekrar tekrar karşınıza çıkan karakterlerle Kevin Smith, çok iyi tanıdığı bu bir grup X kuşağı temsilcisinin devam eden “büyümeme”, “büyüyememe” öyküsünü tüm filmleri boyunca anlatmayı sürdürür. Filmlerini dramatik yapıdan çok (ki birçok filminde bu dramatik yapı 3. sınıf bir Hollywood filmi düzeyindedir) bu karakterlerin üzerine inşa eder. Smith’in anlatımı klasik sinemasal anlatımdan çok çizgi roman anlatımına yakındır. Görkemli Hayatım (American Splendor, 2003) tarzı görsel numaralar yapmasa da, hepsi birbirinden abartılı karakterler ve bitmek bilmeyen diyaloglarla o çok sevdiği çizgi roman okuma deneyimini sinemaya taşır. Kevin Smith’in çizgi roman estetiğini en çok hissettirdiği filmlerden ikisi Mallrats ve Jay and Silent Bob Strike Back’tir (2001). Mallrats daha jeneriğinde oyuncuları birer çizgi roman karakteri gibi sunarak amacını ifşa eder. Jay and Silent Bob Strike Back ise, Amy’nin İzinde’den bildiğimiz Holden ve Brodie’nin Jay ve Silent Bob’dan esinlenerek yarattığı ‘Bluntman and Chronic’ adlı çizgi romanın sinemaya uyarlanmış hali gibidir. Her şey olabilecek en abartılı haliyle sunulur. Silent Bob süper kahraman özelliklerini sergiler, Mallrats’ten beri üzerinde çalıştığı Jedi numaralarını (mind trick) kullanarak kendini belalardan kurtarır. Jay, çizgi roman baloncuklarına bile sığmayacak kadar çok konuşur (kelime haznesi başta bahsettiğimiz 4 harfli kelimelerden öteye pek geçmez tabii). Smith’in diğer filmlerinde çizgi romanın biçim üzerindeki etkisi bu kadar belirgin olmasa da, çizgi romanların bahsinin geçmediği, ‘Spider Man’e, ‘X-Men’e, ‘Batman’e atıfta bulunulmadığı, en maço çizgi roman karakterlerinin gey olduğunun iddia edilmediği bir Kevin Smith filmi bulmak için büyük çaba sarf etmek gerekir. Smith, bahsettiğimiz bu “büyüyememe” durumu ve inatla büyümeyenler ile çizgi roman tutkusu arasında bir paralellik kurar. Onun anlattığı insanlar, çizgi romanların, Star Wars, Jaws gibi popüler kültür ürünlerinin içinde yaşamayı seçerler. New York’un kalabalığına uyarak yaşamayı seçenler için bunlar çocukçadır, anlamsızdır, boşa zaman öldürmekten başka bir şey değildir. O New York kalabalığının kovaladığı anlamlar ise bu çizgi romancı çocuklar için bir şey ifade etmez. Onlar çizgi romanlarının, Star Wars’un, video oyunlarının yüzeyselliklerini dışarıdaki “gerçek dünya”nın derin anlamlarına ve ulvi amaçlarına tercih ederler ve bu popüler kültür havuzunun içinde keyifli zaman geçirerek kendi bildikleri gibi yaşamaya çalışırlar.

AMY’Yİ KOVALAMAK
En baştan beri söylediğimiz üzere, Kevin Smith’in çizgi romancı çocukların tarafında olduğu tartışılmaz. Smith, onların iş dünyasına karşı olan sinik tavırlarını, aylaklık tercihlerini yargılamaz. Smith’in onlara ve (kendisine) telkin ettiği tek şey, sevdikleri insanlarla beraber olmak için her şeyi yapmaları ve gerçek aşkı aramaları gerektiğidir. Smith’in filmlerinde hemen her türlü toplumsal norm alaşağı edilip ti’ye alınırken aşk her zaman tek gerçek çıkış yolu gibi gözükür. Smith’in çizgi romancı çocuklarının aşkı yaşama ve ifade etme şekilleri farklı olabilir ama sonuçta Smith, hepsinin sevebilme, âşık olabilme kapasitesine sahip olduğunu ve dahası -çalışma konusunda aldıkları tavrın aksine- bunun için mücadele etmeleri, inisiyatif almaları gerektiğini onların içlerinden çıkmış ve onlardan biraz fazlaca görmüş geçirmiş şefkatli bir ağabey gibi sürekli yineler. Tüm Kevin Smith filmleri, hayatta yapabilecek en anlamlı hareketin sevdiğin insanın/insanların peşinden gitmek olduğunu, Amy’yi kovalamanın dışındaki her şeyin mânâsız olduğunu neredeyse didaktik bir şekilde tekrar ve tekrar dile getirir. Tipik bir X kuşağı özelliği olarak filmlerinin altmetinleri aileye ve aile kurumuna karşı güvensiz ve sinik bir yaklaşım taşır ama bu Smith’in gerçek aşka ve sevgiyi aramaya olan inancını engellemez. Onun filmlerinde, ölü bir adamla tuvalette sevişen kızdan bahsedilirken, “Benim annem 35 yıldır ölü bir adamla yatıyor, ne olacak, o da atlatır” denir. Evleneceği kadınla eninde sonunda anlaşacağını, onu zamanla tanıyacağını söyleyen Dante, “Etrafın 30 yıldır beraber olup birbirleri hakkında hiçbir şey bilmeyen çiftlerle dolu olduğu” cevabını alır. Smith’in çiftleri ya suyun üzerindeki bir Jaws platformunda evlenirler (Mallrats) ya da birbirlerini sevdiklerini ancak bir adamın bir eşekle anal seks yapmasını izlerken dile getirebilirler (Clerks II). Neredeyse hepsi boşanmış ya da başka türlü sorunlarla boğuşan ailelerin çocukları olarak dünyaya gelen bu kuşak için aile, sevgi, gerçek aşk gibi olgulara sinik bir şekilde yaklaşmamak mümkün değildir belki ama onlar da kendi tarzlarında gerçek aşkın peşinde koşabilirler. Evlilik kurumuna hiçbir zaman inanmayacak olsalar da, sevdikleri insanlarla beraber takılmanın, aynı ortamı paylaşmanın önemini fark edebilirler. Kevin Smith, tüm filmlerinde bu mesajı iletebilmek için bir misyoner gibi uğraşır adeta. Ama o çizgi romancı çocukların bu mesajı düz bir şekilde ifade ettiğinde onun anlattıklarına sırıtıp geçeceklerini de çok iyi bildiğinden, mesajını bir ton laf kalabalığının, bir dizi absürd olayın arasında eritir. Oyunu onların kurallarıyla oynar. Hem bu oyun onun da en iyi bildiği oyundur, hem de bu oyunu oynarken -yani bitmek bilmeyen küfürlerini, geyiklerini, arsız öykülerini bizimle paylaşırken- o da bundan en az filmlerindeki karakterler kadar zevk alır.                                               

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.