Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #14: Serhat Karaaslan

Karantina Söyleşileri #14: Serhat Karaaslan

Bisiklet ve Dondurma gibi ödüllü kısa filmleriyle tanınan ve son olarak geçtiğimiz yıl ilk uzun metrajı Görülmüştür’le izleyici karşısına çıkan Serhat Karaaslan karantina dönemini nasıl geçirdiğini anlatıyor, bu süreçte izlediği dizilerden ve okuduğu kitaplardan bahsediyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

“Kapitalizm çöktü, çökecek diyenler de var. Klişe bir laf ama kapitalizm daha da vahşileşerek, otoriter devletler artarak ve daha da güçlenerek bu süreçten çıkacak gibi görünüyor.”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Belirsizlik, ne olacağını bilememek çok can sıkıcı. Evde kalabilen, kalacak bir evi olan şanslı insanlardan olduğum için şikâyet etmem doğru olmaz. İlk haftalara göre daha iyi hissediyorum. Bütün dünya bir anda durunca birçok insan gibi dünyanın sonu gelmiş gibi hissettim başlarda. Mart başında Fransa’dan geldim ve bir hafta kalıp yeni çektiğim kısa filmin post prodüksiyonu için tekrar Paris’e dönmem gerekiyordu. Uçak biletimi iki defa değiştirdim, sonra da gitmekten vazgeçtim. Birkaç gün sonra da sınırlar kapandı zaten. O günlerde bir arkadaşımla konuşurken, “gitsem mi, burada mı kalsam, kararsızım” demiştim, arkadaşım da espriyle “dünyanın sonunu burada mı yoksa Fransa’da mı karşılamak istiyorsun?” demişti. Yurtdışından yeni döndüğüm için karantina daha başlamadan kendim karantinaya girdim. İlk iki üç hafta sürekli kendimde semptom arıyordum, sık sık ateşimi ölçüyordum.

Bazı günler salgın yokmuş, karantinada değilmişiz gibi geliyor, bazı günler de daha depresif ve umutsuz hissediyorum. Son haftalarda iyi günler ağırlıkta. Bir süredir haber ve istatistiklere bakmamaya çalışıyorum. Kısacası dengesiz bir ruh hâli. Günler birbirine benziyor, zaman kavramını gittikçe yitirdiğimi hissettiğim oluyor. Hangi günde olduğumuzun, saatin kaç olduğunun bir önemi kalmamış gibi. Her gün Pazar gibi. Benim için en zoru gece yatarken yarının da bugünle birebir aynı olacağını bilmek oluyor. Kendimce küçük değişiklikler yaparak bunu değiştirmeye çalışıyorum.

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?

Bütün dünyayı durduran ve bu kadar çok etkileyen bu olaydan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Bu süreç geçip gittiğinde eskiye göre daha iyi mi olacak yoksa eskisinden de mi beter olacak? Bunu öngörmek zor. Birçok iyimser ve bir o kadar da kötümser teori var ama bu olaydan iyi bir şey çıkaracağımıza inanmakta zorlanıyorum. Bu konuda kötümser olanlardanım. Umarım iyi bir ders çıkarırız bundan. Zaten son zamanlarda yaşanan doğa katliamları, çevre felaketleri, küresel ısınma vb. bu salgın kadar kötü şeyler. “İçimize döndük, doğanın kıymetini anladık” gibi romantik söylemleri anlamıyorum. Bunu anlamak için illa eve kapanmak mı gerekiyordu? Kapitalizm çöktü, çökecek diyenler de var. Klişe bir laf ama kapitalizm daha da vahşileşerek, otoriter devletler artarak ve daha da güçlenerek bu süreçten çıkacak gibi görünüyor. Maalesef gidişat biraz öyle bana göre.

Kişisel olarak neler değişecek hayatınızda?
Bilmiyorum ama büyük değişiklikler olmaz galiba. Çok seyahat ediyordum, eskisi gibi seyahat edemem artık. Daha minimal yaşarım. Yemek yapmayı bilmiyordum. Dışarıda yerdim hep. Bu süreçte yemek yapmaya başladım, daha sağlıklı besleniyorum hâliyle. Yemek yapmanın çok keyifli bir şey olduğunu yeni keşfettim. Yemek yapan arkadaşlarımız da bunu hiç söylemiyordu.

Karantina günleri bitince ilk olarak ne yapacaksınız? Neleri özlediniz?
Önce yarıda kalan filmimizi bitirmemiz gerekiyor. Sınırlar açılırsa Paris’e gidip filmi bitireceğim. Gitmişken Paris’in sokaklarını gezer, parklarında uzanırım. Seine nehri kenarında arkadaşlarımla şarap içerim yine. Şimdilik büyük bir hayal bu ama belki bir gün olur. Sevdiğim insanlarla daha çok vakit geçirmek istiyorum. Doğayı, denizi özledim. İlk fırsatta denize girmek, ormanda yürümek istiyorum. İstanbul’un farklı semtlerinde, sahillerinde yürümek, vapura binmek gibi basit görünen ama bu süreçte çok sevdiğimi fark ettiğim şeyleri özlüyorum.

Kapanan sinema salonları, iptal edilen festivaller, dijital platformların yükselişi derken sinemanın geleceğini de konuşur olduk. Özellikle bağımsız sinemanın geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?
Dijital platformlar son yıllarda çok yükselişteydi zaten. Son birkaç yıl senenin beklenen büyük bazı filmlerini sinemada değil online platformlarda izledik. Bu süreç dijital platformların salonların yerine geçmesi sürecini çok hızlandırdı. Salgın sonrası salonlar açıldığında tekrar eskisi gibi olmasını beklemek çok zor. Ama salon sayıları çok azalsa dahi salonda film izleme deneyimi bir şekilde devam edecektir. Olan daha çok bağımsız salonlara olacaktır. Belki de bağımsız filmler sadece festivallerle, özel gösterimlerle sınırlı kalacak ve vizyona bile girmeyecek. Gidişat öyle görünüyordu. Festivaller sadece filmlerin gösterildiği etkinlikler değil aynı zamanda bağımsız filmlerin üretimine de çok etkisi olan etkinlikler. O yüzden bağımsız filmlerin üretimi çok etkilenecektir. Anaakım filmler salonlarda gösterilmez, sadece online platformlarda gösterilirse ya da çok sınırlı bir şekilde salonlarda gösterilirse bundan anaakım kadar bağımsız sinema da etkilenecektir. Bağımsız filmler o kadar bağımsız değil. Sinema biletlerinden kesilen vergi tekrar sinemaya fon olarak dönüyor. Bu kaynak kesilirse fonlar nasıl olacak acaba? Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa sistemi böyle. Büyük bir kısmı devlet fonlarıyla finanse edilen bağımsız dediğimiz filmlerin finans krizini asıl bu durum etkileyecek. Filmlerin online platformlarda gösterilmek üzere yapılması filmlerin nasıl göründüğünü de etkileyecek bence. Perdeye yapıldığı gibi yapılmasını gereksiz bulanlar olacaktır bir yerden sonra. Aynı şey ses için de geçerli. Bu anlamda da önemli bir etkisi olacağını düşünüyorum.

Solaris

Bugünlerde vaktiniz nasıl geçiyor? Neler okuyor ve izliyorsunuz?
Dizi ve film izleyerek geçiyor çoğunlukla. Daha çok dizi. Normalde dizi izleyicisi değilim, birkaç gün ara verdiğim ve bir daha dönüp devam etmediğim çok dizi oldu geçmişte. Ama bu süreçte çok dizi izledim. Game of Thrones’la başladım. Beş sezon izledim. Mindhunter’ın ilk sezonunu izlemiştim, ikinci sezonu izledim. Masum, Bozkır, Years and Years ve Breaking Bad’i bitirdim. Şimdi de Better Call Saul’u izliyorum. Film konusunda da yeni keşifler yapmak yerine daha çok, önceden izlediğim ve sevdiğim filmleri tekrar izliyorum. Manolya’yı (Magnolia, 1999) çok severim, tekrar izledim. Cassavetes’in, Kubrick’in, Coenler’in bazı filmlerini tekrar izledim. Spielberg’in ilk filmi Duel’i (1971) izlememiştim, onu yeni izledim ve çok beğendim. Solaris’i (1972), Metropolis’i (1927) tekrar izledim.

Okumakta çoğu kişi gibi bir süre çok zorlandım. İlk haftalarda okuduğum hiçbir şeye konsantre olamıyordum bir türlü. İzlemek bir nebze daha kolay ama okumak çok çaba gerektiriyor bu süreçte. Camus’nün ‘Veba’sını, ‘Yabancı’yı tekrar okudum, iyi geldi. Saramago’nun ‘Körlük’ünü, Ishiguro’nun ‘Avunamayanlar’ını, Cihat Duman’ın ‘Olay Beyoğlu’nda Geçiyor’unu ve Murat Özyaşar’ın öykülerini okudum. Şimdi de yıllardır ertelediğim ‘Karamazov Kardeşler’i okuyorum.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.