Şu An Okunan
Anadolu Turnesi: Bugünün Zamansızlığı

Anadolu Turnesi: Bugünün Zamansızlığı

Yönetmenliğini Can Eskinazi ve Deniz Tortum’un üstlendiği Anadolu Turnesi, İstanbul’dan Anadolu’da konserler vermek üzere yola çıkan bir grup gencin müziği, gündelik hayatı, çevrelerini ve yaşamı algılama biçimlerine odaklanıyor. 

Anadolu Turnesi, İstanbul’da yaşayan dört gencin kurduğu saykedelik rock grubu Venus Music Peace Band’in 2014 yazında karavanlarıyla çıktıkları turneye odaklanan bir belgesel. Tamamen grubun isteklerine göre belirlenen bir rotayı takip eden, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde, halka açık alanlarda anlık planlanan konserlere dayanan turne, yola koyulurken onlara katılan kameranın eşliğiyle filme dönüşüyor. Film bir yanıyla alışıldık bir müzik/yol belgeseliyken gerek konusuyla ilişkilenme biçimi gerek konu ettiği dönemin ruhuna dair yakaladığı tanıklık hissiyle benzerlerinden farklılaşıyor.

Filmin, grubun turnesiyle birlikte grup üyelerinin arasındaki paylaşımı, sohbetleri, gündelik detayları yakalamaya gayretli bir yapısı var. Turnenin 2014 yazında, Gezi’nin bir yıl sonrasında, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve toplumsal olarak büyük bir kırılma ânına vardığımız hissiyatının baskın olduğu bir ortamda geçiyor olması da grup üyeleri arasındaki sohbetlerin konusunu sıklıkla politik ortama, toplumsal ikiliklere ve genel ruh hâline çeviriyor. Buna bu tarz bir müzik grubunun birtakım Anadolu şehirlerinde plansız konserler vermesi fikriyle Anadolu coğrafyası arasındaki kontrast da eklenince hem grup üyelerine hem de Türkiye’ye dair birçok noktayı doğallıkla vurgulayan bir film izliyoruz.

Kameranın Hayata Arkadaşlığı

Anadolu Turnesi, bir yandan gençlerden kurulu bir müzik grubunun turne hikâyesiyken aynı anda bir tür katılımcı gözlem yönteminin, kameranın hayata arkadaşlığının öyküsü. Venus Music Peace Band üyelerinin peşinde, grubun bir üyesiymiş gibi bu turnede yer alan kamera, ne bir yönetmen biçimciliğinin hiyerarşisine hizmet ediyor ne de yaşananları doğru biçimde belgeleme takıntısına kapılıyor. Belli ki, grupla birlikte seyahat eden yönetmen Deniz Tortum’un gruptakilerle geçmişe dayanan tanışıklıklarının ve aynı kuşağa mensup olmanın da kolaylaştırıcı etkisiyle kamera ve çekim ekibi akışın doğal bir parçası, figürü hâline geliyor.

Elden ele dolaşan, bazen bir video blog kayıtçısına, bazen de geveze bir şakanın konusuna dönüşen kamera, karakterlerin arasında dolaşıp, onları bir yandan müdahalesiz biçimde gözlerken bir yandan da onlarla beraber görüyor ve duyuyor. Önce kameranın âdeta karakterleşerek turnede kendine yer açması, sonrasında ciddi bir veri yekûnu arasından kotarıldığı belli olan filmin film olma yolculuğu yönetmenlerden birinin ifadesiyle “bilmediği bir istikamete doğru yol alan”1 bu deneyimin bir parçasına dönüşüyor.

Bu deneyimi önemseyen üslubun sahnelerin bir araya getirilme biçimine de yansıdığı rahatlıkla söylenebilir. Kamera gibi kurgu da gerçekçilikten, net bir zaman-mekân algısı inşa etmekten ve seyirciyi analitik bir izlekte tutmaktan çok o yolculuğun Venus Music Peace Band üyeleri tarafından nasıl tecrübe edildiğine odaklanıyor. Tıpkı karakterlerden birinin söylediği gibi, müzik icra etmek ve turne bir anlamda önemsizleşirken yolculuk deneyimi filmin merkezi hâline geliyor. Grup üyelerinin algısı dışına çıkacak stilize bir genel plan, seyirciye nerede/hangi zamanda olduğunu hatırlatacak kurguda eklenmiş zaman/mekân notları görmüyoruz. Zamansal atlamalar yolculuğun nerede seyrettiğini de büyük oranda önemsizleştiren bir etki yaratıyor. Belki de bu yüzden, ilk başta filmin ana duygusunu belirleyeceği beklentiyi yaratan saykedelik müzik ve Anadolu kontrastı da politik/toplumsal bir kavrayıştan çok grup üyelerinin hayatına temas etme şekliyle sınırlı kalıyor.

Bunun bir içerisi/dışarısı meselesini de Türkiye’nin polarize toplumsal yaşamı bağlamında filme taşıdığını söyleyebiliriz. Zira grubun üyeleriyle aynı kuşaktan gelen, filmde konu edilen beşerî ortamın bir parçası olan kişilerin elinden çıkan film, hep karavanın içinde olan bitenle sınırlı kaldıkça bu şehirli, seküler dünya görüşüne sahip gençlerin gittikleri yerdeki toplumsal yaşamla aralarındaki mesafeyi iyice görünür kılıyor. Karavanın “güvenli” içi, temassızlığın, toplumsal gettolaşmanın bir görünümü hâline geliyor. Karavanın dışında kalanlar (gidilen şehirlerdeki kamerayı görünce hemen heyecanlanıp konuşmaya heveslenen yerel insanlar) ise filmin dünyasına şöyle bir temas edip birer mizah unsuru olarak çıkıp gidiyor sıklıkla. Film ısrarla içeriye bakmaya, o karavanın içindeki tonda kalmaya devam ediyor. Dönemin ruhunu da kapsayıcı bir bakıştan ziyade karakterlerin sohbetleri ve kendi aralarındaki durumu önemsemekten uzak, hafifleştirici ton üzerinden (ya da karakterlerin otel odasında, radyoda duyduğu haberlerden) algılıyoruz.

Siyah-Beyaz Bir Şerh
Grubun müziğinin içeriği, grup üyelerinin onu icra etme ve onunla ilişkilenme biçimi de filmin tonunu belirleyen temel özellikleri bünyesinde barındırıyor. Performatif, kendini aşırı ciddiye alma zehrinden zerre nasibini almamış, kendiliğinden, akışkan ve uyum sağlayan bir ikaz hissi taşıyor Venus Music Peace Band’in müziği. Kayıtlı bir şarkıları yok, her çaldıkları anda duruma, ortama ve algıladıklarına uyum sağlayarak müzik üretiyorlar. Müzik üzerinde bir mülkiyet hakkı, bir “efendilik” talep etmiyorlar. Bu insanların kişiliklerinin ürettiği işle, müziğin tarzıyla aralarında gelişen organik bağ, filmin hem biçimsel hem de içerik olarak takip ettiği üsluba yansıyor.

Herhangi bir anlatı izleği, bir anlatıcı dış ses ya da röportaj kullanılmayan filmin anlatan ve dinleyen arasındaki hiyerarşiyi esnetebilmesi de bu iddiasız tavra öykünmesi sayesinde mümkün oluyor. Yönetmenler konularına içeriğe ve biçime hükmeden efendiler olarak değil, ortamın akışını anlama ve ona uyum sağlama gayretindeki aktarıcılar olarak yaklaşıyorlar. Yolculuk öncesinde düzenlenen toplaşmadan taşan sohbet turneye, turne filme, filmse bugüne, yaşantılarımıza, günlük sohbetlerimize ve bir grup gencin hayata bakışındaki nüanslara karışıyor. Film, takip ettiği günlük detayları, güncel sohbetleri, bugün hissiyatını yakalamaya aç bir merakla gözleyip, bu günlük hâlleri siyah-beyaz bir şerhle işaretliyor. Bugünü, zamansızlığa armağan ediyor. Takip ettiği karakterleri herkes yapmayı teklif ediyor.

Filmin en “biçimci” ânında, final bölümünde, kameranın rastgele bulduğu bir salyangozun şeklini taklit ederek müzik eşliğinde kendi etrafında döndüğü planda da bu uyum arayışının, uçarılığın, haşarı hâlin etkileri var sanki. Filmin genel biçimsel üslubuna ters düşecek kadar grotesk ve çocuksu bu fikri gerçekten filmde kullanmanın içinde serbest bir kendiliğindenlik, kendi kendini aşırı ciddiye almaya alerjili tavır yok mu? Bu kitsch-vari an, anlatısal sinemanın ya da “derdini” anlatma büyüklüğündeki yönetmenin en krizli anlarında işlevsel bir telaşla başvurduğu biçimci sembolizmle dalgasını da geçmiyor mu bir yandan? “Biz buradayız, olduğumuz hâlle varız” diye düşünmenin bir yolu olamaz mı bu pekâlâ? Tıpkı bu turnenin, sonrasında bu filmin kendini var etme şekli gibi. Tıpkı 2013 yazından bu yana azalarak arta kalan o özgürlük hissi gibi.

Anadolu Turnesi, bir süre sonra 2010’lu yıllarda ne hissettiğimizi, ne umduğumuzu ve ne ummadığımızı düşünürken dönüp bakacağımız filmlerden birisi olmaya aday. Seyirci üzerinde yarattığı güçlü sinema duygusu, ne çok büyük bir gerçeği ifşa etmesinden ne de aşkın bir sinemasal hazza hizmet ediyor olmasından geliyor. Sinema denilen sanatın yaşamı konu etme biçimi ve görme olanakları üzerine düşünen, fazla düşünmeden düşünen bir film Anadolu Turnesi. Hafif nemli bir yaz akşamında, bir karavana atlayıp Anadolu’yu gezme kararını verdiren ruh hâlinin, yeni edindiği kamerasıyla oynayan bir çocuğun enerjik hevesinin peşinde bir film. Naif olamayacak kadar dünyaya ve kendisine açık, bıkkın olamayacak kadar genç ve romantik. 2019’dan beş yıl öncesine bakarken hafif iç geçirtecek kadar da ümitvar, enerjik, hayat dolu.

Not
1 Berke Göl’ün yönetmenler Can Eskinazi ve Deniz Tortum’la gerçekleştirdiği söyleşi için bkz.: www.altyazi.net/soylesiler/anadolu-turnesi-soylesi

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.