Şu An Okunan
Girdaptaki Maymun: Zama’nın Anlam Dünyasına Batmak

Girdaptaki Maymun: Zama’nın Anlam Dünyasına Batmak

Lucrecia Martel’in son başyapıtı Zama’nın çekim notlarından oluşan Selva Almada imzalı ‘Girdaptaki Maymun’, tıpkı filmin kendisi gibi okuru giderek daha derine çeken bir kitap.

…Kamera provalarının yapıldığı yemekhaneye girince kadın korktu. Etrafının beyaz ve yabancı insanlarla dolu olduğunu gördü. Onu kaçırmalarından korktu. Halkının sergilenmek, incelenmek ya da sadece yok edilmek üzere avlandığı dönemden kalma bir korku. Onun yaşamadığı ama çocukken, yaşlıların ağzından tekrar tekrar dinlediği bir dönem.

Teselli edilemez bir şekilde ağlıyor. Kendi dilinde, diğer kadınları da geç olmadan önce kaçmaları için ikna etmeye çalışıyor.

‘Zama’, 1956 yılında yayımlandığında, İspanyolcanın ulaşabileceği büyülü noktalardan birine ulaşmıştı: Unutulanın ve her daim unutulacak, sömürülecek olan bir coğrafyanın hikâyesi; hikâyenin ses dünyasını hayret uyandıracak denli güçlü bir şekilde kuran gerçekçi, zarif bir dil. Antonio Di Benedetto’nun büyüleyici romanı ‘Zama’, çağdaş Arjantin sinemasının en büyük yönetmenlerinden Lucrecia Martel’in muhteşem sinema anlayışıyla, 2010’ların en güçlü filmlerinden biri hâline geldi. 

Antonio Di Benedetto’nun ‘Zama’ romanı Nurhayat Çalışkan çevirisiyle Alakarga Yayınları’ndan basılmıştı.

Peki neden? Konuyu basit cümlelerle hatırladığımızda, aslında hiç de abes bir soru değil bu. İspanya Krallığı temsilcisi Don Diego de Zama. Beyaz bir erkek, devletinin önemli memuru, geride bıraktığı ailesinin önemli babası, eşinin arzuyla beklediği güçlü erkeği. Zama hepsi için ve hepsine sığınarak bekliyor; muhtemelen hiç gelmeyecek bir gemi, bir terfi mektubu. Düşününce belki yüzyıllardır dinlediğimiz, sömürüyü macera ve üstünlük olarak gururla göğsünde taşıyan beyaz erkeğin hikâyesi değil mi bu? Bir yanıyla çok tipik –ve artık göz devirmeye çok müsait– ama neden Benedetto’nun ve Martel’in ellerinde uçucu, hülyalı bir gerçek? 

Don Diego de Zama’nın hayattaki tek şansı belki de Benedetto ve Martel’in ellerinde hayat bulmaktı. Ama doğrudan onu var etmiyorsa da tüm zarafetiyle ona eşlik eden bir isim daha var: Selva Almada. Almada’nın kaleme aldığı ‘Girdaptaki Maymun’, Zama’nın (2017) çekim notlarından oluşuyor. Bu kısacık kurgu güncesinin bütünleştirici, lakin ayrıksı bir gücü olduğunu söylemek mümkün. Gücü şüphesiz ki yazarın zarif kaleminden ve güçlü, özgün gözlemlerinden geliyor; ‘Girdaptaki Maymun’ iki çok güçlü metinden de sıyrılarak Zama’ya kendi imzasını atmayı başarıyor.

Martel her köşesinde hamam böceklerinin cirit attığı odasında saatlerce gözünü kırpmadan düşünür, film setinde balçığa bata çıka ilerler ya da oyuncu seçmelerine başvuranlardan bir rüyalarını anlatmalarını isterken; Almada sessiz sedasız gözlemliyor onu. Yerel halk için daha var oluş aşamasında önemsizleşen, belki eskiyen bir filmin, yüzyıllara rağmen bir şekilde değişmeyen coğrafyayla, insanlarla çarpışmasına izin veriyor. Çekim notları bir süreden sonra romanın ve filmin ekseninden uzaklaşarak kendi gerçekliği etrafında dönmeye başlıyor. Bu da Zama’ya, daha önce elinde bulunduramadığı bir güç veriyor aslında.

Lucrecia Martel’in Zama‘sı dünya prömiyerini 2017 yılında Venedik Film Festivali’nde yapmıştı.

Almada, Don Diego de Zama’nın tüm o beyaz erkekliğiyle geldiği ve olabilecek en makamlı, “onurlu” şekilde çekip gideceği toprakları anlatıyor. Bu topraklarda değişen bir şey yok. Her koşul sağlanmışken değişmemenin nasıl can sıktığını düşünün; oysa bu topraklarda bir şeylerin değişememesi için bütün koşullar yüzyıllardır titizlikle gözden geçiriliyor. Müthiş bir öfke uyandırabilir bu, estetiği köreltecek güçlü bir intikam hissi de salabilir ruha. Almada biliyor bunu; ancak dilinden ne bir öfke yayılıyor, ne de kabullenmişlik. Hayır, başka şekilde işliyor dili. “Yabanilerden”, artık olmayan Şamanlardan, beyaz insanların saldığı lanetten, bu film setinin de onları terk edip gidecek olmasından bahsederken, bir rüya gibi başlıyor her şeye: Bir imge ya da basit bir ses süzülerek yükseliyor, temas ettiği hiçbir şeyin gerçekliğini es geçmiyor, dokunuyor ve bir anda kaba bir tabirle ‘aşırıgerçekçilik’ diyebileceğimiz bir şeyin ta kendisi hâline geliyor.

Bir şekilde coğrafyanın, kültürün ta kendisi ‘Girdaptaki Maymun’. “Uzaktan Zama ekibini, dışarıda çekilen sahneleri, setin hareketlerini, hiçbir durumda seyretmeyecekleri film sanki oymuş gibi gözlemliyorlar” diyor Almada, seti izleyen insanlar için. Kurgu güncesi boyunca günce, sanki film oymuş gibi akıp gidiyor gözümüzün önünde. Başka bir katmanın başka bir mensubu olarak yer alıyoruz  Zama’nın –kapalı dersek yanılmayacağımız– anlam dünyasında. Ya da Lucrecia Martel’in sinemasına çok yakışan bir tabirle, batıyoruz. Biraz daha ve biraz daha. 

Girdaptaki Maymun / Selva Almada / Çeviren: İdil Dündar / Redingot Yayınları / 87 sayfa

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.