Şu An Okunan
Aklımı Oynatacağım: Camp’in Sefaleti

Aklımı Oynatacağım: Camp’in Sefaleti

Pedro Almodóvar’ın 2013 yapımı filmi Aklımı Oynatacağım bir yandan kitsch bir seks komedisi, bir yandan da dünyanın güncel meselelerine değinen alegorik bir anlatı. Ancak yönetmenin âdeta kendi filmografisinden parçalar çaldığı film, mayası tutmamış bir kolaj niteliğinde.


Bu yazı, Altyazı’nın Haziran 2013 tarihli 129. sayısında yayımlanmıştır.


Pedro Almodóvar, Aklımı Oynatacağım’la (Los amantes pasajeros, 2013) ilgili The Guardian gazetesine verdiği röportajda “Bunun kaçık bir komedi olmasını istedim, bir kaçış filmi yapmak istedim” diyor. Yönetmen ayrıca, seyircinin filme gülmek için gitmesini istediğini ve İspanya’nın içinde bulunduğu ekonomik krizden dolayı yaşadıkları problemleri bir nebze de olsa unutmaları için bu filmi yaptığını belirtiyor. Filmin İspanya’daki gişe rakamlarına baktığımızda Almodóvar’ın popüler bir komedi filmi yaptığına dair bir şüphe kalmıyor zaten. Fakat Almodóvar’ın Aklımı Oynatacağım’la yapmaya çalıştığı sadece bir kaçış sineması ürünü değil. Yönetmen, kitsch bir seks komedisi yaparken gerçeklerden uzakta bir dünya kurmaya çalışıyor fakat aklı havada gezinen filmini dünyanın gerçeklerine de dokunan, bir nebze de olsa ayakları yere basan bir anlatıya çevirmeye çabalıyor.

Peninsula Havayolları’na ait bir uçağı, kalkış için hazırlanırken gördüğümüz bir sahneyle açılıyor Aklımı Oynatacağım. Uçağın tekerlekleri önündeki takozları kaldıracak kişi Antonio Banderas’ın canlandırdığı bir yer görevlisi. Dikkatini dağıtarak Banderas’ın uçağın tekerleğinde bir cisim unutmasına neden olan kişi ise uçağa yüklenecek bavulları getiren, Penélope Cruz’un canlandırdığı başka bir görevli. Almodóvar daha filminin ilk sahnesinde uçağın dışında konumlandırdığı iki star oyuncusuna sadece birkaç dakikalık roller vererek aslında manidar cümleler kurmaya başlıyor bile. Banderas ve Cruz gibi iki star, isimsiz iki işçinin bedenine bürünerek karşımıza çıkıyor. Yönetmenin bu karakterler için laf olsun diye bu iki yıldızı seçtiğini düşünmemiz çok mümkün değil. Almodóvar seyircinin beklentisini boşa çıkararak, hikâyenin öznesi olmasını bekleyeceğimiz karakterleri dışarı atarak yıldızların hikâyeleriyle değil onların parçası olduğu toplumun dertleriyle uğraşacağını işaret etmiş oluyor. Nitekim bu sahnenin ardından kamerasını sınıflar arası uçurumun gün geçtikçe arttığı, dört bir köşesini üçkâğıt ve yolsuzluğun sardığı kocaman bir ülke metaforu olarak işlevselleşen bir uçağın içine çevirecek.

Almodóvar, kendisinin de İspanya’ya benzettiği uçağın içindeki sınıfsal ayrımı görsel olarak çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Uçağın ekonomi sınıfı koyu renkler ve karanlık bir atmosferle tasvir ediliyor. Kadın kabin memurlarının sorumlu olduğu ekonomi sınıfı yolcuları, uçağın içinde bulunduğu tehlikeli durumdan dolayı paniklemesinler diye memurlar tarafından ilaçla uyutuluyor. Ekonomi sınıfının atmosferinin aksine, business class yolcularının bulunduğu kabin Almodóvar’ın favori renkleri mavi ve kırmızılarla örülmüş; adeta yolcuların yapay ve renkli yaşamını aynalayacak şekilde parlak renklerle tasarlanmış. Sanki bu gösterişli ve parlak dünyada sırıtmasın diye kabin memurları, birbirinden klişe eşcinsel karakterler olarak çizilmiş. Bu “renkli” yaşamların yolcuları ise İspanya’nın üst sınıfını temsil eden stereotipler olarak karşımıza çıkıyor: Yolsuzlukla yeni bir havaalanı inşa eden bir işadamı (ki bu karakter İspanya’da gerçekten yaşanan benzer bir olaydan esinlenilerek yazılmış); kraliyet ailesinin ve devletin en üst düzey kişileriyle beraber olmuş olan sosyetik bir fahişe; balayına çıkan yeni evli bir çift… Entrikalarla dolu bir business class tasviri yapıyor Almodóvar. Her zamanki oyuncaklı hikâye yapısını business class’taki bir avuç insan üzerinden de kurmayı başarıyor. Diğer yandan, eşcinsel kabin memurlarından ikisinin uçağın pilotlarıyla yaşadıkları gizli ilişkiler bütün bu karakterler arasında dönen entrikayla eşzamanlı bir yan öykü olarak kendi çizgisini takip ediyor. Uçağın iniş yapamayacağını öğrenen bu karakterler bir noktadan sonra kabin memurlarının da dolduruşuyla kendilerini alkole, sekse ve uyuşturucuya veriyorlar.

Kısaca, uçak (İspanya) kendi etrafında turlar atarken ve yolcuların akıbetinin ne olacağı bilinmezken üst sınıf parti yaparak kendini avutuyor, arka tarafta her şeyden habersiz “uyuyan halk” ise ilacın etkisinde uçak nereye gidiyorsa oraya gitmek zorunda kalıyor. Almodóvar İspanya’daki ekonomik krizin, işte bu kadar açık ve kaba bir portresini çiziyor. Bu noktada Aklımı Oynatacağım’ın herhangi bir şeyden “kaçtığını” veya bel altı esprilerle donatılan metninin bile bile ucuzlaşmaya çalışan bir seks komedisi olduğunu söylemek zorlaşıyor. Aklımı Oynatacağım şüphe götürmez bir şekilde, bir ekonomik kriz alegorisi olmak istiyor.

İki Farklı Almodóvar

Bu noktada filmi Almodóvar’ın erken dönem filmlerinin refleksleriyle değerlendirmek de mümkün. Yönetmenin ilk dönem filmlerini Franco diktatörlüğüyle hesaplaşma öyküleri olarak görürsek, Konuş Onunla (Hable con Ella, 2002), Kötü Eğitim (La mala Educación, 2004) ve Dönüş (Volver, 2006) ile olgunluk dönemine giren Almodóvar’ın Aklımı Oynatacağım’da da İspanya’nın demokratik dönemin bir hastalığı olarak görülebilecek ekonomik kriz ve sosyal adaletsizlikle hesaplaştığını söyleyebiliriz. Aklımı Oynatacağım’ın Almodóvar’ın erken dönem filmleriyle tematik bağının yanında estetik bir bağı da bulunuyor. Yönetmen son filminde, hem anlatımsal hem de hikâyesel anlamda aşırılıklarla dolu, bütünüyle yapay bir dünya yaratıyor. Yönetmenin kurmaya aşina olduğu bu camp estetik, konformistlerin “konforunu” bozan ve orta sınıf ahlakını ikiyüzlülüğüyle karşı karşıya getiren bir özelliğe de sahiptir. Örneğin John Waters, sırtını tamamen bu estetiğe dayayarak Pembe Flamingolar’la (Pink Flamingos, 1972) ya da Polyester’le (1981) “şoke ettiği” seyirciyi gizli ahlakçılığıyla yüzleştirmiş, “aşırılık” olarak tanımlanan sahnelerle muhafazakârlığa karşı görsel bir başkaldırı yaratmıştır. Almodóvar’ın da bunu ilk dönem komedileriyle yaptığını söylemek mümkün. Fakat yönetmenin burada o dönemki cesaretini hikâyesel anlamda gösterdiğini söylemek maalesef zor.

Homofobik önyargıları yıkacağım derken sevimli eşcinsel kabin memurlarını heteroseksüel görünümlü erkekleri baştan çıkaran “şirret”ler gibi göstermek ya da business class yolcularına grup seks yaptırmak… Bunların hiçbiri –yönetmenin kendi filmografisi içinde bakıldığında bile– ne şoke edici, ne komik, ne de ahlakçı zihinleri sarsacak kadar güçlü. Daha da üzücü olanı, metaforik bir hikâye kurmak gibi bir kaygı gütmenin en başta camp’in doğasına aykırı olması. Camp estetiğin kural tanımaz yapısı(zlığı)nı bozan bu metaforik dokunuşlar, filmde estetiği belirli bir şablon içine oturtmaya çalışıyor. Almodóvar, sadece göstermeyi tercih ettikleriyle, provoke edici görüntüleriyle, “içi boş” gibi görünüp çok konuşan bir estetiği metaforik bir dünya içinde kullanıyor. Bu da aslında filmdeki camp dozunun yetersizliğini, metinsel bazda yaratılan anlamlarla kapatmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Bu yüzden Aklımı Oynatacağım ne ucuz bir seks komedisi olabiliyor ne de kriz üzerine söylemek istediğini layıkıyla anlatabiliyor. Her ne kadar film iddialı görüntüler sunduğunu sansa da oldukça güvenli sularda yüzüyor ve kendi otokontrol mekanizmasının kurbanı oluyor. Almodóvar erken dönem filmlerindeki “zıpırlığı” olgunluk döneminin ağırbaşlı anlatılarıyla birleştirmeye çalışırken bir başöğretmen havasına bürünüyor âdeta. Kitsch hayalciliğini, 80’lerden kalma eşcinsel stereotiplerini, şuh kadın figürlerini, bir döneme dair durum tespiti yapmaya soyunan hesaplanmış bir anlatı içinde eritiyor. Ne ilk dönem filmlerindeki cesur tavrını koruyabiliyor ne de daha büyük laflar etmeye çalışan son dönem filmlerindeki sinemasal ustalığı gösterebiliyor. Bu yüzden Aklımı Oynatacağım, camp’in kışkırtıcılığını tam olarak kullanamayan, kışkırtamadığı yerde metaforik şablonlara sırtını dayayan ve bu yüzden hem manidar hem de yüzeysel olmaya çalışan bir film olarak kalıyor ve maalesef yönetmenin filmografisindeki her bir filmden birer parça çalan ve mayası tutmayan garip bir kolaja dönüşüyor.


Aklımı Oynatacağım, 7 Ocak 2021 tarihinden itibaren 30 gün boyunca MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.