Şu An Okunan
Veronique’in İkili Yaşamı: Çiğ Tanesinin Yansıması

Veronique’in İkili Yaşamı: Çiğ Tanesinin Yansıması

Kieslowski, Veronique’in İkili Yaşamı’nda bizi aynı anda iki şeyin içine çeker: Benzer bir zamanda benzer şeyler yaşayan iki (kard)eş ruhun birbirinden habersiz akrabalığı ve görebildiklerimiz kadar göremediklerimizden de izler taşıyan bir deneyim dünyası. 

Bu yazı Altyazı’nın Temmuz-Ağustos 2016 sayısındaki Kieslowski dosyasında yayımlanmıştır.

Zamanımızın en ilham verici yönetmenlerinden Kieslowski, Veronique’in İkili Yaşamı’nda, birbirine teğet geçen paralel hayatların, iki benzer varoluşun, iki akraba ruhun hikâyesini anlatır. İki farklı ülkede, iki farklı dilde, iki küçük kız çocuğunu, iki ‘Veronik’i görürüz filmin başında. Weronika ve Véronique, onları çevreleyen kocaman dünyaya hatta evrene yavaş yavaş gözlerini açarlar. Weronika baş aşağı sarkarak yıldızlara tersten bakar, Noel zamanı gökyüzünü tanır; Véronique bir çiğ tanesinin yansımasında baharın ilk yaprağıyla tanışır. Kieslowski, Veronique’in İkili Yaşamı’nda bizi aynı anda iki şeyin içine çeker: Benzer bir zamanda benzer şeyler yaşayan iki (kard)eş ruhun birbirinden habersiz akrabalığı ve görebildiklerimiz kadar göremediklerimizden de izler taşıyan bir deneyim dünyası. Sayısı tahmin edilemeyecek kadar çok yıldız, vakıf olunamayacak denli ince damarlarıyla bir yaprak… Böylelikle daha en baştan evrenin, dünyanın ve bu dünyada varoluşun sırlı dünyasıyla tanıştırır bizi Kieslowski.

‘KENDİ’NE VEDA
Filmin başındaki bu kısa girizgâhın ardından iki küçük Veronik bu dünyanın hazlarına ve acılarına açık büyümüş genç birer kadın olarak çıkarlar karşımıza. İkisi de Irene Jacob tarafından canlandırılan bu iki Veronik’in ilkiyle Polonya’da tanışırız. Weronika yıldızları ilk gördüğü andakine benzer bir heyecanla yüzüne değen yağmurun altında nefesinin yettiğince şarkı söyler. Polonya’nın sarı solgun sokaklarında coşkuyla koşar, sevgilisiyle sevişir; neredeyse hayatının her ânında bedeninden ve ruhundan taşan yaşama sevinciyle yaşadığı sıradan dünyanın içinde ışıldar. Oysa belli belirsiz sezeriz; bu sevinci gölgeleyen bir şeyler vardır. Hızla koşarken onu duraklatan kalbi, uykusundan uyandıran bir sıkıntı, ne istediğini bilmemenin endişesi… Uyandığında babasıyla konuşur, tuhaf bir his içinde olduğunu söyler Weronika. Bu dünyada yalnız olmadığını hissetmektedir. Onu sakince yanıtlayarak yalnız değilsin, der babası ama biliriz ki, Weronika’nın sezgisi tam da bu konuşmanın açıklayamayacağı daha büyük, daha derin bir şeyin varlığına işarettir.

Nitekim hasta teyzesinin yanına Krakow’a gittiğinde nihayet bu hissin tekabül ettiği şeyle, ‘eş’iyle karşılaşacaktır. Kieslowski, iki Veronik’in aynı anda aynı yerde olduğu bu sahneyi, neredeyse zamansal ve mekânsal bir kırılmaya işaret eden bir yaklaşımla görselleştirir. Yönetmenin farklı biçimlerde anlatıma dahil ettiği optik oyun ve kırılmalardan biri olarak filmin en başında küçük bir parçasıyla karşılaştığımız ve o noktada geleceğe (ya da Weronika’nın kaderine) gönderme olduğunu bilemeyeceğimiz sahnedir bu. Krakow meydanında polisin müdahale ettiği bir öğrenci eyleminin ortasında kalan Weronika’yı eylemden uzaklaşmaya çalışırken görürüz. Önce kendisine çarpan bir kişi nedeniyle elindeki notaları düşürür, sonra telaşla eşyalarını toparlarken bir an için gördüğü şey onu yerine mıhlar. Biraz ötesinde, arbededen bir an önce kaçma telaşıyla otobüslerine binmeye çalışan küçük bir turist kafilesinin içinde, kendisinin bir benzeri vardır. Yalnızca yüzü ve saçlarıyla değil siyah paltosu ve vişne çürüğü atkı ve eldivenleriyle Weronika’nın ikizi genç bir kadın (Véronique) meydanda olup bitenleri kayda geçirmek için telaşla son fotoğrafları da çekerek otobüse biner. Kamerayla birlikte daire şeklinde dönen otobüsün gerisinde, polis barikatının önünde kalakalan ve onu hüzünle izleyen Weronika’yı fark etmeksizin dışarıda olup biten kargaşaya saflıkla son bir bakış atar ve gözden kaybolur Véronique.

İki Veronik’in karşılaştığı bu sahne bir bakıma filmin devamında olacakların habercisidir. Hayatlarının iki ayrı aşamasında olan, belki de aynı sonu paylaşacak iki kişinin hayat çizgilerinin ayrıldığı andır bu. Tehlikenin orta yerinde hüzünlü gözlerle bir daha asla yeniden bir araya gelemeyeceği kanlı canlı eşinin/ikizinin ardından bakan Weronika bir bakıma kendiyle de vedalaşıyor gibidir. Kendiyle karşılaşmanın, kendini görmenin imkânsızlığı bir anlamda kendi ölümü anlamına da gelir. Bu kısa andan sonra çok geçmeden Weronika gerçekten de kendini bekleyen ani ölümle buluşur ve göz yaşartan yeteneğiyle solist olarak yer almayı hak ettiği resitalin orta yerinde sıkışan kalbi nedeniyle yere yığılır. Kieslowski bizi bu noktadan sonra Weronika’nın Fransa’daki eşi Véronique’in hayatına davet eder. Weronika’nın ölümüyle sanki yeni bir başlangıca ve ölümden sıyrılarak yeni bir yaşama adım atan Véronique.

RASTLANTI VE KADER
Veronique’in İkili Yaşamı Véronique’i, Weronika’nın almadığı kararları alırken, atmadığı adımları atarken gösterir bize. Sıradan bir sevişmenin ardından nedenini bilmediği derin bir üzüntüye kapılan Véronique’in birden kendini sanki yastaymış gibi hissetmesi, hayatında bir kırılma noktası olur. Birini kaybetmiş gibi hissettiğini söyler; hayatından çok sevdiği biri çıkmış gibi, der babası. Oysa film yine bize bunun çok daha ötesini işaret etmektedir. Véronique, sanki kendi olası ölümüne tanık olmuş gibi hayatındaki en önemli şeylerden birini, şarkı söylemeyi nedensizce bırakır. Hastanenin kardiyoloji bölümünden çıkarken görürüz onu, zayıf kalbinin bilgisine erişmiştir, Weronika’nın aksine kendi sınırlarını zorlamak yerine bir müzik öğretmeni olarak sakin bir hayatı tercih eder. Ta ki çalıştığı okula bir kukla gösterisi için gelen kuklacı ve çocuk kitabı yazarı Alexandre Fabbri’yle karşılaşana dek.

Her ne kadar film bize, bu noktadan sonra Véronique ve Alexandre arasında tesadüfler üzerinden gelişen bir aşk hikâyesini anlatır gibi yapsa da, Fabbri’yle ilk karşılaştığımız andan itibaren onun Véronique’in diğer yaşamını bilircesine gönderdiği işaretler Véronique gibi bizi de avucunun içine alır. Tam da hayat ve ölüm arasında kaderini yazdığı kukla karakterleri gibi Véronique’in de hikâyesini adeta bilen hatta yazan kişi oluverir Alexandre Fabbri. Véronique’e gönderdiği kasette Weronika’nın söylerken son nefesini verdiği melodi vardır, Véronique’in çantasından çıkan eşyalardan hayatını okurken Krakow meydanında çekilmiş fotoğrafta Weronika’yı fark etmesini o sağlar. Başlangıçta esrarengiz bir ruh olarak Véronique’in hayatına giren Fabbri çok geçmeden kaderini ona aynalayan birine, neredeyse hayatıyla ilgili bir üst bilginin sahibine dönüşür. Hatta daha da ileri giderek hikâye içinde hikâyenin yazarı/yaratıcısı olur, Véronique’ten aldığı ilhamla birbirinin eşi iki kukla karakter yaratır ve bir geçmiş yazar onlara. Böylece, filmin öykü dünyası içinde kurmacayla gerçeğin iç içe geçtiği, ruhlarımızda hayalle var olanın yer değiştirdiği katmanlı düzlemi görünür kılar. Herhangi birimize ait olabilecek bir öyküyle: Birbirinden uzak iki ülkede doğan iki kız çocuğunun hikâyesi. Aynı renk saçlar ve gözlerle aynı sabah doğmuşlar, iki yaşında yürümeyi öğrenmişken biri elini sobaya değdirip yakmış, öteki tam zamanında çekmiş elini neden çektiğini bilmeden…

Kieslowski, Fabbri’nin hayatta görebildiklerimizden daha geniş bir bilgiye sahip olduğu filmdeki dünyanın aksine kendi karakterleri hakkında o ölçüde bilgi ve hâkimiyet sahibi olmayı üstlenmez, olan bitenlere ve neden-sonuç ilişkilerine dair açıklamalar yapma çabası içine girmez. Bunun yerine, sinemasının en güçlü tarafı olan, anlamı görüntüyle kurma yoluna gider ve karakterlerinin dünyalarıyla ilgili seyircide uyandırdığı hissiyatı temel alır. Weronika ve Véronique’in aralarındaki bağın tam olarak ne olduğunun bilgisi yoktur filmde ama böyle bir bağın ihtimalini hisseden, hayatının bir ânında ruh eşiyle karşılaşma hayali kuran, kendi kaderinin ilmeklerinin nasıl dokunduğuna dair güçlü bir merak duyan herkesin ruhuna değen anlar yaratır film; benzerlikler, görsel imalar, optik oyunlar ve sayısız ortak nokta üzerinden ilerletir anlatımını. Öyle ki, tüm Kieslowski filmlerinde olduğu gibi burada da anlatım konusunda yapılan tüm tercihler filmin genelinde yaratılmaya çalışılan ruhun parçaları gibi hareket ederler. Dolayısıyla filmin her iki bölümünde ve bir anlamda birbiriyle eş bu iki karakterin dünyasında tekrar eden ve birbirini hatırlatan öğeler, filmin duygu ve anlam dünyasının en önemli parçaları hâline gelir.

Film, her ne kadar Fransa’da geçen bölümde, sarı ve solgun renklerin hâkim olduğu Polonya bölümünden farklı olarak kırmızı ve yeşillerin hâkimiyeti altında olsa da, ışığın sınırlı olduğu ve karakterlerin içe dönük dünyalarını yansıtan loş iç mekânlar belirgin şekilde birbirine benzer. Her iki Veronik de bu loş odalarda sevişir, uykulardan uyanır, vücutlarıyla barışık (çıplak) kendilerini dinler ve bir ötekinin belli belirsiz mevcudiyetine dair hisler duyarlar. Ve her ikisi de Kieslowski’nin diğer filmlerinden ama en çok da Dekalog (1989-1990) ve Üç Renk’ten [Mavi (1993), Beyaz (1994) ve Kırmızı (1994)] hatırlayacağımız biçimde o içe dönük tefekkür anlarında dış dünyadan işaretler alırlar. Weronika pencereden yaşlı kambur bir kadının ağır bir çanta taşıdığını görünce ona yardım edeceğini söyleyerek seslenir (Üç Renk’te tekrar edecek bir tema), kadın dinlemez ve yoluna devam eder. Véronique koltukta uyuklarken karşı binanın penceresinden kolu kırık bir çocuğun penceresine tuttuğu aynayla uyanır. Birinin duvarında asılı bir resmi diğeri rüyasında görür, her ikisi de ışığı ve görüntüyü ‘kıran’ küçük ve şeffaf bir top taşır ceplerinde, her ikisi de yüzüğünü kirpiklerinin üstünden hafifçe geçirir. Kısacası, varoluşumuzla ilgili küçük önemsiz ama bazen de kendimizi duyumsamamıza yarayan sayısız detayla doludur film. Her iki Veronik de emin olmadıkları bir sevgilinin kollarında ruh eşlerinin varlığını hisseder, her ikisinin de yanı başlarında babaları vardır. Ama her iki durumda da bu erkekler (filmde yarı-Tanrı pozisyonunda olan Alexandre Fabbri hariç) neredeyse etkisiz oldukları aşikâr bir şekilde oradadır. Hayatlarına dair karar alma arifesinde olan ya da karar alan, kendi ruhlarındaki tedirginlik ve heyecanla birlikte kadın olmayı da keşfeden iki Veronik’in hayatında ne anlama ne de açıklama güçleri vardır bu erkeklerin.

Veronique’in İkili Yaşamı, birinin yarım bıraktığını diğeri tamamlayan iki genç kadının hikâyesi. Hayatımızla ilgili sayısız ihtimalin, kendimizden en fazla uzaklaştığımız ya da varoluşumuzu en fazla duyumsadığımız anların da filmi aynı zamanda. Hayata tutunma biçimimizi sorguladığımız, ne yapacağımızı bilemediğimiz bir yaşama sevinciyle ağır bir kaybın hüznünü bir arada yaşayabildiğimiz o anlara belki de en fazla yaklaşabilen filmlerden biri.

MUBI Türkiye’nin Altyazı okurlarına özel teklifini görmek için tıklayın.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.