Şu An Okunan
Petrov Grip Oldu: Rüyalarla Kâbuslar Arasında

Petrov Grip Oldu: Rüyalarla Kâbuslar Arasında

Petrov Grip Oldu

Kirill Serebrennikov son filmi Petrov Grip Oldu’da gribe yakalanan çizgi roman sanatçısı Petrov’un zihninde gerçekle hayal arasında gidip gelen, öznel, parçalı, tarihin farklı hatırlama biçimleri üzerine düşünen bir yolculuğa çıkıyor. 


Bu yazı, filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.


Post-Sovyet Doğu Avrupa sinemasından çıkıp özellikle yakın dönemde iz bırakan filmlere baktığımızda toplumsal yozlaşmaya dair çizilen steril ve net bir tablo görüyoruz. Zvyagintsev, Loznitsa ve Mungiu gibi, kitlelerce “usta” payesiyle onurlandırılan sanatçılar, iyi hatırladıklarını düşündükleri geçmişten çok net imajlar, metaforlar ve hesaplaşmalar çıkararak tedaviye muhtaç bir hasta gibi gördükleri ülkelerine bir doktor edasıyla yaklaşıyorlar. Rusya sinemasının son dönemlerindeki “büyük” filmlerinden Sevgisiz (Nelyubov, 2017) örneğin, bir çocuğun yıkılmış bir sosyal maneviyat nedeniyle yok olmasıyla ilgili ve bu filme göre ihtiyaç duyulan maneviyat, pekâlâ anlaşılır, kendi doğruları olan ve tedaviye muhtaç bir mefhum. Yaptığı filmlerle içinde yetiştiği gelenekten farklı bir pozisyonda konumlanan Kirill Serebrennikov ise ülkesinin siyasi-toplumsal kültüründeki yozlaşmadan çıkardığı kafa karışıklıklarıyla çok daha girift bir sinemanın izini sürmeye devam ediyor Petrov Grip Oldu’da (Petrovy v Grippe, 2021). Sovyet Rusya’daki genç insanların isyankâr rock’n roll çabasına odaklanan önceki filmi Yaz’da (Leto, 2018) olan şeylerle olmayan şeyler arasına net sınırlar çektikten sonra bu kez o sınırları neredeyse topyekûn belirsizleştiriyor.

Son yılların büyük kısmını ev hapsinde, geri kalanını da yurtdışı çıkma yasağıyla geçiren yönetmen Kirill Serebrennikov, Putin iktidarının baskılarına karşın film yapmayı sürdürüyor. Petrov Grip Oldu yönetmenin önceki filmi Yaz gibi ona baskı uygulayabilecek herhangi bir iktidarın dinamiklerinden daha karmaşık, daha zeki bir film. Sinema yapmasına engel olmaya çalışan baskı repertuarına karşı sanatını kendini hiç sakınmadan üreten yönetmen, kendisine doğrultulan silaha plan sekanslarla, rüyalarla, kâbuslarla, flashback’lerle, farklı görüntü formatlarıyla, koreografilerle, animasyonlarla, ilahilere ve şarkılarla nazire yapıyor. Son yüz elli yılda geçirdiği büyük toplumsal dönüşümlerin sancılarını halen yaşayan Rusya’nın heybetli sokakları ve karmaşık hafızasında gezinen Petrov Grip Oldu, hakikatin önemini yitirdiği zamanlara dair, ortak bir hakikat ihtimalinden şüphe ettiren bir deneme. Herkesin sayıklayarak iletişim kurduğu, ancak delirerek entegre olduğu bir sosyal vaziyetin karanlık portesini çiziyor. 

Daracık Bir Savaş Alanı

“Otur hadi, kanserli gibi görünüyorsun” diyor otobüsteki bir kadın, Petrov’a, filmin hemen başında. Öksürüyor, burnunu çekiyor, ateşten ayakta zor duruyor; Petrov’a dair bir şeylerin yolunda olmadığını hızlıca seziyoruz. Kimse için güvenli olmayan bir sosyal alan burası ve tek nedeni salgın değil. Az sonra bir şeyler olacak; bir yolcu Sovyetlerin perdelerini kaldıran geçiş siyasetçilerine nefret kusacak; kamusal alanda Tacik ve Yahudilere karşı ırkçılık sergilenecek; Petrov “birileri” tarafından otobüsten zorla indirilecek, silahla insanları kurşuna dizecek; yaşlı bir kadın düşmanı on yaşındaki bir kızı taciz edecek; birileri tarafından kısa sürede etkisiz hâle getirilecek, başkaları tarafından da yaşına hürmeten savunulacak. Burası neresi? Bir araf mı? Sosyal medya mı? İnsanların birbirine temas dahi etmediği o geniş caddelerden gelip bir arada durmak zorunda olduğu, farklı gerçeklerin birbiriyle çatıştığı tuhaf, daracık bir savaş alanı gibi bu otobüs. Belki de filmin tek basit metaforu.

Petrov Grip Oldu

“Hepimiz aynı otobüsteyiz” ve otobüsün bizi şu an en çok ilgilendiren yolcusu Petrov, izleyici için yeni bir güvenilmez bir anlatıcı. Uzaylılarla ilgili çizimler yapan, ilhamını yaşadığı dünyadan alamayan bir çizgi roman sanatçısı… Hafızasının körelmiş, “editlenmiş”, boşlukları doldurulmuş hatıralarına ağır bir hastalık tarafından çekilerek sürüklenen bir sarhoş. Geceyi içinde gerçek bir ceset olan bir tabutun yanı başında, bir cenaze arabasında içip sızarak geçirecek kadar indirmiş durumda gardını. 70’lerden kalma bir aspirinle semptomlarını tedavi etmeye çalışıyor ve hakikati kavrayışı dakika dakika zayıflıyor. Filmin sanrılarla dolu ilk saati sancılı bir şekilde bittiğinde ancak bir araya gelebildiği eski karısı “Petrova”yla ve “sevgisiz” oğluyla yörüngesi çoktan şaşmış bir güneş sistemini bir arada tutmaya çalışıyorlar. Diğer yandan kallavi bir bilginin ve kültürün tozlu rafları arasında, bir kütüphane görevlisi olarak çalışan, işyerindeki yağmayla ve tacizle çatışan, öfke dolu Petrova da kendi alternatif gerçekliğinde bir tahammül alanı yaratmış kendine. Bir vigilante gibi adalet duygusuyla dolu, gizli cinayetler işliyor. Uzun bir tarihten geri kalan fallik kalıntıları el yordamıyla, kendi meşrebince temizlemeye çalışıyor. Sinirlerini hastalık ve sarhoşlukla aldırmış Petrov’un aksine, harekete geçmekten çekinmiyor ve bu yüzden sinir krizleriyle sınanıyor. İyilerin ve kötülerin hüküm sürdüğü çizgi roman evrenlerine ait bir çizer, Petrov, hemen yanında adalet çığlığını üfleyen bir “süper kahramanı” tespit edebilmekten aciz çünkü kendi çocukluğuna dokunurken bile şüpheler içinde kıvranıyor.

Uyuşturan Hatıra

Serebrennikov Petrov Grip Oldu’nun “rastgele” izleğini bir iskelete oturtan bir flashback’i sürekli tekrarlıyor: Meditatif bir sığınışla peyda olan nüdist bir çocukluk hatırası bu ve çırılçıplak bir huzur duygusuyla birlikte geliyor. Dışarıdaki bembeyaz, buz gibi havaya rağmen evde sıcak, güneş tonunda renkler… Petrov çocukluğunda; bir yılbaşı kutlamasına gitmek için annesi ve babası tarafından hazırlanıyor. 70’lerdeyiz, uzay yarışı henüz kaybedilmiş fakat çam ağaçlarında kozmonot oyuncakları, bahçe peyzajlarında füze maketleri var. Toplumsal hayal kırıklığının etkisi havaya karışan bir koku gibi yavaş yavaş nüfuz edecek sanki. Baloya bir nizam, şu ânı yaratan tarihe karşı beslenen bir saygı duruşu hâkim. Rüyalarla kâbuslar arasında dolaşan Petrov, film boyunca defalarca bu baloya, bu özel çocukluk anısına, Marina’ya, nam-ı diğer Kar Bakiresi’yle olan sihirli ânına kaçıyor. Ona “Gerçek misin?” diye sorduğunda aldığı olumlu cevap onu büyülüyor. Şimdiki zamanı kavramak yerine çocukluğunu korumayı tercih eden Petrov’un uyuşturucusu gibi bu hatıra.

Yıllar sonra, bu kez Petrov kendi oğlunu bir yılbaşı balosuna götürdüğünde Batı kültürünün duvarları aşarak geldiğini, kapitalizmin her köşeden baş gösterdiğini etrafta görüyoruz; eskiden çocukları süsleyen folklorik kostümlerin yerini Örümcek Adam’lar, Pamuk Prenses’ler, Sonic’ler, Süpermen’ler almış. Kapıdan Noel şarkıları ve Sovyet marşları eşliğinde bir Kar Bakiresi gelecek gibi görünmüyor. Petrov’un sığındığı hatıralarıyla köşe bucak çelişen yeni bir gerçeklik söz konusu. Petrov kişisel tarihini ve nostaljisini dürten bu tecrübeden sonra oğluna Kar Bakiresi’ni anlatıyor, onunla ilk kez bir bağ kurmaya çalışıyor. Gripten, sarhoşluktan, şuursuzluktan sıyrılıp içinde yaşadığı zamanla bütünleştiği ilk an bu; filmin iki finalinden ilki ve aynı zamanda Petrov’un karakter aksının sonu.

Petrov Grip Oldu

Serebrennikov’un kamerası öznel zamanda, öznel mekânda ve öznel gerçeklikler arasında bir sarkaç gibi salınırken Petrov Grip Oldu’nun hiçbir manevrası birler ve sıfırlarla açıklanamıyor. En son Charlie Kaufman’ın Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum’unda (I’m Thinking of Ending Things, 2020) gördüğümüz türden bir ‘zihnin sineması’ örneği karşımızdaki. Filmin üzerine kurulduğu rüyalarda, kâbuslarda, hatıralarda tarihe, nostaljiye, geleceğe, korkulara, umuda, hayallere, yaralara dair ipuçları, kendi çağrışımlarıyla gelen ve bir bütün oluşturmaktan ziyade hakikati parçalamakla ilgilenen imgeler var. Cinayetler, UFO’lar, kurşuna dizilen insanlar, dirilen cesetler, iyi bir yazar olarak anılmak için intihar eden genç insanlar ve nicesi… Anlatının bütün bu çağrışımsallığına karşın finalde, hiç beklemediğimiz şekilde, izleyici olarak sormaya yöneltilmediğimiz bir sorunun cevabını alıyoruz. Petrov’un çağırmadığı bir flashback bu, ondan habersiz, seyirciyle yönetmen arasında kalacak bir sekans gibi. Petrova’nın çığlığıyla öncelenen bu son geri dönüş, siyah-beyaz çekilmiş. Film boyunca Petrov tarafından hatırlanan Sovyet çocuk balosunu bu kez Kar Bakiresi’nin gözünden hatırlıyoruz. Gerçek adını burada öğreniyoruz. Şu âna kadar pek de önemsemediğimiz bir karakterin başkaları tarafından hayal edilmemiş, indirgenmemiş hayatını görüyoruz. Gerçek bir insanla karşı karşıyayız. Sihir perdesinin ortadan kalktığı, gribin yükünü biraz olsun hafifleten, net bir bölüm burası. Bakış açılarının ve algılayış biçimlerinin sürekli birbirine karıştığı bir anlatıda bu kadar duru ve trajik bir finale kavuşmanın düşündürücü bir tarafı var. Tarihin farklı biçimdeki hatırlamalar üzerinden bir şekilde hep canlı kaldığına, bazen yeniden yazılabildiğine, bazen de hisleri anlamlandırmak için araçsallaşabileceğine pencere açan bir soru dünyası oluşturduğu için belki de.


Petrov Grip Oldu‘nun sinemalardaki gösterimi sürüyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.