Şu An Okunan
62. Selanik Film Festivali İzlenimleri

62. Selanik Film Festivali İzlenimleri

Selanik Film Festivali

4-14 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 62. Selanik Film Festivali, iki yıldır tüm dünyada yaşanan olumsuzlukların ardından, sinema sevgisinin ve yeniden sinema salonlarında buluşma heyecanın yeniden hissedildiği bir festival oldu.

Berna Kuleli

Selanik Uluslararası Film Festivali’nin bu yılki esin kaynağı, sinema tarihinin temel taşlarından Oyunun Kuralı’ydı (La Règle du Jeu, 1939). Festival, izleyicileri bu Jean Renoir klasiğini temel alarak tüm diğer politik, sosyal, estetik, sinematik alanları yeniden düşünmeye, gözlemlemeye açık bir davet sunan yapımlarla doluydu. Festivalin merkezi olan limanda bu konuyla ilgili bir sergi de açılmıştı. Selanik’te festivalde olmak filmlerle, fotoğraflarla, söyleşilerle sanata doymak demek.

Selanik Film Festivali

Festivalin posteri Yunan ressam ve multimedya sanatçısı Konstantin Kakanias’ın çok keyifli bir çalışması ama söze tanıtım filmlerinden başlamak istiyorum. Her filmden önce gösterilen kısa tanıtım filmleri “büyük resme bakın” temasıyla izleyiciyi yeniden sinema salonlarında film izlemeye davet etti. İzleyicinin gözünün içine bakan deniz kızı, lokantada makarnasını yerken birden fazla kendisini gören adam, sihirbaz kız gibi kısa filmler Manolis Mavris’in imzasını taşıyor. Mavris 74. Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası’nda kısa filmi Brutalia, Ergasimes Meres’le (Brutalia, Days of Labour) Canal+ ödülünü ve 44. Drama Uluslararası Kısa Film Festivali’nde de En İyi Kısa Film ödülünü almıştı.

Film endüstrisini bir araya getiren ‘Agora’ bölümü haricinde festivalde bu yıl ülkemizden sadece ‘Balkan Survey’ kapsamındaki iki film vardı: Barış Sarhan’ın Cemil Şov’u ve Emre Kayiş’in Anadolu Leoparı. Anadolu Leoparı’nın gösteriminde henüz festivale katılmamıştım ama Cemil Şov gösterimi sonrası gelen sorular Yunanistanlı sinefillerin Yeşilçam’dan başlayarak sinemamıza olan ilgisinin ve filmi analiz etmedeki hevesinin güzel birer göstergesiydi.

Cemil Şov

Bu yılki festivalin ilgi çeken bir diğer bölümü, genç ve cesur yönetmenlerin filmlerine ayrılmış, sinemanın gittiği yönü sorgulayan ‘Film Forward’ oldu. Tür tartışmalarının ötesinde gerçeklikle bağlarımızı sorgulayan, gerçekliğin anlamını tartışan işlerin yer aldığı bu bölümde bir yarışma da vardı. Jüri Au Jour d’aujourd’hui’yi (The Day Today) 4000 Euro değerindeki Gümüş İskender’le ödüllendirdi. Maxence Stamatiadis’in filmi günümüzde teknolojiyle ne kadar içli dışlı olduğumuzu gözler önüne seriyor. Bunu iki genç sevgili üzerinden değil iki yaşlı insan üzerinden, duygusal bir dille anlatması, filmin özgün yönlerinden biriydi. Uzun yıllar süren evlilik hayatlarından sonra eşini kaybeden ama hâlâ hayata karşı sevgisini paylaşmaya istekle dolu bir kadın ne yapar? Yaşıtları çoktan eve kapanmışken karakterimiz teknolojiyle haşır neşir olup eşini internet aracılığıyla geri getirmenin yollarını deniyor. Gerçeküstü bir boyut taşısa da özünde sevgi üzerine kurulu bir film olan Au Jour d’aujourd’hui, Fischer izleyici ödüllerinde de ‘Film Forward’ bölümünden seçilen yapım oldu.

The Day Today
Au Jour d’aujourd’hui

‘Film Forward’ bölümünde öne çıkan bir başka film, Yunan yönetmen Yorgos Goussis’in Magnitika Pedia’sıydı (Magnetic Fields). Film sadece bu bölümdeki 8000 Euro’luk Altın İskender’i almakla kalmadı, ayrıca FIPRESCI ödüllerinde En İyi Yunanistan Filmi seçildi ve Yunanistan Eleştirmenler Birliği’nin En İyi Film ödülünü de kazandı. Yönetmenin özgür ve maceracı ama aynı zamanda da insancıl anlatım tarzı Yunanistan Radyo Televizyon kurumu ERT’nin de gözünden kaçmadı. Karakterlerinin yeni bir yaşama doğru çıktığı yolda oyuncularına güvenen bir yönetmen izlenimi veren Yorgos Goussis’in bu ilk uzun metrajında, başta birbirlerine yabancı olan Antonis ve Elena sadece yaşam yolculuklarında değil gerçek bir yolda da yeniliklere ne kadar ihtiyaç duydukları gerçeğiyle yüzleşiyorlar. Onların hikâyesine doğa ve bir Yunan adası da sadece eşlik etmekle kalmıyor, aynı zamanda filmin anlatımına oyuncular kadar katkı sağlayarak âdeta filmin diğer karakterleri oluyorlar.

Burada bahsetmek istediğim bir diğer film, Meksika yapımı La Caja (The Box). Festivalde filmi yönetmen Lorenzo Vigas yerine filmin yapımcısı (ve programdaki Sundown’ın yönetmeni) Michel Franco temsil ediyordu. Franco, Lorenzo Vigas’ın her ne kadar babasıyla iyi bir ilişkisi olsa da filmlerinde baba-oğul ilişkisi konusunda takıntılı olduğundan bahsetti. Günümüz Meksika’sının tekinsiz dünyasında geçen film babasının ölümünü kabullenemeyen bir çocuğun onun yerine koyduğu başka bir babayla kurduğu ilişkiyi duygu yüklü ama acımasız bir dille anlatıyor. Lorenzo Vigas jüri tarafından En İyi Yönetmen Özel Ödülü’ne layık bulundu. 

The Box
La Caja

Festivalde gösterilen çok sayıda Romanya filminden biri olan Alina Grigore imzalı Crai Nou (Blue Moon) ise bir köyde yaşayan genç bir kızın cinselliğini özgürce yaşarken, eğitimi için Bükreş’e gitmek uğruna verdiği mücadeleyi duygusal bir dille anlatıyor. Bu coğrafyanın kadınları olarak anlatılanlar bana yabancı olmadığı gibi, Selanikli izleyici için de tanıdıktı. 

Selanik Film Festivali, kapanışını umut dolu bir yapımla, Les Olympiades, Paris 13e (Paris 13Th District) filmiyle yaptı. Jacques Audiard imzalı filmde duyduğumuz son cümlelerden biri de aşka ve sevgiye dairdi. İki yıldır tüm dünyada yaşanan tüm olumsuzluklara karşın festivalden sinemaya dair, salonlarda film izlemeye dair bir umutla ayrılmamızı sağladı Les Olympiades, Paris 13e

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.