Şu An Okunan
Altın Portakal Günlükleri 2021 #4: Bembeyaz ve Birlikte Öleceğiz

Altın Portakal Günlükleri 2021 #4: Bembeyaz ve Birlikte Öleceğiz

Birlikte Öleceğiz

Altın Portakal’da yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz. Dün yapılan gösterimlerde Necip Çağhan Özdemir’in ilk uzun metrajı Bembeyaz ve Hakkı Kurtuluş ile Melik Saraçoğlu’nun merakla beklenen filmleri Birlikte Öleceğiz seyirciyle buluştu.

Bembeyaz
Bembeyaz

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dördüncü gün geride kaldı. Ulusal Yarışma’da dün gece seyirciyle buluşan filmlerden ilki Necip Çağhan Özdemir’in Bembeyaz filmiydi. Bembeyaz, dindar, orta sınıf aile babası bir esnafın yaşamından bir nevi anti-kahraman hikâyesi çıkarmaya girişiyor. Amerikan Konsolosluğu karşısındaki bir fotoğrafçı dükkânını işleten Vural’ın (Mert Fırat) dükkâna fotoğraf çektirmeye geldiğinde tanıştığı Sonay’la (Ece Çeşmioğlu) ilişkisi ve ardından yaşanan beklenmedik olayları anlatan film polisiye unsurlarını inanç, günah ve dünyevilik gibi kavramlarla birlikte işleyen bir öykü kuruyor. Oldukça klasik bir reji anlayışıyla, seyirciyi belirsizlik alanlarıyla baş başa bırakmayan, tempolu, tamamen olay örgüsü odaklı bir film üretmiş Necip Çağhan Özdemir. Bu anlamıyla televizyon filmi dinamiklerini kullanan ve başrolünde yıldız bir oyuncu barındıran Bembeyaz’ın festivalin “seyirci dostu” yapım olmaya oynadığını söylemek mümkün. Filmin zorlayıcı hava şartlarına rağmen bol seyirci çektiği notunu da düşebiliriz.


Bembeyaz değerlendirmesi buradan itibaren filmin sürpriz gelişmelerini açık ediyor. 


Bembeyaz’ı tartışmalı hâle getiren konu ise filmin ilk perdesi sonunda gelen sert kırılma ve “büyük günah”ı nasıl ele aldığı aslında. Zira film bütün olay örgüsünü bir kadın cinayeti etrafında kuruyor. Ana karakter Vural, bir süredir ilişkide olduğu Sonay’ın hamile olduğunu, üstelik yasal kürtaj vaktinin de geçtiğini öğrenince Sonay’ı alnından vurarak öldürüyor. Bu noktadan itibaren de filmin başından beri yaptığımız gibi tamamen Vural’ı takip etmeye devam ediyoruz. Bir taraftan katilin belli olduğu bir polisiye anlatısı süregiderken anlatı katilin izinde ilerlemeye devam ediyor. Filmin bu tercihi açık biçimde karakterinin suçla (daha doğrusu günahla) ilişkisini incelemek, dindar bir bireyin dünyevi dünyasıyla ruhani dünyası arasındaki çatışmayı nasıl dengelediğine dair bir çalışma sahası açmak için kullandığı açık. Hiçbir noktada karakterini aklamaya, haklı göstermeye çalışmaması da bir anti-kahraman anlatısı kurmaya çalıştığının göstergesi olarak görülebilir ancak bazı sinemacılar hayatımızdaki böyle bir gerçekliğin film evreninde ağırlanma biçiminin seyirci ve seyir deneyimi üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğinin farkında değil gibiler maalesef. 

Bunun en önemli nedeni festival boyunca, (aslında uzunca bir süredir Türkiye sinemasının pek çok güncel örneğinde) gördüğümüz pek çok filmde olduğu gibi kadın karakterlerin hikâyedeki kullanılma biçimi şüphesiz ki. Vural’ın öldürdüğü Sonay’ın histerik, intihara meyilli, erkeklere muhtaç karakteri de, hikâyede “Vural’ın eşi” olmaktan bir adım dahi öteye götürülmeyen anne karakteri de filmde yalnızca ve yalnızca Vural’ın dünyasının iki boyutlu araçları olarak konumlandırılıyor ve daha önemlisi bu kadınlardan öldürülmüş olanın cinsel özgürlüğü erkek ana karakterin cinayet motivasyonunda -dolaylı biçimde olsa da- bir unsur olarak kullanılıyor. Bunun hayatımızda nereye tekabül ettiğini, tarihin bu aşamasında kadın katili erkek anti-kahramanın “günah”la ilişkisi üzerine bir anlatı daha izlemeye gerçekten ihtiyacımız olup olmadığı sorusu maalesef ki birçok şeyin önüne geçiyor. Artık kadın cinayetlerini erkek yönetmenlerin gözünden izlemesek daha iyi olmaz mı diye de düşünmeden edemiyor insan.

Bembeyaz tüm bu tartışmaları bir yana, bilhassa senaryosu iyi çalışılmış, ritmi sarkmayan, tempolu bir anlatı sunmayı da başarıyor diğer taraftan. Özellikle hikâyenin kurulma aşamasında atılan adımların iyi hesaplanmış olduğunu söylemekte fayda var. Bu hesaplılık filmin senaryo ve film arasındaki yüzeyini bir miktar sığlaştırıyor olsa da anlatı ayakta kalmayı beceriyor. Mert Fırat’ın personasıyla kontrast oluşturan bir karaktere hayat verdiği filmin En İyi Erkek Oyuncu dalında ödülün adaylarından biri olduğu da söylenebilir. 

Birlikte Öleceğiz
Birlikte Öleceğiz

Dün gece Ulusal Yarışma’da gösterimini yapan bir diğer yapım Birlikte Öleceğiz ise yarattığı etki bakımından festivalin en çarpıcı filmlerinden biriydi. Hakkı Kurtuluş ile Melik Saraçoğlu’nun birlikte yazıp yönettiği film temelde alışıldık bir aşk hikâyesi anlatsa da yönetmenlerin bu basit malzemeyi ele alma biçimleriyle seçkinin en iddialı ve tartışmalı yapımı olmayı başarıyor. Süresinin 161 dakika olmasından açılış sahnesine, en basit sahneleri kurgulama biçiminden kapanış jeneriğine kadar her ânı fikirlerle, referanslarla dolu epik ve maksimalist bir yapı inşa etmeye kalkışıyor film. Bir kadın ve erkeğin birbirlerine âşık olmaları ve birkaç yıl süren birlikteliklerini ele alan filmin, hikâyesi ve nihai formu arasında açtığı büyük mesafeyle yılın en çok tartışma yaratacak yapımlarından biri olması olası. En azından dün geceki Altın Portakal prömiyeri sonrası festival izlenimleri bu yöndeydi. 

Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu sinefilliklerini üretimlerinde açıkça kullanan yönetmenler. Hem belgesellerinde hem de kurmaca yapımlarında bunun izleri sıklıkla görülebiliyor. Örneğin çok sevilen filmlerinden Gözümün Nûru (2013) oldukça kişisel bir öyküyü birçok ilham verici fikirle buluşturan, kalabalık, sinefilliğini kendi dünyasında ağırlama dürtüsü güçlü bir mozaik filmdi. İkilinin yeni filmlerinin ilk sahnelerinden itibaren bu çoğulcu yaklaşımlarını sürdürdüklerini söylemek mümkün. Ancak Birlikte Öleceğiz, hem yapım ölçeği hem de sanatsal yaklaşımı bakımından o temelin üzerine büyük bir yapı inşa etmeye girişiyor ve referans noktalarından çok daha uzaklara gitme niyeti taşıyor. Film İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, neredeyse ruhani bir müzik eşliğinde, meşhur Ağlayan Kadınlar Lahdi’nin detayında açılıyor. Kamera, kendini anlatan bir dış sesin eşliğinde, sonrasında film yüzeyinde sık sık belirecek yazı alanını aşarak dışarı çıkıyor, Ayasofya’yı ve İstanbul manzarasını buluyor. Sorrentino filmlerini hatırlatan bu epik açılış sahnesinin ardından ilk sahneden itibaren Wong Kar-Wai filmlerini hatırlatan bir dünyaya giriyoruz. İki karakterin tanışmasını kamera hareketinin kadrajda ışık izleri bıraktığı, renkli, müzikli, dolayımlı bir gözle takip ediyor yönetmenler. Sonrasında Bergman’a, Malick’e, Fassbinder’e ve daha bir sürü başka referansa uğranıyor. Film, böyle bir doğrultuda, referans noktalarını açık edip onlardan koparak, bir yenisine atlayarak ilerlemeye devam ediyor. Dışavurumcu, eklektik, epik bir dille seyirciyi filmin gerçekliğinden, sahiciliğinden dışarı atan, ucuz bir siyah-beyaza geçiş numarasından büyük tragedya diline atlayabilen bir vakurluğu ve cüreti var filmin. 

Birlikte Öleceğiz’in neredeyse anlatısını sabote eden, seyircisini dünyasından dışarı atmaya cüretli yapısının herkese hitap edecek bir dünya kurmadığı, herkesin damak tadını tatmin etmeyeceği kesin. Zira tüm bu kişiselliğin, eklektisizmin kendini fazla ciddiye alma riskini almak anlamına geldiği aşikâr. Filmin uzun süresi, kitabi dilini filmin yüzeyine yazı yazacak kadar sık kullanması, edebi olarak kulağa çiğ gelen yazılı ve sözlü ifadeleri, durmadan uzayan ve epiğin sınırlarını zorlayan diyalogları, ilişki kurma biçimleri filmin dünyasında kalmayı sıklıkla imkânsız hâle getirebiliyor. Buna ek olarak filmin cömert şekilde saçtığı farklı temaları ve meseleleri ele alışında her zaman aynı incelik ve özende olamadığını da vurgulamak gerek. Türkiye’de bilhassa genç kuşaklar için bitmek tükenmek bilmeyen bir mevzu olan ‘ülkeden gitmek’ konusu ya da İstanbul’un farklı bağlamlarda ifade ettiği şeyler gibi konuların ilk akla gelen hâliyle kullanılması bir yana filmin ana karakterlerinden biri olan doktor Mazhar’ın (Özgür Emre Yıldırım) HIV pozitif bir hastasıyla girdiği homofobik diyalog ve filmin buna yaklaşım biçimi seyircinin tepkisini çeken konular arasındaydı. Tüm bunlar sebebiyle seyirciyi bölecek, zorlayacak filmlerden birisi Birlikte Öleceğiz şüphesiz ki. Gerek filmin jeneriğinde de yer verilen yapım sürecinin zorluklarıyla, gerek provokatifliğiyle oldukça tartışılacak bir film olduğunu öngörmek de mümkün. Ancak -her ne kadar kişisel olarak samimi bağlantılar kuramamış olsam da- yarışmadaki özgün, yenilikçi, yönetmenlerinin yeni işleri adına iyice merak uyandıran yapımlardan biri Birlikte Öleceğiz

Ulusal Yarışma yarın yapılacak Ali Tansu Turhan’ın Diyalog ve Tayfun Pirselimoğlu’nun Kerr filmlerinin gösterimleriyle sona erecek. Ödüller ise 9 Ekim Cumartesi günü sahiplerini bulacak.  


Berke Göl ve Ekrem Buğra Büte’nin Altın Portakal izlenimleri festival boyunca altyazi.net‘te. Günlüklerin tamamı için: ‘Altın Portakal Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.