Şu An Okunan
Sergey Loznitsa ile Devlet Töreni Üzerine Söyleşi: ‘Bir Cenazeyi Yeniden Yaratmak’

Sergey Loznitsa ile Devlet Töreni Üzerine Söyleşi: ‘Bir Cenazeyi Yeniden Yaratmak’

Sergey Loznitsa

Devlet Töreni, Josef Stalin’in cenaze törenini inanılmaz zenginlikte arşiv görüntüleri üzerinden anlatan bir belgesel. Yönetmen Sergey Loznitsa, temel amacının izleyicide bu olayı deneyimleme duygusunu yaratmak olduğunu söylüyor.

Söyleşi: Berke Göl

Sergey Loznitsa Mutluluğum (Schaste Moe, 2010) ve Donbass (2018) gibi kurmaca filmleriyle dünya festivallerini dolaşmış, önemli başarılar elde etmiş bir yönetmen olmakla birlikte, aslen 1990’lı yıllardan beri yaptığı belgesellerle tanınıyor. Tarihî olaylara odaklanan belgesellerinin önemli bir çoğunluğunda da biçimsel tercihlerini izleyiciyi görüntülerle baş başa bırakmak yönünde kullanıyor. Yönetmenin 2019’da çektiği Devlet Töreni (State Funeral) de Josef Stalin’in ölümünün ardından Moskova’da düzenlenen resmî cenaze törenini, tüm Sovyetler Birliği’nde tutulan yası ve yapılan anma konuşmalarını tamamen arşiv görüntüleri üzerinden anlatıyor. Loznitsa söz konusu görüntülerin karşısına çıkmasıyla, filmin kurgu süreciyle ve yaptığı estetik tercihlerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Devlet Töreni Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerinde çekilmiş arşiv görüntülerini bir araya getiriyor. Elinizde son kurguya dâhil etme imkânı bulamadığınız daha pek çok etkileyici görüntünün bulunduğunu tahmin etmek de güç değil. Söz konusu görüntülere nasıl ulaştınız? Daha önce gün yüzü görmemiş bu kadar çok görüntünün olması ve iyi korunmuş olmaları şaşırttı mı sizi?

Görüntülerin kaynağı Krasnogorsk’taki Rusya Devlet Film ve Fotoğraf Arşivi (RGAKFD). Elimizde Sovyetler Birliği’nin dört bir yanında ve başka ülkelerde çekilmiş yaklaşık 40 saatlik görüntü vardı. Bunların çoğu da dediğiniz gibi daha önce gün yüzü görmemişti. Bir kısmıysa Velikoye Proshchaniye (The Great Farewell, 1953) adlı, bir saatlik bir propaganda filminde kullanılmıştı. Stalin’in ölümünden birkaç ay sonra dönemin önde gelen Sovyet sinemacıları tarafından, parti liderlerinin finansmanıyla yapılan bu film, tek bir kez gösterildikten sonra rafa kaldırılmıştı. Zira yetkililer bu kişilik kültünün sürdürülmesinin kendi çıkarlarına olmadığına kanaat getirmişlerdi.

Görüntüler iyi korunmuştu ama biz de ciddi bir restorasyon çalışması yaptık elbette. Üç ay süren restorasyonun ardından şu anda gördüğünüz kaliteye ulaşabilmek için bir renk düzeltme süreci de oldu.

Cenaze, resmî tören, yas içindeki insanların yüz ifadeleri… Tüm bu görüntülerin propaganda amacıyla çekildiğini söylemek herhalde yanlış olmaz. Buna karşılık siz, aynı görüntüleri bu yaklaşımı çözümlemekte kullanıyorsunuz. Aynı malzemeye farklı bakmamızı sağlayan şey nedir sizce?

1953’te yapılan filmin bir propaganda filmi olduğuna kuşku yok; bu büyük şahsiyetin ölümünden sonra da büyüklüğünü koruduğunu ortaya koymak hedefiyle yapılmış. Ayrıca bazı bölümlerin –mesela taşra kasabalarındaki anma buluşmalarının– Moskova’daki gerçek cenazeden çok sonra çekildiğini de biliyoruz. Ne var ki görüntülerin kendisini “propaganda” olarak tanımlamak doğru olmaz. Kameramanların yaptığı, gözlerinin önünde olup bitenleri kaydetmekten ibaretti. On binlerce insanın Stalin’e veda etmek için ülkenin dört bir yanından Moskova’ya geldiği tarihsel bir gerçek. Milyonlarca insanın –sadece Sovyetler Birliği halklarından da bahsetmiyoruz– Stalin’in yasını tuttuğu da öyle. Günümüzde bile, yaptığım filmi Stalin’in büyüklüğünün yeni bir kanıtı olarak gören pek çok izleyici var. Benim amacım bu cenazeyi yeniden yaratmak ve izleyiciyi dönemin atmosferine sokmaktı. Hakkında pek çok şey okuduğumuz ama –neyse ki– bire bir deneyimlemediğimiz bu dönemi deneyimleme şansını sunmaktı.

State Funeral

İkinci Dünya Savaşı’na ve özellikle de SSCB tarihine özel ilgi duyan bir yönetmen olarak tanınıyorsunuz. Bu film için özel bir araştırmaya giriştiniz mi? Yoksa hâlihazırdaki bilginiz ve elinizdeki görsel malzeme yeterli miydi?

Devlet Töreni, Krasnogorsk’taki Rusya Devlet Film ve Fotoğraf Arşivi’yle işbirliği içinde yaptığım ikinci film. Bir önceki montaj belgeselim Process (The Trial, 2018), Stalin döneminde “devlet düşmanlarının” yargılandığı göstermelik mahkemelerin ilk örneklerinden birine odaklanıyordu. O film de arşiv görüntüleri üzerine kuruluydu. Devlet Töreni’nin hareket noktası ise Lenin’den Stalin’e, resmî Sovyet cenazelerinin ortaya çıkışını ve dönüşümünü ortaya koyma arzusuydu. Bahsettiğim arşivde Sovyetler dönemine ait çok geniş ve benzersiz bir görüntü birikimi var. Ancak araştırmalarıma başladığımda, sadece Stalin’in cenazesi sırasında çekilmiş 40 saatlik görüntü olduğunu öğrenince bir hazineyle karşı karşıya olduğumu hemen anladım ve kafamdaki tasarıyı değiştirip tamamen bu olaya odaklanan bir film yapmaya karar verdim.

Arşiv görüntüleriyle çalışırken bulabildiğiniz malzeme neyse onunla yetinmeniz gerekebilir. Ancak ilginç bir şekilde, Devlet Töreni’ndeki görüntüler sizin Meydan (Maidan, 2014) ve Austerlitz (2016) gibi yakın dönem belgesellerdeki tercihlerinize çok uygun; filmin büyük kısmı insanlar sürekli hareket ederken kameranın pek hareket etmediği uzun, sabit planlardan oluşuyor. Devlet Töreni ile önceki belgeselleriniz arasındaki biçimsel benzerlik ve farklar hakkında neler söylemek istersiniz?

Malzemenin doğası her filmde birbirinden farklı oluyor. Ayrıca her filmin kendi konsepti, kendine özgü bir yapısı ve fikri var. Her film bir beyan, bir önermedir. Bahsettiğiniz benzerlik belirgin bir kurgu anlayışım olmasından, filmlerimde ritmin önemli bir yere sahip olmasından kaynaklanıyor sanırım. Uzun planları tercih ediyorum, özellikle de belgesellerimde. Böylelikle izleyiciye görüntünün içine gömülme, atmosferin içine girme olanağı tanımaya çalışıyorum. İzleyici gördüklerini algılamak ve içselleştirmek için zamana ihtiyaç duyuyor.

Film siyah-beyaz ve renkli görüntüler arasında gidip geliyor. İster istemez bu tercihte belirli bir kasıt arıyoruz ama belki de görüntüleri oldukları gibi kullanmayı tercih etmişsinizdir. Filmin görsel estetiği anlamında neler söylersiniz?

Filmin kurgusunu tamamı siyah-beyaz görüntülerle, düşük çözünürlüklü dosyalar üzerinden yaptık. Görüntülerin bazılarının renkli olduğunu ancak sonradan, taramalar sırasında fark ettik. Böylesine zengin görüntülerle karşılaşmak benim içim keyif verici bir sürpriz oldu. Yeni bir “renk konsepti” geliştirmek için çok geç olmuştu artık, ben de her şeyi olduğu gibi bırakmaya, siyah-beyaz ve renkli görüntülerin iç içe geçmesine karar verdim. Sonuçtan gayet memnumum –her ne kadar prömiyerin ardından, bu “estetik yaklaşımı” neden tercih ettiğime dair eleştirmenlerden pek çok soru gelmiş olsa da.

State Funeral

Evrensel olarak yasla özdeşleştirilen pek çok klasik müzik eseri kullanıyorsunuz filmde. Bunların ne kadarı gerçekten cenazede çalınmış ya da orijinal filmde kullanılmıştı? Ayrıca ciddi oranda foley de kullanıyorsunuz; kalabalığın arasındaki bir adamın öksürüğünü dahi duyuyoruz mesela. Müzik ve ses tasarımı konusunda nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Kullandığım klasik müzik parçaları Stalin’in cenazesinde çalınan eserlerdi. Stalin büyük bir müzikseverdi, en sevdiği besteci de Mozart’tı. Sovyetler Birliği’nin dört bir yanında cenaze günü yapılan radyo yayınına erişebildik, dolayısıyla elimizde sunucunun sesi ve Stalin’i rahmetle anan seçkin Sovyet şair ve yazarlarının konuşmaları da vardı. Beria’nın ve diğer Sovyet liderlerinin cenazedeki konuşmaları da orijinal kayıtlar. Sesin geri kalanı –tüm atmosfer sesleri, sokak gürültüleri, kalabalığın konuşmaları, ağlaşmaları– ses tasarımının ürünü. Yani özgün seslerle ses tasarımının zengin bir bileşimi oldu, tıpkı diğer filmlerimdeki gibi.

Film boyunca görüntüler üzerinde doğrudan bir yorum yapmaktan kaçınıyorsunuz ancak kapanış jeneriği öncesinde Stalin döneminde öldürülen ve işkenceden geçirilen milyonlar üzerine tarihî bilgileri veriyorsunuz… Devlet Töreni bir siyasi liderle milyonlarca takipçisi arasındaki ilişkiye dair bir film. Günümüz dünyasında nasıl bir karşılığı var filmin?

Stalin sadece bir “siyasi lider” değildi; bir diktatör, zorba ve 181 milyon nüfuslu bir ülkenin halkını işkenceden geçiren, terörize eden, köleleştiren bir katildi. Bu gezegende diktatörler var olmaya devam ettikçe bu film de güncelliğini koruyacaktır. Görece özgür ve demokratik ülkelerde yaşayanların dahi politik iktidarın kontrolden çıkıp bir külte dönüşmesinin sonuçlarını her daim akılda tutmasında fayda var.

Kurmacaya ve belgesele eşit derecede önem veren az sayıdaki çağdaş yönetmenden birisiniz. İkisi arasında sürekli gidip gelmek zor olmuyor mu? Yoksa size göre film yapma süreci açısından ikisi arasında bir fark yok mu?

Sinema benim tutkum, tüm hayatım. Hayır, ikisi arasında gidip gelmek zor değil. Aradaki tek fark kurmacanın belgesele kıyasla daha yüksek bütçeler ve daha karmaşık bir yapım süreci gerektirmesi. Bu öğeler yerli yerinde olduğu sürece kurmaca film çekmeye de her zaman hazırım.


Devlet Töreni’nin yanı sıra Sergey Loznitsa imzalı pek çok belgesel MUBI Türkiye’de gösterimde.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.