Şu An Okunan
David Lynch – Yaşam Sanatı: Bir Sanatçı Olarak David Lynch

David Lynch – Yaşam Sanatı: Bir Sanatçı Olarak David Lynch

David Lynch

David Lynch’in nispeten az bilinen ressamlığına odaklanan belgesel David Lynch: Yaşam Sanatı, izleyiciyi kült yönetmenin zihninin derinliklerinde ve ‘sanat hayatı’nda ‘Lynchien’ bir gezintiye çıkarıyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Nisan 2017 tarihli 171. sayısında yayımlanmıştır.


David Lynch: Yaşam Sanatı (David Lynch: The Art Life, 2016) kült yönetmen David Lynch’in nispeten az bilinen ressamlığına odaklanan bir belgesel. Bu nev-i şahsına münhasır yönetmeni konu edinen bir filmden bekleneceği üzere de pek alışık olmadığımız türde bir belgesel. Zira, filmde yalnızca Lynch’in kendisini görüp dinliyoruz. Ses bandında Lynch –o kendine özgü tuhaf vurgulu konuşma tarzıyla– çocukluğundan başlayıp hayatının Eraserhead’i (1977) çekmesine kadar uzanan sürecini anlatıyor. Görüntü bandında ise onu kâh atölyesinde çalışırken –örneğin, tuhaf vıcık vıcık malzemeleri yoğururken– kâh derin düşüncelere dalmışçasına boşluğa bakarken, kâh üzerinde çalıştığı bir resmi incelerken izliyoruz. Kamera bazen yakın planlarla Lynch’in ellerine bulaşan boyalara, yapışkan hamurların kıvrımlarına odaklanıyor, bazen Lynch’in çocukluk fotoğraflarını ve eski filmleri tarıyor, bazen de onu uzaklardan gözlemliyor. Bu anlamda, dostların, iş arkadaşlarının, komşuların, aile üyelerinin tanıklıklarına, anılarına, anekdotlarına yer vererek bir karakter oluşturmayı ve tanıtmayı hedefleyen belgesellerden çok farklı Yaşam Sanatı.

Filmin yapımcılarından Jon Nguyen (aynı zamanda yönetmenlerden biri ve 1997’den beri Lynch’in asistanlığını yapıyor) ve Jason S. (aynı zamanda görüntü yönetmeni) daha önce de Lynch’i Inland Empire (2006) filminin setinde takip ettikleri Lynch (2007) adlı belgeselin yapımcılığını üstlenmişler. Bu kez aralarına bir de İkiz Tepeler’in (Twin Peaks, 1990-1991) yapımcısı Sabrina Sutherland katılmış. Filmde kullanılan ses kayıtları üç yıllık bir süre zarfında yönetmenle yapılan çok sayıdaki röportajdan derlenmiş. Dolayısıyla, ekipteki herkesin birbirini uzunca bir süredir iyi tanıdığını varsayabiliriz. Muhtemelen bu yakınlık ve samimiyetten kaynaklanan güven de filmin hissiyatını belirlemiş. Ayrıca, grenli ve kontrastlı dokusu, bazen ne gördüğümüzü ilk anda tam çıkaramadığımız kadrajları ve Jonatan Bengta’nın Badalamenti’yi çağrıştıran tekinsiz müzikleriyle ‘Lynchien’ bir estetiğe de sahip Yaşam Sanatı.

David Lynch

Filme adını veren ifadeyi (art life) aslında ‘sanat hayatı’ olarak çevirmek daha uygun. Bu ifade Lynch’in gençlik yıllarından geliyor. Lynch, bir arkadaşının ressam olan babasının atölyesine gittiklerinde gördüklerinden büyülenmiş âdeta. ‘Sanat hayatı’ denen şey gözlerinin önünde belirivermiş: Bütün gün atölyede resim yapıp kahve ve sigara içmek. O uçuk kaçık filmleri yapan adamın (ve genel olarak sanatçıların) hayatını çok farklı hayal ediyor olabiliriz ama Yaşam Sanatı’nın gösterdiği kadarıyla Lynch, gençliğinde görüp özendiği şekliyle bu mütevazı sanat hayatını yaşıyor gibi görünüyor; bütün gün tek başına (ya da yanında ufak kızıyla) her yanı bin bir çeşit malzeme, çer çöp, alet edevatla dolup taşan atölyesinde resim yapıp sigara ve kahve içiyor; son derece sakin, dingin ve odaklanmış bir şekilde uzun uzun çalışıyor. Hem kurmaca filmlerde hem de belgesellerde çoğunlukla anlatılan fırtınalı sanatçı hayatlarının aksine, neredeyse sıkıcı bir rutin. Üstelik Lynch’in izleyiciyle paylaştığı anılar da beklentiyi karşılayacak çarpıcılığa sahip değil aslında. Anne ve babasını çok iyi ebeveynler olarak tarif ediyor; çocukluğunun çok mutlu ve ‘normal’ geçtiğini anlatıyor. Aralarda oldukça tuhaf ve travmatik olabilecek bir iki olay yaşanmış, gençliğinde ‘kötü’ arkadaşlar edinmiş ama ‘herhangi biri’nden çok da farklı bir çocukluk ya da gençlik değil bu nihayetinde.

Mesafe

Yaşam Sanatı, ünlü kişiler üzerine yapılan pek çok belgesel gibi, o kişinin biyografisini sunuyor ve “Nasıl oldu da böyle farklı biri hâline geldi?” ya da “Bu dehanın kaynağı nedir?” gibi soruların cevabını arıyor. Bu esnada pek çok özel anıya ya da kişisel düşüncelere de yer veriyor. Ancak konu edindiği kişiyle kurduğu ilişki dikkate değer ve düşündürücü. Dikizci bir tavır benimsemeyen film, asla magazinel merakları giderecek ayrıntılara yer vermiyor. Bu anlamda da, örneğin Amy (Asif Kapadia, 2015) gibi bir belgeselden ciddi biçimde ayrılıyor. Yaşam Sanatı’nı izlerken kendinizi bir tabloid gazetesi okur gibi değil de bir psikanaliz seansına davet edilmiş gibi hissediyorsunuz. Dolayısıyla çok farklı, güvene dayalı bir mahremiyet söz konusu Yaşam Sanatı’nda. Film, dâhi olarak nitelendirilen bir yönetmen ve sanatçının özel yaşamındaki çalkantıları ortaya sermek yerine izleyiciyi, Lynch’in rızası ve onayı dahilinde, zihninin derinliklerinde bir gezintiye çıkarıyor.

David Lynch

Yaşam Sanatı’nda Lynch’in kendisi dışında gördüğümüz tek kişi yönetmenin ufak kızı Lula Bogina. O da tek tük ve belirli bir mesafeden. Yönetmenin evini asla görmüyoruz. Yalnızca atölyesine konuk oluyoruz. Bu atölyenin Hollywood tepelerinde bir yerde olduğu anlaşılsa da tam konumuna dair ya da yönetmenin eviyle ilişkisine dair hiçbir bilgi bulunmuyor filmin malzemesinde. Sanki tamamen çevreden, diğer insanlardan, komşulardan, ev ahalisinden soyutlanmış bir alan orası. Aslında bu hâliyle çok ‘özel’ de bir alan; ama oraları, bu özel alanları, ancak Lynch’in paylaşmayı seçtiği oranda görebiliyoruz; hayatındaki olayları, anıları, duyguları onun paylaşmayı uygun gördüğü kadarıyla dinliyoruz. Bu da, bir yandan izleyiciyi belgesellerin ‘konularına’ olan mesafelerine ve bunun ahlaki etkilerine dair, bir yandan da bir kişiyi tanımanın/tanıtmanın yöntemlerine dair düşünmeye teşvik ediyor. Bu kadar sıradışı bir hayal gücünün sırrına ermek için anne-baba, eş-dost, konu-komşuya mı başvurmalı yoksa o kişinin kendi anlatısına mı?

Tıpkı Lynch’in filmlerinde ve resimlerinde yaptığı gibi Yaşam Sanatı da doğrudan çıkarımlar yapmak yerine imalı bir üslubu tercih ediyor. Film, Lynch’in anlattıkları ile perdeye yansıyan imgeler arasında kronolojik bir ilişki kuruyor çoğunlukla. Bazı durumlardaysa ses-görüntü eşleşmesi bundan fazlasına, örneğin Lynch’in yaptığı bir resmin olası travmatik kaynağına dair bir ipucu sunuyor. Ancak, müphem ipuçlarının ötesine kolay kolay geçmiyor. Lynch’e ya da yaratıcı dehaya dair sorularımızın cevapları bu gizemli filmin bir yerlerinde olabilir de, olmayabilir de. Biraz neleri merak ettiğimize ve ne tür cevapların bizi tatmin edeceğine bağlı bu.


David Lynch: Yaşam Sanatı, 20 Ocak 2021 tarihinden itibaren 30 gün boyunca MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.