Şu An Okunan
Durgun Su: Hayat Berbat

Durgun Su: Hayat Berbat

Liberal yaklaşımıyla tanıdığımız Tom McCarthy, Durgun Su’da kızının bir cinayet davasındaki suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan muhafazakâr bir babaya odaklanıyor. Filmin Amanda Knox davasından esinle yazılan senaryosu son derece alelade, McCarthy ise yönetmen olarak yaratıcı bir çözüm sunmakla ilgilenmiyor.

Amanda Knox davasını bilen vardır: 2007’de Amerikalı Amanda, kendisi gibi öğrenci değişim programıyla İtalya’ya gelen Meredith Kercher’ı öldürmekten suçlu bulunmuş ve İtalya’da hapse mahkûm olmuştu. Dört yıl hapis yatmış, 2015’te de İtalyan Yüksek Mahkemesi suçsuz olduğuna hükmedip beraatine karar vermişti. Durgun Su (Stillwater) gösterime girerken ise henüz filmi izlememiş olan Knox tepki göstermiş, filmin kendi hikâyesini istismar ettiğini belirtmişti. Bu noktada Tom McCarthy de verdiği söyleşilerde, kimi küçük benzerliklerine karşın bunun aslında kurmaca bir hikâye olduğunu, Amanda ile Allison’ın yaşadıklarının pek az paralellik barındırdığını söyleyerek yanıtlamıştı Knox’un çıkışını.

Şunu baştan belirtelim: Her ne kadar McCarthy’nin filmi daha ziyade baba karakteri Bill üzerinden akıp gitse de, bu hikâye Amanda Knox hikâyesinden ayrı tutulamayacak kadar ciddi öğeler ödünç alıyor o davadan. Bu açıdan, McCarthy’nin, Durgun Su ile Amanda Knox davasının bariz paralelliklerini yok sayması en hafif tabirle ikiyüzlüce duruyor. İşin ilginç kısmı, filmin Amanda’nın hikâyesiyle benzerliklerinin hikâyeye kattığı pek ekstra bir şey de yok; yani McCarthy o küçük benzerlikleri de Durgun Su’nun hikâyesinden çok kolay ayıklayabilirmiş ama yapmamış!

Marsilya Sokaklarında Bir Amerikalı

Tom McCarthy aslında Hollywood’un liberal yüzlerinden biri. Bu filmde olduğu gibi, geçmişteki filmlerinde de dışlanmışları (Hayatın İçinden / The Station Agent, 2003), göçmenleri (Misafir / The Visitor, 2007) ve istismara uğrayanları (Spotlight, 2015) koruyup kollayan hikâyelere imza atmıştı. Burada bu sefer Oklahomalı muhafazakâr bir babayı, Matt Damon’ın bedenindeki Bill’i kızının suçsuzluğunu kanıtlamak için Marsilya’ya gönderiyor. Marsilya sokaklarında yol bilmez iz bilmez Bill, önce yalnızca kızını ziyaret etmeyi amaçlıyor ama kızı Allison mahkûmiyetini sonlandırmasını umduğu bir bilgiyi avukatına iletmesini isteyince Bill’in algıları da yavaş yavaş açılıyor. Avukatın davayı yeniden açma konusundaki isteksizliğini görünce de iş başa düştü deyip araştırmayı kendi yapmaya karar veriyor.

Durgun Su’nun hikâyesi fazlasıyla tanıdık ve sıradan. Oscar’lı Spotlight’taki gibi izleyicinin merak duygusunu ayakta tutacak devasa bir skandalın ayak izleri de film boyunca karşımıza çıkmıyor. Bill’in Fransa’yla ve kendisine destek olan, bir oda veren, zamanla ailesine dönüşen Virginie ve kızı Maya’yla ilişkisi çoğu zaman kendi kızı Allison’la ilişkisine baskın çıkıyor. Maya’yla ilişkisinde öz kızıyla yaşayamadıklarını yaşamaya çalışması fazlasıyla açık bir duygusal göndermeye kapı aralıyor.

İlginçtir, iki saat on dokuz dakikada ancak bağlayabildiği bu basit, alelade, daha önce benzerlerini belki defalarca izlediğimiz hikâyeyi renklendirmek için gerek kurguda gerek görüntülerde hiçbir yaratıcı girişimi olmuyor yönetmenin.

Her yemekten önce dua eden ve masadakileri de etmeye teşvik eden, iki silahı olduğunu saklamayan Bill, en saf haliyle muhafazakâr bir Amerikan vatandaşı. Virginie’nin bir dostu Trump’a oy verip vermediğini sorduğunda, Bill sabıkalı olduğu için oy verme hakkı olmadığı yanıtını veriyor. Oysa, eğer oy verme hakkı olsa, Bill’in Trump’a oy verecek tipte bir Amerikalı olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.

Kaçınılmaz bir şekilde Jason Bourne ile özdeşleşmiş Matt Damon’ın seçimi hayli manidar. Burada McCarthy, Bill’in finale doğru ahlaken tartışmalı hamleleriyle belli ki klasik Amerikan kahramanı imgesini ters yüz etme derdine düşmüş ama bunu da ne denli becerebildiği büyük bir soru işareti.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.