Şu An Okunan
Gelecek Günler: Ölümün ve Özgürlüğün Kokusu

Gelecek Günler: Ölümün ve Özgürlüğün Kokusu

Gelecek Günler altmışlı yaşlarda geçen bir büyüme hikâyesi. Mia Hansen-Løve, hayatı bir anda altüst olan Nathalie’nin yaşadıklarını dramatize etmek yerine, sakin bir üslupla kurduğu bu hikâyeyi ferahlatıcı bir özgürleşme deneyimi olarak hayal ediyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Mayıs 2017 tarihli 172. sayısında yayımlanmıştır.


Bu yazı, filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.


Bir devlet lisesinde felsefe öğretmenliği yapan altmış yaşlarındaki Nathalie’nin en ince ayrıntısına kadar tasarlanmış düzenli, yoğun bir yaşamı vardır. Gündüzleri derslerle, akademik sohbetlerle, yıllar önce hazırladığı ders kitabının basımını yapan yayınevindeki toplantılarla geçer; gecelerse evini çekip çevirmenin, çocuklarına yemek hazırlamanın, yirmi beş yıllık kocasıyla ezbere hasbıhâllerin zamanıdır. Bir de hastalık hastası, depresif annesi vardır; yaşlı kadıncağız evhamlar içinde olur olmaz sebeplerle kızına telefon eder, ona ulaşamayınca acil durum çağrısıyla itfaiyeyi ayağa kaldırır, hatta intihara bile kalkışabilir. Tüm bu tantanadan pek bir şikayeti yoktur Nathalie’nin, orada oraya koşmaya alışmış, çevresindekilerin irili ufaklı sorunlarıyla uğraşmayı kanıksamış gibidir. Ne var ki birbiri ardına gelen beklenmedik gelişmeler, saat gibi işleyen bu düzeni bir anda tepetaklak edecek, köklü bir değişimin yolunu açacaktır.

Sinemaya 90’lı yılların sonunda oyuncu olarak, Olivier Assayas’ın Fin Août, Début Septembre (1998) ve Les Destinées (2000) filmlerindeki küçük rollerle başlayan Mia Hansen-Løve, kısa zamanda esas ilgi alanının kamera arkası olduğunu keşfetmiş ve henüz yirmili yaşlarının başında yönetmenliğe adım atmış bir isim. Hansen-Løve, özellikle Elveda İlk Aşk (Un Amour de Jeunesse, 2011) ve Eden (2014) gibi ergenliğin duygu dünyasına, gençliğin hâletiruhiyesine yakından bakan filmleriyle adını Avrupa sinemasının yıldızı parlayan genç yönetmenleri arasına yazdırmayı başardı. Yönetmenin, prömiyerini yaptığı Berlinale’den En İyi Yönetmen dalında Gümüş Ayı’yla dönen beşinci uzun metrajı Gelecek Günler (L’avenir, 2016) ile bugüne kadarki en büyük başarısını kazandığını söylemek yanlış olmaz. Hansen-Løve Gelecek Günler’de, önceki filmlerinin aksine, ergenliğin sancılarına, gençlik heyecanlarına ya da ilk aşkın yakıcılığına değil, yaşlanmanın eşiğindeki bir kadının öyküsüne odaklanıyor. Ancak bunu son derece “genç” bir sinema diliyle yapıyor ve başkarakteri Nathalie’nin hikâyesini bir tür büyüme, olgunlaşma, yeni bir dünyayla tanışma hikâyesi olarak kuruyor. Bu anlamda Gelecek Günler ile yönetmenin önceki filmleri arasında farktan çok benzerlik var belki de.

Gelecek Günler

Gelecek Günler’in özünde, ilerleyen yaşlarındaki bir kadının, geçen zamanın hiç sormadan getirdiği büyük değişimleri nasıl karşıladığına, nasıl karşılayabileceğine dair sorular yatıyor. Nathalie, başka bir kadınla birlikte olduğunu itiraf eden kocasının kendisini terk etmesini, ufak bir şaşkınlık ânının ardından soğukkanlılıkla karşılamakla birlikte, yalnız yaşlanma, tek başına ölme gibi korkulara kapılmaya başlıyor. Eski öğrencisi Fabien’la dertleşirken bu yaştan sonra hayattan aşk beklemediğini, kitaplarına ve akademik çalışmalarına sığınabileceği için kendini şanslı saydığını söylerken belli belirsiz bir endişe yansıyor gözlerinden. Kaprislerinden yaka silktiği annesini bakımevine yerleştirdiği sırada döktüğü gözyaşlarında da, onu terk ediyor olmanın getirdiği vicdan azabı kadar, kendisini de benzer bir sonun bekliyor olabileceğinin yarattığı dehşetin payı vardır muhakkak. Nitekim işlemleri tamamlayıp dışarı çıktıklarında Nathalie, bu tür kaygılardan bütünüyle bihaber oğluna dönüp bakımevinde tiksintiyle bahsediyor, “ölümün kokusunu” aldığını söylüyor orada.

Zoraki Özgürlük

Yine de, bir ömür boyu kurduğu yapının temel direklerinin bir bir yıkılması Nathalie’de bir yıkım duygusuna yola açmak şöyle dursun, onu adım adım özgürleştirecektir. İlk şoku atlattıktan sonra hayatına yeni bir yol çizmeye girişen Nathalie, öğrencileriyle daha çok vakit geçirmeye başlar, ardından yeni bir merakla eski öğrencisi Fabien ve arkadaşlarının dağlardaki anarşist komününde bir süre kalır. Gençlik yıllarında muhalif hareketlerin içinde aktif olduğunu öğrendiğimiz Nathalie’nin bu komünde geçirdiği günler, farklı bir kuşağın entelektüelleriyle bir araya gelmesine, teori ve pratik arasındaki o bilindik çatışmaya dair tartışmalara katılmasına vesile olur. Artık çok gerilerde kaldığını hissettiği yaşların politik ve entelektüel heveslerine neredeyse bilimsel bir merakla bakar Nathalie. Diğer yandan bu buluşma, artık genç olmadığı gerçeğini bir kez daha yüzüne vurmaktadır. Kuşaklar arasındaki uçurum, Fabien ile ilişkilerinin duygusal tonundaki muğlaklık Nathalie’de inceden bir güvensizliğe yol açar. Ancak bu yabancı evin üst katındaki odasında yatağa kıvrılıp ağlayışında, tüm bunların bir kez daha yaşlanmakta olduğuna işaret etmesi kadar, zoraki özgürlüğün getirdiği belirsiz heyecanın da etkisi vardır. Annesinden miras kalan, ismiyle müsemma kedisi Pandora’nın kaçıp ormanın derinliklerinde kaybolması gibi, Nathalie de kendini biraz yabancı hissettiği bir dünyada gezinmektedir. Bir taraftan burnuna ölümün kokusu gelirken, diğer taraftan istemeden kavuştuğu özgürlüğün tadını çıkarmaya çalışır.

Gelecek Günler

Kâğıt üzerinde bakıldığında, Gelecek Günler’in senaryosu sıradan bir ‘Fransız filmi’ izlenimi verebilir. Karakter odaklı bir anlatım, gönül meseleleri, dramatik olaylar, bolca diyalog… Ancak Mia Hansen-Løve bu sıradan öyküyü, kahramanına yaklaşımıyla biricikleştirmeyi başarıyor. Başka bir senaryoda her biri kendi başına birer dramatik doruk noktası olarak işlenebilecek kayıp, ayrılık, profesyonel hayal kırıklığı gibi olaylar, yönetmenin Nathalie’ye bahşettiği soğukkanlılığın etkisiyle, hayatın kabul edilmesi gereken basit gerçeklerine, büyüme sürecinin olağan duraklarına dönüşüyor.

Tıpkı hayatın getirdiği her şeye kucak açan Nathalie’nin bir an bile yerinde duramaması gibi, film de ardı ardında gelen sarsıcı olaylar üzerinde uzun uzun durmak, dramatik müziklere başvurmak, duygusal anlar yakalamaya çalışmak yerine hayatın kendi ritminde, olağan akışında devam ettiğini hissettiriyor sürekli. Mia Hansen-Løve, ağdalı bir hâl almaya müsait sahneleri nerede keseceğine büyük özen gösteriyor. Sürekli oradan oraya koşturan, trenlere, otobüslere son anda yetişen Nathalie’nin yeniliklere açık hâline uygun bir tempo tutturan filmde, kamera da bu yerinde duramama hâline eşlik ediyor. Başroldeki Isabelle Huppert’e de ayrı bir parantez açmak gerek. Usta oyuncu, son dönemde canlandırdığı pek çok sivri, köşeli karaktere nazaran son derece yumuşak bir kahramana hayat verdiği Nathalie’de yine çok iyi ama bu kez çok daha nüanslı, yer yer mizahî tonu ağır basan bir performans ortaya koyuyor. Gelecek Günler kuvvetli bir hayat duygusu taşıyan, incelikli, derin bir film.


Gelecek Günler, 20 Şubat 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.