Şu An Okunan
İki Dil Bir Bavul: Saklı Hikâyeleri Görmek

İki Dil Bir Bavul: Saklı Hikâyeleri Görmek

İki Dil Bir Bavul

İki Dil Bir Bavul, yıllardır görmezden gelinmiş, üstü örtülmeye çalışılmış bir sorunun artık açık açık tartışılmaya başlandığı dönemde çekilmiş bir belgesel. Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy’ün Türk öğretmenle Kürt öğrencilerinin hikâyesini anlatan filmi, meseleyi stratejik hesaplar ve askerî harcamalar üzerinden değil insan hikâyeleriyle ölçebilmenin ne kadar hayati olduğunu hatırlatıyor.


Bu yazı Altyazı’nın Ekim 2009 tarihli 88. sayısında yayımlanmıştır.


Saklı (Caché, 2005) filminde Michael Haneke, kamerasını aydın, duyarlı, tertemiz bir orta sınıf Fransız ailesine çevirir. Herhangi bir suçun izini bulmayı hiç ummayacağınız bu aile, kamera ile taciz edildikçe Cezayir Savaşı’na bağlanan geçmiş çıkar ortaya. Olan biten çok basittir aslında; Georges Laurent küçüklüğünde ailesiyle yaşarken, yanlarına aldıkları yaşıtı Cezayirli Majid’e iftira atmış, onun evden atılmasına neden olmuştur. Çocukça bir kıskançlıkla, ailesinin sevgisini, evini, rahatını paylaşmak istemediği için yapmıştır bunu. Ama sonuçta onun ve Majid’in öyküsü Cezayir Savaşı’nın büyük hikâyesinin içinde bir parçadır. Saklı’da Haneke, masumiyete olan inancımızı sarsmak ister; en masum görünen insanlar bile biraz dikkatli bakınca yaşadıkları dönemin suçlarının ortaklarıdır… Film bir yandan Georges’un geçmişinin izini sürerken, bir yandan da fondaki televizyondan Irak Savaşı’nı kadraja dâhil eder. Laurent’ların televizyonunda görünen savaş da birilerinin öyküsüne bağlanacak, görünenden çok öte sonuçları olacaktır. Sadece patlayan bombalar, ölen insanlar değildir bir savaşın doğurdukları; Georges gibi çok uzaktakileri bile bir yerden yakalayacaktır. Bugün bu ülkede “Kürt meselesi”ne dair süren tartışmalar, Haneke’nin, Fransa’nın geçmişine odaklandığı bu filmini akla getiriyor. Yıllarca, televizyonlarında savaş haberleri akarken akşam yemeklerini yemiş bir toplumun barış için çok konuşması, çok anlatması, çok dinlemesi gerekiyor; savaşı stratejik hesaplar veya askerî harcamalarla değil, insan hikâyeleriyle ölçebilmek gerekiyor.

Son dönemde “Kürt meselesi”nin çözüm ihtimalleri “açılım” adı altında hararetle tartışılmaya başlandı. Yılların inkâr ve baskı politikasının iflası geç de olsa idrak edilirken, olası bir açılımın kapsamı ve sınırları siyasi aktörlerin en temel tartışması haline geldi. Tartışmanın kendisi ise yıllarca “Kürt düşmanlığı”yla beslenmiş ruhları hasta etmeye yetecek bir açılım yarattı bile aslında; Kürt kelimesinin dahi reddedildiği, her hak talebinin terörist başkaldırı olarak etiketlendiği uzlaşılmış iktidar dili parçalanırken, kamusal alanda duymaya hiç alışık olmadığımız kavramlar dile gelmeye, gerçekler söze dökülmeye, geleceğe dönük ihtimaller tartışılmaya başlandı. Eskisine oranla bir gelişme olarak görülmesi kaçınılmaz olan bu sürecin en önemli sorunu ise, unutarak barışmayı, yüzleşmeden anlaşmayı, olan biteni “saklı” tutarak konuşmayı önermesi. Böyle olunca da, yıllarca kurulup beslenmiş olan milliyetçi hassasiyetleri gidermek için, “Türkiye’nin stratejik çıkarları” gereği bu sorunu çözmek gerektiği gibi tezler öne çıkabiliyor mesela. Oysa yıllardır süren yasaklarla sesi kesilmiş toplumsal hikâyelerin açığa çıkması, meselenin ne olup olmadığına dair fikir edinmek için gereken birtakım temel bilgilerin toplumun tamamına ulaşmasına izin verilmesi gerekiyor.  Bu ülkede Kürt olmanın ya da bu ülkede Kürt haklarını savunan bir insan olmanın, hattâ bu ülkede Kürt düşmanı olmanın ne anlama geldiğini anlatan insan hikâyelerinin dolaşıma girmesi gerekiyor. Bunun pek çok kanalı olabilir elbette, sinema ise en güçlü kanallarından birisi olabilir ve olmaya başlıyor da.

Dil Yasağı

“Türkçe bilmiyor o”, “Neden, Türk değil mi?”, “Türk, Türk tabi ama…”, sessizlik… “Almanya’da büyüdü”. Handan İpekçi’nin 2001 yapımı filmi Büyük Adam Küçük Aşk’tan bir diyalogdu bu; emekli savcı Rıfat Bey’in Türkçe bilmeyen küçük Kürt kızı Hejar’la alışveriş yaparken, sorulara karşılık dilsiz gibi suskun duran kızın durumuna dair bulabildiği mantıklı görünen tek açıklama buydu. Türkçe bilmeyen Türkler üzerine, Türk gibi görünmeyen Türkler üzerine ve onlarla ne yapacağını bir türlü bilemeyen “gerçek Türkler” üzerine söz söyleyen ilk filmlerden biriydi Handan İpekçi’nin filmi.

İki Dil Bir Bavul ise Hejar’ın yaşıtlarının hikâyesini yıllar sonra daha açıkça anlatan, “açılım” tartışmalarının kapalı siyasi jargonunu delecek güçte bir belgesel; “Sivas’ın doğusu”nu görmemiş milyonlarca insanın televizyon haberleriyle, gazete köşeleriyle belirlenmiş bilgilerini ve bu bilgilerle şekillenmiş tavırlarını bir Kürt köyünün bir sınıf dolusu hikâyesiyle yüzleştiren bir belgesel. İlk tayiniyle zorunlu hizmet olarak bir Kürt köyüne giden Denizlili toy bir öğretmenin bir sene boyunca küçük öğrencileriyle yaşadıklarını sakince anlatıyor İki Dil Bir Bavul.

İki Dil Bir Bavul

Öğretmen Emre için ilk zorluk, köyün yaşam koşullarına alışmaktır. Su bulmakta bile güçlük çektiği bu son derece yoksul köyde ilk gününe hazırlanan Emre, itinayla uzun uzun saçlarını jölelerken, daha filmin başında, trajikomik bir kahramana dönüşmüştür bile. Ama asıl zorluk, Türkçe bilmeyen küçük öğrencileriyle ders yapmanın imkânsızlığıdır. Aldığı formasyonun kapsamına girmeyen bu koşullarda ne yapmak gerektiği sorusu, toy öğretmenin omuzlarına bir yük olarak bırakılmıştır. Kürtlerin ve Kürtçenin varlığını reddeden bir ideolojinin verdiği formasyon, anadili Kürtçe olan öğrencilerle ne yapılacağını öğretemezdi elbette… Öğretmen Emre de kendi çözümünü üretip, bütün müfredatı bir kenara koyarak öğrencilerine Türkçe öğretmeye girişir öncelikle. Onlara Türkçe öğretip “standart” olanla eşit hâle getirmek, “olağanüstü” olanı olağanla denkleştirip müfredata başlayabilmek Emre için büyük bir mücadele konusudur.

Diğer yandan bu bir sene çocuklar için de bir mücadele yılıdır; kıyafetleri, mekânı, sosyal ilişki kalıpları ve kurallarıyla zaten her çocuk için yeni bir ortam olan okul, bu çocuklar için kullandığı dille de yenidir. Filmdeki ufacık bir kızın kıvrandığı sahnelerde gördüğümüz gibi, tuvalete gidebilmek için izin alınması gerektiğini öğrenmeleri yetmez mesela; “Tuvalete gidebilir miyim?” sorusunu Türkçe olarak söylemeyi de öğrenmeleri gerekir. Okul çağına kadar kullandıkları dil orada yasaklıdır, sınıfta Kürtçe konuşmanın cezası tek ayak üzerinde tahtada dikilmektir. Bütün çocuklar tek sınıfa toplanırken, birinci sınıflar öğretmenlerinin sözlerini bile anlamadan Türkçe öğrenmeye çalışır, aynı anda dördüncü sınıflar da “Andımız”ı ezberleyip “Ne mutlu Türküm diyene” diye yazarlar.

İnsan Hikâyelerini Tartmak

İki Dil Bir Bavul, olabildiği kadar olaylara müdahale etmemeye çalışarak, bu özeni kapı eşiklerinde tuttuğu kamerasıyla göstererek, yönetmenin manipülasyon payını en aza indirgemeye çalışarak sunuyor bu okulda geçen bir seneyi. Özgür Doğan, filmden bahsederken, “Her iki tarafı da anlamaya yönelik bir film. Eğer bir taraf varsa ortada, taraf tutmayan, iki tarafı anlamaya dönük bir film bu. Bu yüzden biz belli bir mesafede durup, içlerine girmiyoruz. Anlayabildiğimiz kadarını, onların hayatını bozmadan veren bir film,” diyor. Tarafların çok hassas olduğu, tarafsızlığın çok zor olduğu bir konuda İki Dil Bir Bavul, çok iyi kurgulanmış öyküsünü yalın bir şekilde aktarmakla yetiniyor. Böyle bir konu üzerine bu kadar iyi bir malzemeye sahip olmanın getirebileceği didaktik üsluptan özenle kaçınıyor. Böylece, yıllarca bu insan hikâyelerine hiç ulaşamadan edilmiş sözleri yeniden tartmak için malzeme verip bir kenara çekildiğini hissettiriyor.

İki Dil Bir Bavul

Filmin yönetmenleri ise bu hikâyenin yabancısı değiller. Özgür Doğan filmin bir proje olarak nasıl ortaya çıktığını anlatırken, kendi çocukluk anılarından faydalandıklarını, kendisinin de okula başladığında Kürtçeden başka dil bilmediğini anlatıyor. Yönetmenlerin üniversiteden bir arkadaşlarının Kürt illerinde öğretmenliğe başlaması ve neler yaşadığını onlara anlatmasıyla bu çocukluk anıları canlanıp bir belgesel film projesine dönüşüyor. Anıların üzerindeki baskı ortadan kalkmaya başladığında çocukluklarının, köylerinin, dedelerinin öykülerini anlatmaya başlayan Kürt yönetmenlerle doğan yeni bir sinemanın bir parçası İki Dil Bir Bavul.

Aynı köyün okulu gibi ülkenin edebiyatında da, sinemasında da yıllarca bir dil yasağı hâkim olduğu için görmeden, duymadan, bilmeden edilmiş sözler, alınmış konumlar İki Dil Bir Bavul gibi filmlerle geriye dönülüp tekrar düşünülecek belki de; bu “saklı” hikâyeleri gördükten, duyduktan, bildikten sonra.


İki Dil Bir Bavul, 19 Aralık 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.