Şu An Okunan
Bir Karakter: Antoine Doinel

Bir Karakter: Antoine Doinel

“Sabine Barnérias ben değilim fakat siz de ben de aynı kulübün üyeleriyiz: Antoine Doinel’in Eskileri Kulübü!” Böyle der Colette Tazzi, Antoine’ın eski eşi Christine Darbon’a bir apartmanın merdivenlerinde… Antoine’ın hayatı “bir film şeridi gibi” gözümüzün önünden geçer. François Truffaut, beş film boyunca onun aracılığıyla çıkmıştır karşımıza.

Cem Hakimoğlu

Colette ile Christine ilk kez o an yüz yüze tanışmış olsalar da birbirlerini uzun süredir tanımaktadırlar. Tanışıklıklarının boyutu öyle bir noktaya gelmiştir ki ikisi de birbirlerinin Antoine Doinel’in aşk hayatında ne gibi izler yarattığını dahi bilmektedir. Ama bunlar artık geçmişte kalmıştır ve Antoine, onların da merakla aradığı Sabine Barnérias’la gerçek olduğuna inandığı aşkını yaşamaktadır. Tabii Antoine’ın yaşadıklarına aşk denebilirse…

Antoine Doinel, Fransız Yeni Dalga akımının öncü isimlerinden François Truffaut’nun alter-egosu olma özelliği taşır. Jean-Pierre Léaud’nun harikulade performansıyla kültleşmiş, sinema tarihinin en unutulmaz parçalarından biri olmuştur. Umursamazlığı ve rastgeleliğiyle meşhur bu kurmaca karakter, Truffaut’nun ilk uzun metrajı 400 Darbe’den (Les Quatre Cents Coups, 1959) auteur yönetmenin son filmlerinden Kaçan Aşk’a (L’amour en Fuite, 1979) kadar birlikte anılır ve ikilinin yolları beyazperdede seyirciyle tam beş kere kesişir.

Yirmi yıla yayılmış, izleyicinin Truffaut’nun hayatındaki bazı dönemleri Doinel’in gözünden izlediği bu beş filmin her biri farklı bir türe selam gönderse de hepsinin ortak özelliği ana karakterin bir noktada bir kadına hayranlık duyması, kendini onun peşinde oradan oraya sürüklenirken bulmasıdır. Bu sürüklenmeler sırasında kimi zaman kendini sorgular, kimi zaman da neden karşı taraftan aynı ilgiyi göremediğini. Ama Antoine, ne düşünürse düşünsün yine de kafasına göre davranır. Kendinden başkası asla merkezinde değildir hayatının. Böyle olması gerektiğine inanarak, kafasında kurduğu planların doğal ve doğaçlama olmasından asla ödün vermez. Bir sonraki adımdan çok, âşık olacağı bir sonraki kadın vardır Antoine’ın evreninde.

400 Darbe’de çocukluk dönemini izlediğimiz Antoine’dan ne okulu ne de ailesi yeterince memnundur. Kendisinin de onlara bu memnuniyeti verme gibi bir derdi yoktur zaten. Onun derdi etrafındakileri memnun etmekten ötedir: Annesi Gilbert Doinel’in onu gerçekten sevdiğini hissedebilmek…

Evin içinde her zaman babasıyla arası biraz daha iyi olmasına karşın, onun esas isteği bu kaotik okul yıllarında gerçek bir anne-oğul ilişkisi yaşamaktır. Annesi bu isteğini karşılıksız bırakınca –belki de bu sevgiyi o hissedememiştir sadece– Antoine, bu sevgisiz ailede yapacak daha fazla bir şey olmadığına karar verir. Zaten okulunu ektiği günlerin birinde gördüğü üzere Gilbert, o veya babası yerine Bay Lucien’i sevmekte; Antoine’ın ondan beklediği ilgiyi bambaşka birine göstermektedir. Antoine, bu andan itibaren onun için hayatta ailesinin olmadığı bir sayfayı açmanın zamanı geldiği fark edecektir.

Yirmi yaşında âşık olmak teması üzerine beş ülkeden beş yönetmenin bir araya gelerek ortaya çıkardığı L’amour à Vingt Ans (1962) filminin ilk epizodu olan Antoine ve Colette’te (Antoine et Colette, 1962) öğreniriz ki on yedi yaşına gelen Antoine Doinel bir otel odasında tek başına yaşamaya başlamış, bir yandan çalışırken diğer yandan da kültürel gelişimini müzik üzerinden inşa etmeye heveslenmiştir. Ailesiyle görüşmediği gibi onlardan haber almaya bile uğraşmamaktadır. Aşkı deneyimlemesine çok kısa bir süre kalmıştır. Antoine, boş akşamlarında arkadaşlarıyla gittiği konserlerden birinde Colette Tazzi’yle karşılaşır. Birkaç sıra önünde oturan Colette onun bakışlarını fark edince bu durumdan utanır, ancak karşı tarafa da utancını belli etmez.

Annesinden göremediği ilgiyi başka birinden görebileceğini anlayan Antoine, hayatında ilk kez âşık olmuştur. Tanışana kadar türlü yollar ve numaralar denedikten sonra hedefine ulaşır ulaşmasına ancak stratejik davranması gerektiğini fark edememiştir.

Colette’in hayatında yer edinebilmek için ailesiyle tanıştıktan sonra sürekli onlarla birlikte vakit geçiriyor, bir diğer deyişle onlarla ‘takılıyordur’ Antoine. Bu takılmalarında gözden kaçırdığı şey, yalnızca Colette’e değil onun anne ve babasına da âşık olmaya başlamasıdır. Aileye olan aşkı onu evlerinin karşı apartmanında yer alan bir daireye taşınmaya kadar sürükleyecektir. Yıllar sonra bu durumdan yakınacak olsa da yetişkinliğe adım atmasına kısa bir sürenin kaldığı o günlerde bazı şeyleri akıl edememiştir.

Karşı tarafça profesyonel kabul edildiği açılma mektubuyla resmileşen ama Antoine’ın bu yolda bilinçsizliklerle ve aksaklıklarla donattığı aşk yolculuğu esnasında, aynı yaşlardaki Colette onu kuzenlerinden farksız görmüştür. Antoine, Tazzi ailesiyle yemek yerken Colette’in gerçek sevgilisini ev halkına tanıtışına şahit olması onun hayatındaki bir sonraki noktaya adım atması gerektiğini düşündürecektir. Asla ulaşamadığı Colette, bu andan itibaren onun için kitabında yer vereceği bir bölümden ibaret olacaktır.

ÇALINAN BUSELER
Antoine Doinel’in ordudan terhis edilmesiyle başlayan ve serinin üçüncü filmi olma niteliği taşıyan Çalınan Buseler’deyse (Baisers Volés, 1968) kahramanımız çocukken bir parçası olamadığı aile kavramını yeniden gözden geçirip kendi kontrolünde birtakım denemeler yapacaktır. Bu denemelerinde karşı taraf, iyi yetiştirilmiş bir aile çocuğu olduğu su götürmeyen Christine Darbon’dur.

Christine’le tanıştığı andan itibaren hem onunla hem de anne-babasıyla keyifli akşam yemekleri geçiren Antoine artık yaşının da ilerlemesi nedeniyle kurduğu ilişkilerde ve kadınlarla yaşadıklarında mantık aramaya başlamıştır. Bu mantık arayışı ona dedektiflikten, ayakkabı mağazasında reyon görevliliği yapmaya kadar çeşitli mesleklere sürükleyecektir.

Müzik aşkını bir kenara koyarak reyon görevlisi olarak çalışmaya başladığı mağazanın sahibinin eşi Fabienne Tabard’ın bir akşam vakti dükkâna gelip ayakkabı denemesini izleyen Antoine, Christine’le ilerleme arifesinde olduğu ilişkisini bir kenara koyarak yine başka bir kadına hayranlık beslemeye başlar. Ancak bu hayranlığı kısa sürer, mantığı kalbini yener ve Antoine filmin sonunda kendini yine Christine’in yanında, bankta otururken bulur.

Kendini dizginlemeye başladığı ve karşı koyamadığı yeni bir aile kurma isteğini Christine’le dünya evine girerek gerçekleştirdiği Evlilik Yuvası’nda (Domicile Conjugal, 1970) Antoine için her şey aslında yolundadır. Konservatuar mezunu olan, evlerine gelen öğrencilere keman dersi vererek geçimlerine katkı sağlayan Christine’in yanında o da apartmanlarının avlusunda çiçekçiye satmak üzere çeşitli yöntemlerle çiçekleri renklendirmektedir. Geçim derdi bir nebze olsa da azalan, tam anlamıyla evli-mutlu-çocuklu denebilecek bir olgunluk/yetişkinlik dönemi yaşayan Antoine’ın aklını çok kısa zaman içinde başka bir şey karıştıracaktır: Farklılıklar!

Çiçek boyamanın yanı sıra iş başvurularında da bulunan Antoine, bir yanlışlık sonucu başvurduğu işe kabul edilir. Yolunda olduğuna inandığı işler bu beklenmeyen gelişmeyle birlikte ivme kazanmalıdır normalde. Ancak şirkette bulunduğu günlerden birinde iş yaptıkları Japonyalı şirketten gelen konuklardan Kyoko, kendisinin dikkatini fazlasıyla çekecektir ve bu durum her şeyi yeniden tepetaklak etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Hayatı boyunca Fransa’dan başka bir coğrafya görmemiş olan Antoine için Japonya tam anlamıyla yepyeni bir deneyim anlamına geliyordur. Fabienne’e duyduğu hayranlığa neden olan sınıfsal farklılık, bu aşamada kültürel farklılığa evrilmiştir ve Christine’e olan ilgisini bir kez daha bir kenara koymak isteyecektir.

Kyoko’yu tanımak adına onunla geçirdiği vakitlerin her geçen gün artmasıyla Christine’in bazı şeylerden şüphelenmesinden dolayı Antoine kısa süre sonra kendisini iki kadının arasında kalmış bulur. Hemen ardından, Christine bu enternasyonal ilişkiyi öğrenmiş olacak ki, evde onu tamamen Japonya kültürüne ait bir seremoniyle akşam yemeği için beklemeye başlayacaktır. Ayrılık çanlarını çalmasına sebep olan bu akşam yemeği ile gelişen olaylar esnasında 400 Darbe’de kendisine gösterilmeyen ilgiyi oğlu Alphonse’tan esirgeyen Antoine yavaş yavaş Çalınan Buseler’in başlangıcındaki konumuna gelecektir. Çiftin boşanma kararının arifesinde Antoine, hayatına giren kadınların merkezinde olacağı ve onların kendisine kattıklarını anlatacağı ‘Aşk Salatası’ kitabı yazmaya başlamıştır. Bu kitap, içinde yer alan kadınları ileride birbirine ulaştırmayı misyon edinmiştir ve bu uğurda kilit bir rol oynayacaktır.

ANTOINE DOINEL’İN ESKİLERİ KULÜBÜ
Truffaut’nun beşlemesinin son ayağı olan ve izleyicinin karakterlerle beyazperdede vedalaştığı Kaçan Aşk’ta (L’amour en Fuite, 1979) evliliği noktalanmıştır Antoine Doinel’in. Evliliğin kendine göre olmadığını anlayan Antoine, bir mekânın telefon kulübesinde parçalar hâlinde bulduğu vesikalık fotoğraftan yola çıkarak Sabine Barnérias’la tanışmış ve sevgili olmuştur. Sabine’le ilişkisini yarım yamalak da olsa yürüttüğü sırada Christine’le boşanma davalarının görüleceği gün gelmiştir, ancak kendisi hâlâ eskisi kadar gelişigüzel ve kafasına göre davranmaktadır –ki dava gününü bile eski eşi arayınca hatırlayacaktır.

Fransa’nın karşılıklı rızayla boşanan ilk çifti olarak tarihe geçen Christine-Antoine ikilisine basın da ilgi göstermiştir. Mahkeme çıkışında Antoine’ı bundan yaklaşık yirmi sene önceki platonik aşkı Colette Tazzi beklemektedir. Kaçan Aşk’ta François Truffaut’nun amaçladığı –belki de– birincil konu, Antoine Doinel’in dört filmle izleyiciye aktarılan yarım kalmışlıkların bir şekilde tamamlanmasıydı. Bunun için de ana karakterin önüne çeşitli yüzleşmeler ve beklenmedik karşılaşmalar konulmuştu. Bir tesadüf eseri Antoine’ı gören Colette bu duruma sevinmiş, onun boşanıyor olmasını gülerek karşılamıştır. Sevgilisi olan ve bir kitabevinde çalışan Xavier’in yanına gittiğinde ise Lyon’a giden trende okumak üzere Antoine Doinel’in yazmış olduğu ‘Aşk Salatası’nı satın alır. Aynı akşam tren istasyonunda bu sefer Antoine, tesadüf eseri Colette’i fark edecektir. Oğlunu kamp tatiline göndermek için bir trene bindirmek üzere o sırada tren garında bulunurken kendini bir anda biletsiz bir şekilde Lyon’a giden trenin peronunda bulur. Bunun tek sebebi ise yıllar önce karşılık alamadığı Colette’e ‘yalnızca’ bir merhaba diyebilmektir.

Kitapta kendi bölümünü çoktan okumuş olan Colette, Antoine’la karşılaştıktan sonra ilişkileri üzerine birkaç yorumda bulunmuş, onun yaptığı strateji hatalarının ilişkilerini nasıl etkilediğinden bahsetmiştir. İzleyici daha sonra öğrenecektir ki, Colette de Antoine gibi çeşitli zorluklardan geçmiş, Tazzi evinde yenen yemek sırasında ailesine tanıştırdığı kişiyle evlenmiş, kızını ise doğumundan kısa süre sonra elim bir kaza sonucu kaybetmiştir. Bu yüzleşmenin ardından ikinci denemesinde de reddettiği Antoine, treni terk ederken arkasında bir vesikalık bırakır. Bir noktada Colette, Christine ve Sabine’i birbirine bağlayacaktır Antoine’ın düşürdüğü bu küçük, bantlarla tutturulmuş fotoğraf parçası.

Colette de Antoine gibi fotoğrafın izini sürmüş ve daha sonra yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıkacak bazı kuruntuların peşine takılmıştır. Bir yandan iş bulamadığından evlat katili bir adamın avukatlığını yapmaya hazırlanırken bir yandan da Sabine’e ulaşmaya çalışıyordur. Ancak şunu bilmiyordur ki, ‘Antoine’ın eskileri kulübünün’ bir diğer üyesi de aynı şeyi kendine görev bilmiştir.

Sabine’in de yaşadığı dairenin yer aldığı apartmanın merdivenlerinde kazara tanışan bu iki kadın bir şekilde birbirlerine bağlı olduklarını hissetmişlerdir. Antoine Doinel zaman içinde hayatına giren tüm kadınları olduğu gibi Christine ve Colette’i de birbirine bağlamayı başarmıştır. Yazdığı ve yayımlattığı kitap, bu uğurda sadece araç görevi görmüştür.

İzleyici, ikilinin konuşmaları esnasında Antoine’ın büsbütün kızılabilecek ve küsülebilecek biri olmadığını herkesin kabul ettiğini öğrenir. Christine, kendisinin öğrencisi olarak eve gelen ve bir süre onlarla yaşayan Liliane’in hikâyesinden bahseder bu sırada. Taban tabana zıt olmasına rağmen Antoine’ın yalnızca bir kitabın kapağına sarılmış gazete kâğıdından etkilenerek Liliane’le yattığını anlatır. Christine, onları yakalamasına ve hesap sormasına rağmen tam olarak sinirlenemez Antoine’a ve bu durumu onun nefret edilemez biri olmasına yorar.

Bu sırada Antoine başka hesaplaşmaların ardından –ki bu hesaplaşmalarda Bay Lucien aracılığıyla mezarını da ziyaret edeceği annesinin onu hep sevdiğini ama bunu yansıtmakta bazı sorunlar yaşadığını öğrenecektir– gerçek aşkına, plak dükkânında çalışan Sabine’e, geri dönmüştür. Antoine’ın önceki ilişkilerinde de bir sorun hâline gelen ve Sabine’in neredeyse kendisiyle olan ilişkisini bitirmeye sebep olacak ilgisizlik, yerini herkesin ikna olduğu sevgiye bırakmıştır film biterken. Tam bu noktada plak dükkânına bir çift gelir, ‘L’amour en fuite’ isimli plağı sorar ve dinlemek üzere kabine geçerler. Arka planda filme de adını veren şarkı çalmaya başladığında Antoine Doinel, Sabine’in yanındadır ve mutludur. Gerçek olduğuna inandığı aşkını yaşamaktadır. Hayat o kadar ilginçtir ki, kendisini iki kere reddeden eski aşkı Colette Tazzi ise Sabine’in abisi Xavier’le birlikte olmaya devam edecektir.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.