#MeToo’da Yeni Dalga: Festivaller

,

Genç sinemacı Cat de Almeida’nın bundan birkaç ay önce ifşa ettiği festival programcısı ve yapımcı Gustavo Beck’e yönelik cinsel saldırı suçlamaları, #MeToo hareketinin film festivallerine de yayılmasının miladı olabilir. Söz konusu skandalın ayrıntıları, saygın festivallerin dahi patriyarkal güç ilişkilerinden, iktidarın kötüye kullanımından, psikolojik ve cinsel şiddetten muaf olmadığını gözler önüne seriyor.

Necati Sönmez

Yaklaşık üç sene önce Harvey Weinstein vakasıyla sinema dünyasında tsunami etkisi yaratan #MeToo hareketinin dalgaları hayli gecikmiş olarak nihayet film festivallerinin kıyısına vurmaya başlamış görünüyor. Şu günlerde en azından bir festival programcısı hakkında yapılan ifşalarla bu cephede de patriyarkal güç ilişkilerinin sorgulanması ihtimalinin kapısı aralanıyor. Arkasının gelip gelmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

İfşa konusuna gelmeden önce festivallerin mevcut işleyişi hakkında naçizane görüşümü özetleyeyim: Üstlendikleri misyon nedeniyle kültür ve sinema dünyasında kendilerine neredeyse kutsallık atfedilen film festivalleri, yozlaşmadan sanıldığı kadar muaf mekanizmalar değil, hattâ tersine kendinden menkul dokunulmazlıkları nedeniyle yolsuzluğu örtbas etme potansiyelleri hayli fazla. Ticari kurumlarla kurdukları sponsorluk ilişkileriyle film festivalleri kara para aklama makinesine dönüşebileceği gibi, bizde sık rastlandığı üzere siyasi güçlerin kültürel iktidar kavgasının mevzileri de olabiliyor. Öte yandan siyasi iktidar odaklarından uzak da dursalar, kendilerine ulaşan binlerce filmin çok küçük bir kısmını birtakım öznel kriterlere göre programa alıp almamaktaki tasarruf yetkileri nedeniyle (Toronto Film Festivali bu sene başvuran yaklaşık 6500 film içinden sadece 50’sini programına seçti, yüzde 1 bile etmiyor!), kendileri bir iktidar odağına dönüşebiliyor. Bu sınırsız otorite ise sinema sektörünün günümüzde giderek vahşileşen rekabet ortamında kafa kol ilişkilerine, yapımcı şirketlerle çıkar bağlantılarına ve kayırmalara müsait bir ilişkiler ağı yaratabiliyor.

GUSTAVO BECK’E YÖNELİK SUÇLAMALAR
Festivallerdeki kirli ilişkilerin kokusunu çıkaran ve bir dizi cinsel saldırı suçu içeren gündemdeki skandala gelince: Birçok sinema etkinliğinde parmağı olan, eleştirmen ve yapımcı olarak da tanınan Gustavo Beck adlı Brezilyalı bir festival programcısı, çeşitli festival ortamlarında tanıştığı en az on sekiz kadına cinsel saldırı uygulamakla suçlanıyor. Hakkında son on yıl içinde cereyan etmiş –bir değil, iki değil, üç değil– onlarca taciz ve tecavüz iddiası bulunan bu küratör, aralarında Rotterdam, Viennale, IndieLisboa, Cinéma du Réel ve RIDM’in de bulunduğu pek çok saygın film festivalinde Brezilya ve Latin Amerika temsilcisi olarak çalışıyordu bugüne kadar.

Söz konusu ifşa, The Intercept’in Brezilya versiyonunda, 28 Ağustos 2020 tarihinde yayımlanan detaylı haberden1 epey önce bir kadının beyanıyla başlamıştı aslında, ancak skandalın asıl boyutu bu son haberle birlikte ortaya çıkmış oldu. İki buçuk ay kadar önce Cat de Almeida adlı genç bir sinemacı, 2017’de başına gelen cinsel saldırı olayını Facebook sayfasında isim ve detay vererek anlatmıştı. O zaman birçok kişi tarafından yaygınlaştırılan, kendisinin sonradan sildiği söz konusu paylaşımda aktardığına göre Almeida, erkek arkadaşının projesine yapım desteği aramak üzere gittikleri BAFICI’de (Buenos Aires Bağımsız Film Festivali), festivalin market bölümünde görev alan Gustavo Beck’le tanışır ve onun tarafından akşam bir şeyler içmeye davet edilirler. Erkek arkadaşının başka bir randevusu dolayısıyla Almeida buluşmaya yalnız gitmek durumunda kalır. Birkaç kadeh şaraptan sonra Beck’in sohbete evde devam etme davetini bir şekilde kabul eder. Ancak içeri girer girmez fiziksel temas ve cinsel şiddete maruz kalmaya başlar, tüm itirazlarına rağmen adam onunla cinsel ilişki kurmaya çalışır. Almeida kapıyı açıp kaçarak tecavüz girişiminden kurtulur. Bu hikâyeyi aktarırken Gustavo Beck’in sonradan kendisini aradığını ve projelerine yardım teklifinde bulunduğunu da ekliyor Almeida.

İşin enteresan tarafı, Cat de Almeida’nın Mayıs ayı ortalarında yaptığı bu ifşa –herhalde sektörde tanınan bir isim olmadığı için!– o dönem sinema çevrelerinde yeterince yankı yapmaz. Beck festivallerin seçici kurullarında çalışmaya, program künyelerinde yer almaya, jürilere davet edilmeye devam eder. Almeida başına geleni paylaştıktan sonra aynı şahısla benzer deneyimler yaşamış başka kadınların varlığını öğrenir ve onlara ulaşmaya çalışır. Gustavo Beck’in küratör, jüri üyesi veya konuk olarak bulunduğu festivallerde tanıştığı birçok kadını benzer cinsel saldırılara maruz bıraktığı ortaya çıkar. The Intercept’ten iki kadın gazeteci, sonunda failin cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığı on sekiz kadının hikâyesine ulaşıp bahsi geçen haberi hazırlar. Portekizce çıkan haberde tanıklardan biri, onunla buluşacağını öğrenen bir arkadaşı tarafından uyarıldığını da ekliyor. Yani yapımcı/küratörün bu konudaki şöhreti o çevrelerde bilinen bir sırmış aslında. Ancak şimdi ifşa olduktan sonra çalıştığı bazı festivaller, doğru dürüst bir açıklama yapmadan ismini alelacele künyelerinden çıkarmaya başladı.

KÜLTÜREL ALANDAKİ YOZLAŞMA
Karşımızda, filmlerini festivallere göndermeye çalışan veya projelerine destek arayan tecrübesiz genç kadın sinemacıları hedef alıp istismar eden tipik bir muktedir erkek tavrı var. Ancak elindeki gücü istismar ve cinsel saldırı aracı olarak kullanan Gustavo Beck’in ve onunla çalışmaya devam eden festivallerin marifetleri bunlarla da sınırlı değil. Yapımcı olarak künyesine adını yazdırdığı filmleri danışmanı olduğu festivallerin programına sokmak için harcadığı efor ve ısrarlar da herkesçe biliniyormuş meğer, aynı haberde ismini saklı tutmayı tercih eden kaynakların anlattığına bakılırsa. Yine haberden öğrendiğimize göre, yapımcısı bulunduğu filmler Rotterdam’da üç sene üst üste yarışmaya seçilebilmiş! Rotterdam gibi saygın bir festivalde bu olabiliyorsa, varın siz dünyanın dört bir köşesindeki adı sanı duyulmamış diğer festivallerin işleyişini tasavvur edin.

Gustavo Beck skandalıyla ilgili fikir beyan eden Sheffield Doc/Fest’in yönetmeni Cíntia Gil’in altını çizdiği gibi, buradaki asıl yapısal sorun böylesine geniş bir iktidar alanının tek bir kişiye sunulmuş olması. Düşünün ki Brezilya gibi devasa ve renkli bir ülkenin sinemasının dünya festivalleriyle ilişkisinde kilit konumda tek bir kişi var, belli başlı festivallerin önüne onun seçtiği filmler gidebiliyor, süzgecinden geçmeyen yüzlerce filmin dünyaya açılma şansı ya olmuyor veya çok az oluyor. Biz de güle oynaya gittiğimiz festivallerde, bu tür adamların zevkine göre biçimlenmiş programları izliyor ve dünya sinemasının halihazırdaki durumu hakkında fikir edindiğimiz sanısına kapılıyoruz.

Zurnanın zırt dediği yer işte burası; birkaç tane sözde “uzman”ın ve bir avuç festivalin sanat sinemasının kaderini elinde tutuyor olması ve bunun getirdiği aşırı güç yoğunlaşması. Kültürel alanı böyle olan bir dünyada, daha şeffaf bir siyasal düzen ummak ise ham bir hayale dönüşüyor hâliyle.

NOT
1 Nayara Felizardo, Schirlei Alves, ‘As Mordidas Foram Profundas,’ The Intercept, erişim: 31 Ağustos 2020, <bit.ly/3lsUh4R>

*Açılış görseli: Gustavo Beck