Şu An Okunan
Paralel Anneler: Faili Meçhul Karşılaşmalar

Paralel Anneler: Faili Meçhul Karşılaşmalar

Paralel Anneler

Aynı gün doğum yapan iki kadının öyküsü üzerinden İspanya tarihinin karanlık sayfalarına açılan Paralel Anneler, anaakım sinemaya meyleden anlatısına karşın Pedro Almodóvar’ın imzası sayesinde ilgi çekici olmayı başaran, çetrefilli bir drama.

Alışık olunanın verdiği konfor mu yoksa yıllar içinde hırpalansa da silinmeyen saf bir yeteneğin ürünü olmasından mı emin değilim ancak bir kez daha göz kırpmadan izlenen bir Pedro Almodóvar filmiyle karşı karşıyayız. Yarım asra dayanan sinema kariyeri boyunca kendi ismini gözlere aşina bir imzaya dönüştüren İspanyol yönetmen, tıpkı büyük markalar gibi hayranları için tüm artıları ve eksileriyle aynı ambalaja sarılı güvenli seyirlikler üretmeye devam ediyor. Sivri uçların eşiğinde gezinirken nevi şahsına münhasır renklere boyadığı beyazperdede beliren yeni filmi Paralel Anneler (Madres Paralelas, 2021), yine başka ellerde söz konusu eşiklerden düşebilecekken tüm ilgi çekiciliğini Almodóvar’ın imzasına borçlu, çetrefilli bir drama. Çetrefilli dediysem de daha önce benzerini görmediğimiz bir örneği ima etmiyorum: Birden fazla kolda ilerleyen hikâyenin birbirine bir süre paralel gittikten sonra kesiştiği ve bütünün ardında yer alan ortak bir köke işaret ettiği senaryo, yönetmenin sinemasını aşina seyirciler için takip etmesi çok da zor olmayan bir anlatı sunuyor.

Aynı gün doğum yapan farklı kuşaklardan iki kadının hayatlarının kesiştiği nokta etrafında şekilleniyor Paralel Anneler. Kırk yaşını doldurmuş başarılı bir fotoğrafçı olan Janis ve henüz yetişkinlerin dünyasına ilk adımını atmamış on yedi yaşındaki Ana, istekleri dışında hamile kalmalarına rağmen bebeklerini dünyaya getirmeye karar vermiş birbirinden habersiz iki bekâr anne. Yolları doğum için kaldıkları hastane odasında kesişiyor. Hayattaki amaçları, arzuları ve dünyaya bakış açıları birbirinden farklı iki kadın bu odada içinde bulundukları durumun benzerliğiyle birbirlerine destek olup arkadaşlık kuruyorlar. Ancak bu andan sonra, hayatın kendisinden bir dilim sunmak yerine kurgusal bir dilimi hayatın akışı içine yerleştirmeyi seven Almodóvar’ın hikâyesinde iki kadın arasında şans eseri ve niyetleri dışında doğal bir bağ oluşuyor. Daha ilk noktada dahi tahmin edilebilecek türden bir “kaderin cilvesi” ânına filmin henüz başlarında denk gelmemizle birlikte, seyirci olarak normal şartlarda şaşırmamız gerekecekmiş gibi duran büyük bir sürpriz, hemen kabul edip izlemeye devam etmemiz gereken absürd bir gelişme olmakla yetiniyor. Bu özelliği Paralel Anneler’in esas odağını belirginleştirmesine yardımcı olurken, anlatının iskeletini de şekillendiren unsur oluyor.

Parallel Mothers, Madres Paralelas

Yalnız Anneler, Gömülü Kökler

Bu erken hamle filmin bütün karakterini biçimlendirirken bir yandan da koltuğundaki seyircinin rolünü etkiliyor. Bu andan itibaren hâlihazırda tahmin edilebilir büyük sürprizi takip eden ve yine şaşırtıcı olmaktan uzak twist’ler aslında şaşırtmak yerine seyirciyi bu soap opera tonuna yakın trajedi oyununda şahit konumuna oturtuyor. Janis ve Ana’yı kendi özel hayatları içinde ayrı ayrı tanıdıktan sonra aralarında oluşan iletişimin sırlarına da karakterlerden önce biz nail oluyoruz. Seyirciye verdiği bu şahitlik konumu Almodóvar’ın filmi yazma dürtüsüyle ve projenin amacıyla da örtüşüyor açıkçası. Her ne kadar bu iki annenin pembe dizi damarı üzerinden ilerleyen hikâyesi ana yemekte önümüze sunulsa da film, açılış ve kapanış perdelerini asıl meselesine ayırıyor. Filmin henüz açılış sekansında Janis’in fotoğraf çekiminde tanıştığı arkeolog Arturo’dan yardım istemesiyle haberdar oluyoruz bu esas mevzudan. Janis’in köyünde, Franco diktatörlüğünü başlatan İspanya İç Savaşı döneminde katledilmiş insanları üzeri kapatılmış isimsiz mezarları bulunuyor. Olan bitenden sağ kalanların anlattıklarıyla haberdar olan köy halkının yıllardır bildiklerini tarihî zeminde kayda geçirebilmeleri için önemli olan bu fırsatın gerçekleşmesi için diplomatik yolun açılmasını bekliyoruz. Ancak burada da senaryonun diğer kulvarında olduğu gibi hayrete düşürecek bir sürpriz yok. Filmin başında detaylarıyla öğrendiğimiz konunun diplomatik süreci devam ederken seyirci olarak Janis’i ve Ana’yı tanıyıp aralarındaki hararetli etkileşimi takip ediyoruz. Bu süreçte yavaştan tekrar lafı edilmeye başlanan kayıp mezar konusu hikâyeye döndüğünde Ana, Janis’in peşinden koştuğu doğruları sorguluyor ve neredeyse sadece Almodóvar’ın Janis aracılığıyla söylemek istediklerini söyleyebilmesi için politik bir karşıtlığın öznesine dönüşüyor. Söz konusu karşıtlık dahi sağlam bir duruş ya da farkındalık sahibi bir karakterden değil tamamen çocuksu saflığıyla, muhafazakâr ailede yetişmiş Ana’nın babasından duyduklarını çok da inanmadan dile getirmesiyle gerçekleşiyor. Kendi hikâyesi içinde erkek şiddetine, ilgisiz bir anne babaya, hattâ bir süre için Janis’in de istismarına maruz kaldığını söyleyebileceğimiz Ana karakteri bir de senaryo içinde Almodóvar’ın içini dökmek isterken kullandığı bir ağlama duvarına dönüyor. Zaten Paralel Anneler her ne kadar bu iki kadının hikâyesi gibi dursa da Ana yalnızca Janis’in hayatına gerekli anlarda dâhil olan bir tipten öteye geçip derinleşemiyor. Hattâ peşinde koştuğumuz hikâyenin ana kahramanı olmasına rağmen Janis’i de yalnızca hikâyenin kırılma anlarını gerekçelendirebilecek kadar, yani yazarın ihtiyaç hissettiği kadar tanıyoruz. Dolayısıyla böyle bir anlatı tercihinde eli kolu bağlanan ve anlatılanı takip etmek dışında elinden bir şey gelmeyen seyircinin elinde filmin duygusuna erişebilmek için yalnızca prodüksiyon tasarımı ve oyuncu performansları kalıyor.

Parallel Mothers, Madres Paralelas

Anaakımda Kalma Estetiği

Niyetini ve motivasyonunu açık etmekten hiç çekinmeyen metnin farklı kollardan anlattığı hayatları birleştirmede ve söyleyeceklerini temellendirmede bir sorunu olduğu aşikâr. Ancak yer yer göz devirten bu senaryoya rağmen Paralel Anneler’in, yazının başında da bahsini ettiğim gibi kendini göz kırpmadan izletebilen bir kurguya sahip olduğuna da değinmeliyiz. Film, Almodóvar’ın tecrübesiyle, söylemek ve göstermek istediği her şeye yer vermesine rağmen neredeyse bir an bile sarkmadan su gibi akan bir iki saate dönüşüyor. Başka birisinin elinde çok kolayca gülünç yerlere gidebilecek gelişmelere sahip bir senaryoyu bir şekilde uçlara gitmekten hiç çekinmeden rayda tutmayı başarabiliyor. Soap opera’lara yakın bir camp estetiğe yanaşırken bir yandan da ses bandında yaylıların ağırlıklı olduğu gerilim müzikleriyle anları daha da kabartmayı tercih ediyor. Tüm bunlar olurken metnin temelinde yer alan politik sulara belki de kariyeri boyunca ilk kez bu kadar açık sözlülükle değinmeye kalkışıyor. Birbirinden farklı uçların her birine yanaşsa da anaakım bir gişe filmi görüntüsü içinde hareket edebilmiş olması, Paralel Anneler’in en büyük meziyeti bana kalırsa. Almodóvar’ın bunun her kuşak ve her kültürden seyirciye ulaşmasını istediği bir film olduğunu düşündüğümüzde, arayacağımız ilk özellik kendini izlettirebilmesi olacaktır kuşkusuz.

İspanya siyasetinin gündeminde de yer alan bir konuyu ele alması sebebiyle büyük bir izleyici desteğini arkasına almış olmasına rağmen bir yandan da toplumsal geçmişle yüzleşme konusunda karşı safta yer alan sağ kanat politikacıların eleştirilerine maruz kaldı film. Medyada sıkça yer aldığı gibi Paralel Anneler’in bu seneki Oscar yarışında ülkesini temsil etmesi için seçilmemesinin en büyük sebebi de bu politik tavırdan kaynaklanıyor. Yeri gelmişken filmle ilgili garip bir tarih tekerrürüne değineyim: Yirmi yıl önce Almodóvar’ın Konuş Onunla’sı (Hable con Ella, 2002) yerine seçilen Fernando León de Aranoa’nın Güneşli Pazartesiler’i (Los Lunes al Sol, 2002) En İyi Uluslararası Film kategorisinin nihai adayları arasına girmeyi başaramazken Almodóvar yönetmenlik dalında adaylık almış ve özgün senaryoda ödülün sahibi olmuştu. Önümüzdeki hafta sahiplerini bulacak bu seneki Oscar yarışında da de Aranoa’nın El Buen Patrón (2021) filmiyle yarışa katılmayı tercih eden İspanya yine kendisine nihai adaylar arasında yer bulamazken Paralel Anneler başrolündeki Penélope Cruz’un performansıyla ve orijinal müziğiyle yarışta yer alıyor. Günün sonunda gündeme getirmek istediği ve üzerine yorum yapmak istediği konuyu ne kadar layıkıyla filme aktarabildiği tartışılır olsa da, dünya çapında ilgi toplayan bir film ortaya çıktığı kesin. Franco’nun ölümünün hemen ertesinde, Almodóvar’ın deyimiyle “herkesin hiçbir şey olmamış gibi geçmişe sırtını döndüğü yıllarda” başlayan kariyeri boyunca belki de ilk kez politik yorumlarını dile döktüğünü göz önünde bulundurursak Paralel Anneler usta yönetmenin külliyatı içinde de ayrıcalıklı bir yere oturuyor.


Paralel Anneler, Başka Sinema salonlarında gösterimde.

-->
© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sepetim
Your cart is empty.

Looks like you haven't made a choice yet.