Şu An Okunan
Bir Başkadır: Boşluktaki Mesafeler

Bir Başkadır: Boşluktaki Mesafeler

Berkun Oya’nın uzun süredir beklenen iddialı projesi Bir Başkadır, geçtiğimiz günlerde Netflix Türkiye’de yayınlandı. Türkiye toplumunun hâl-i pür-melâline mesafeli ve eklektik bir perspektiften bakan dizi son yılların en çarpıcı yerli yapımlarından birisi olmaya aday.

Çoğunlukla tiyatro kariyeriyle tanınan ve Türkiye’nin ilk yerli dijital yapımlarından Masum’la (2017) hatırı sayılır bir seyirci ilgisine ulaşan Berkun Oya’nın yeni projesi, yarattığı beklentinin dahi üzerinde bir heyecan dalgası yaratmış durumda. Kısa sürede yalnızca Berkun Oya’nın değil, Netflix Türkiye’nin de en çok ses getiren işlerinden birisine dönüşen dizi, başta Öykü Karayel olmak üzere oldukça etkileyici oyuncu performansları ve diziye eşlik eden Ferdi Özbeğen nâmeleriyle gündemi doldursa da Bir Başkadır’ın Türkiye toplumunun içinde bulunduğu tuhaf toplumsal duruma bakma şekli onu son yılların en ilgiye değer işlerinden birisi hâline getiriyor.

Berkun Oya, Bir Başkadır’da aynı pek çok oyununda ve Masum’da yaptığı gibi çok karakterli, çok anlatılı bir yapıyı takip ediyor. Yine benzer şekilde anlatı trafiği içerisinde karakterlerin gizledikleri, sırları, tereddütleri ve travmalarıyla gösterdikleri, takındıkları ve savundukları davranışlar arasında sızıntı diyalogları kuran bir hikâyeyi izliyoruz. Anlatının başlamasından kısa bir süre sonra bir travmanın varlığı ve onun bu dizi için hayati bir rol oynayacağı konusunda kartlarını açıyor dizi. Ardından içinde yaşadığımız polarize, nefret dolu, ikili toplumun en bilindik, en çiğ kontrastlarını yan yana dizmeye başlıyor. Tesettürlü bir kadının terapiye gitmesini tuhaf bir durum olarak göstermekten filtre ve Türk kahvesi arasındaki ‘zıtlık’ imasına, muhafazakâr ve seküler toplumlar arasındaki karşılaşmaların en çiğ tezahürlerine, prototiplerle tanık oluyoruz. Ancak Berkun Oya’nın dizisi gücünü bu hoyratlıkla açtığı kartlara hızla aldığı mesafeden kazanıyor.

Dizi, ilk anda alışıldık prototiplere en uygun biçimde yerleştirdiği karakterlerinin seyirci üzerinde yarattığı beklentilerle kısa süre içerisinde oynamaya, onları bir bir alaşağı etmeye başlıyor. Henüz ilk sahneden gördüğümüz bir terapi sahnesinde karşılaştığımız profesyonel bir psikiyatristin hızla etik pozisyonunu yitirmiş önyargılı bir erk sahibine dönüşmesini izliyoruz. İçine kapanık, muhafazakâr bir ailede yaşayan tesettürlü bir kadın, özbenliğine dair karmaşık meseleleri olan, danışma, konuşma ihtiyacının farkında bir birey olarak çerçeveleniyor. Hızla bin türlü kötülüğü çağrıştıran bir “hoca”nın naifliğine, Konya’da üniversite okuyan kapalı bir kadının anlatısındaki kuir çatlağa eşlik ediyoruz. Dizinin yarattığı bu çarpıcı etkinin temelinde ise karakterlere dair zihnimize çalınan önyargılarla o önyargıları bozan mesafenin bizzat anlatının “bakış”ındaki revizyonla açılıyor olması yatıyor. Karakterleri olay örgüsü bazında yeni yolculuklarla dönüştürerek değil, bizzat onlara bakışını çoğullaştırarak, etraflarındaki ilişki ağlarını deşifre ederek anlaşılır kılıyor Bir Başkadır. Onları kendi oldukları hâliyle tanımlıyor. Nefretin tanımlayıcı nitelik olduğu bir toplumun içinden kendisine yönelen bir özeleştiri gücü var dizinin.

Uzaktan Görünenler

Aynı zamanda Berkun Oya’nın ilk kez bu çapta bir televizyon projesinde yönetmenlik koltuğunda oturduğu dizinin rejisi de temelde mesafe almak ve o mesafelerle oynamak üzerine kurulu. Bilhassa şehirdeki sahnelerde yönetmenin “bakış”ının görünürleştiği, devasa şehir manzaralarında küçücükleşmiş karakterlere çok uzaktan yapılan yavaş zoom’lar, anlatan ve anlatılan arasındaki mesafeyi (belki de biraz fazla) açık eder nitelikte. Aynı zoom’lar bazen sürpriz bir zoom-out’la, bazen seyir halindeki bir minibüsü ıskalayan bir sapmayla yabancılaşma etkisi de yaratıyor. Benzer bir mesafe (yine bazen tekrar hissi uyandıracak bir sıklıkta) mekânlara yukarıdan bakan doksan derecelik kamera açılarıyla ve tamamen güncel görüntüye kontrast oluşturacak nostaljik tınılı müziklerle de kuruluyor. Bu mesafe, anlatının asla hiçbir karaktere çok fazla yaklaşmamasıyla birleşince baştaki çiğ görünen ikilikleri bozan, tüm o sert karşılaşmaya şerh düşen bir boyut kazanmaya başlıyor. Filtre kahveyle Türk kahvesi arasındaki muhabbet de, terapiste götürülen börek de karikatürleşiyor ve önemsizleşiyor. Aynı Türkiye toplumunun içinde bulunduğu ayrılmaz görünen sınır ve ikiliklerin silikleşmesi, farklılıkların aynılaşması gibi.

Berkun Oya’nın rejisinin ilgilendiği konunun risklerine dair bilinciyle gelişen mesafesi bu nefret toplumunda kritik bir önem arz eden şiddete ve travmaya yaklaşımını da belirleyen unsur. Anlatının merkezinde yer alan ve yüzleşilmesi hatırı sayılır bir etki yaratan cinsel şiddet travmasının tek bir kelime dahi edilmeden, durumu istismar etmeyen bir perspektifle anlatıya sızdırılması çok temel bir hakkaniyet duygusunun gelişmesine imkân tanıyor. Aynı şekilde şiddete yanaşan her sahnede benzer bir tavırla şiddeti göstermeden, şiddetin sonuçlarıyla, izleriyle ilgileniyor anlatı. Finale doğru sevgiye ve duygudaşlığa varılan harekette bu hakkaniyetin hayati bir önemi var.

Bir Başkadır’ın çok fazla referansla, Yeşilçam’la, Ferdi Özbeğen’le, Melih Cevdet’le ve daha fazlasıyla birlikte anılıyor olması biraz yönetmenin kimliği ve anlatının eklektikliğiyle, her türlü referansı içine katmasıyla ilgili elbette. Ancak biraz da tüm bunlara da imkân tanıyan bir memleket duygusuyla, buraya buranın gözüyle bakmakla bir ilgisi var bunun. Belki uzunca bir süredir neresinden tutulacağı, neresine yama yapılacağı bilinemeyen bir yurt duygusunun yitip gittiği telaşıyla atılmış hüzünlü bir şefkat bakışı bu. Dizinin bittiği yerde kendini bir şekilde sevginin, sevmenin kollarına bırakması da bu yüzden muhtemelen. “Bir Başkadır” lafının kesintisini bir çırpıda tamamlayıveren bir grup insanın yeri zira memleket.


Bir Başkadır, Netflix Türkiye’de yayında.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.