Şu An Okunan
İlk İnek: Toprağın Altında

İlk İnek: Toprağın Altında

Kariyeri boyunca Amerikan kültürünün ve tarihinin özüne dair incelikli anlatılara imza atan Kelly Reichardt, İlk İnek’te Vahşi Batı’da bir toprak parçasına yerleşebilmenin hayalini kuran iki çevre dostu kahraman üzerinden serbest piyasanın temellerine bir bakış atıyor.

Kelly Reichardt, kariyerinin başından beri sinemasını üzerine inşa ettiği Oregon topraklarının altından hikâyeler çıkarmaya devam ediyor. Daha önce defalarca birlikte çalıştığı yazar Jonathan Raymond’ın ‘The Half-Life’ isimli romanından yine kendisiyle birlikte senaryolaştırdığı İlk İnek (First Cow, 2019), yönetmenin sinemasından aşina gelebilecek şekilde tabiat ananın göbeğinde medeniyetin ilk izlerini sürüyor. 19. yüzyılın ortalarında dünyanın her noktasından sermaye avcısının gelip, koparabildiğini yanına kâr ettiği kanunsuz topraklarda geçiyor filmin hikâyesi. Buna rağmen, daha önce Kestirme Yol’da (Meek’s Cutoff, 2010) da tamamen nev-i şahsına münhasır dokunuşlarla ele aldığı western türüne geri dönen Reichardt’ın filminde, gelecek planı yapmayan korkusuz kovboylara yer yok. Aksine bu kez toprak altında bizi bekleyen hikâye, pekâlâ tarihin herhangi bir döneminde ya da herhangi bir coğrafyada karşımıza çıkabilecek gibi duran, korkuyla hayata tutunmaya çalışan iki genç adama ait.

“Oralı olmayanlar”la dolu vahşi doğanın içinde herkes gibi bir şekilde bir avuç kazanç sağlayıp daha güvenceli bir hayat kurmak için yol alma planları yapan aşçı Cookie ile hayatını kurtararak tanıştığı, benzer amaçlara ve kaygılara sahip Çinli arkadaşı King Lu bu uğurda güçlü bir dostluk kuruyorlar. İkili kısa sürede bir çıkar yol bulmak için birlikte hareket etmeye karar veriyor ve Cookie’nin aşçılık yetenekleriyle birlikte ellerindeki üç kuruşu yavaş yavaş katlamaya başlıyorlar. Ancak söz konusu kanunsuz toprakların en büyük mülk sahibine ait olan ve bölgenin belki de en büyük doğal sermayesi olabilecek sütü taşıyan inek, kahramanlarımızın planları için kritik bir noktada yer alıyor.

Canlı Bir Mit

Reichardt, daha iyi bir hayat kurabilme umuduyla dolu insan türü tarafından, kimi zaman altındaki altın için, kimi zaman da üstündeki hayvanların sütü, eti veya kürkü için sömürülmeye ve avlanmaya hazır bekleyen bir doğanın resmini çiziyor İlk İnek’te. Henüz kanunların, statülerin ve sınıfların olası bir medeniyet içindeki şekillerini tam olarak almadığı ve yalnızca önce gelenin sahip olacağı mülkiyet uğruna durmaksızın devam eden bir istilanın hüküm sürdüğü bir dönemi çerçevelemesiyse, bu açıdan tesadüf değil. Filmin, hikâyenin kahramanlarının ait olduğu zaman diliminde geçmeyen tek bölümü de elimize bu resmin anahtarını tutuşturan açılış sekansında karşımıza çıkıyor. Günümüzden 1800’lü yıllara sıçrayışımız, odağını toprak üzerinden ayırmayan yumuşak bir kurgu işçiliğiyle gerçekleşiyor. Seyircisini üzerinde bugünün tüm rutinlerinin sürdüğü toprağın yıllar boyunca neler alıp neler verdiğini düşünmeye iten bu geçiş tercihi, İlk İnek’i yaşanmış bitmiş bir masal olmaktan çıkarıp güncelle arasındaki bağı koruyan canlı bir mite dönüştürüyor.

Kariyeri boyunca Amerikan kültürünün ve Birleşik Devletler tarihinin köklerine sızmış soğukkanlı portreler ortaya koyan Reichardt, aynı damarı yoklayan İlk İnek’te serbest piyasanın temellerine bir bakış atarken filmin günümüzle kurduğu bu bağdan da yararlanıyor. Filmin adını aldığı ilk kapitalin etrafında dönen ilk girişimcilerin hikâyesi, aynı topraklar üzerinde günümüzün dinamiklerini de işaret ediyor. Neredeyse her Reichardt filminde karşımıza çıkan kapitalizm/doğa ikiliği, herkesin birbirini yediği Vahşi Batı’da bir toprak parçası üzerine yerleşebilmenin hayalini kuran iki çevre dostu kahramanın hikâyesini anlatırken ayrı bir katman kazanıyor âdeta. Henüz bir sınıf birliğinin ya da komün dayanışmanın ortaya çıkmadığı bir coğrafyada irili ufaklı çetelerden kaçıp dayanışmayı birbirlerinin dostluğunda bulan ikili, hayatlarını tamamen doğanın sundukları doğrultusunda sürdürüyorlar. Hattâ filmin açılışında ekrana yansıyan Blake alıntısındaki gibi dostluklarının onlar için neredeyse doğayla iç içe bir yuva görevi gördüğü bile söylenebilir. Öyle ki maceralarının en kritik anlarında, içinde yaşadıkları ormanın doğal bir öğesinin rol oynadığı göze çarpıyor. Bazen gözcülük için bir ağaç dalını kullanıyor, saklanmaları gerektiğinde kayalıkların aralarına sığınıyor, bir kaçış yolu için nehre güvenebiliyor ya da birikimlerini saklamaları gerektiğinde bir ağaç kovuğunu kasa niyetine kullanıyorlar. Doğayla iç içe yaşamalarına rağmen etraflarını saran insanlara ait, henüz adı konulmamış tehlikeli dünyaya karşı hazırlıklı olmaları gerektiğinin bilincindeki King Lu, arkadaşını şu sözlerle uyarıyor: “Tarih henüz buraya uğramamış. Varmak üzere ama bu kez biz daha önce geldik.” İlk paranın, ilk günahın, ilk girişimcilerin hikâyesini, tarihin hangi şekilde vardığının ve bugünden nasıl göründüğünün farkında bir gözle sunan İlk İnek, belki de Kelly Reichardt’ın tüm filmlerinde benimsediği tavrın en olgun örneği olarak anılabilecek unutulmaz bir kapitalizm anlatısı.


İlk İnek, MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.