Şu An Okunan
Annette: Anlamı Yitirirken Kazanılanlar

Annette: Anlamı Yitirirken Kazanılanlar

Annette

Son olarak dokuz yıl önce Kutsal Motorlar’a imza atan Leos Carax, Annette’le geri döndü. Carax’ın ikonik müzik grubu Sparks’la birlikte ürettiği film, anlam dünyasını nüktedan bir yüzeysellikten türeten, gizemli ve karanlık bir yapıt.

Güncel sinemanın en büyük yıldızlarından Leos Carax’ın dokuz yıl sonra beyazperdeye dönüşünü müjdeleyen Annette sonunda seyirciyle buluştu. Bu yılki Cannes Film Festivali’nin açılışını yapan film, yönetmenin ikonik art pop grubu Sparks’la işbirliğinin ürünü. Annette, hem bu iki yaratıcı gücün bir araya gelişi hem de metninin çok katmanlılığı, karmaşıklığı ve ‘büyük’lüğüyle yılın tartışma yaratan ve iz bırakan filmlerinden biri olacak, buna şüphe yok. Öte yandan kırk yıllık kariyerinde yalnızca altı uzun metraj yapmış Carax gibi bir ustanın filmografisinde müstesna bir imza olacağını düşünmek de mümkün Annette’in. 

Yüzeyin Altındakiler

Annette, olabilecek en klişe hâliyle bir aşk hikâyesi anlatıyor aslında. Şaşaalı kariyerinin zirvesini yaşayan komedyen Henry’yle (Adam Driver) opera sanatçısı Ann’in (Marion Cotillard) ilişkisine odaklanan film, ikilinin çocuk sahibi olmasının ardından bilindik bir rotada ilerleyen, melodramatik bir aşk öyküsünü takip ediyor. Bu hâliyle başta ‘Bir Yıldız Doğuyor’ (A Star is Born) külliyatı olmak üzere ortalama bir sinema seyircisinin hızla sayabileceği pek çok örneğe benzeyen klasik bir hikâye var Annette’in temelinde. Ancak elbette filmin özü bu basit hikâyeye getirdiği karmaşık, tuhaf ve nükteli yaklaşımdan, daha doğrusu olay örgüsünü araçsallaştırma biçiminden süzülüyor. Carax ve Sparks’ın sanatsal yaklaşımlarının hem ortaklaştığı hem de aynı yapının içinde ayrışabildiği garip denge de Annette’i kendine has kılan temel nokta esas olarak.

Annette, yönetmenin seyirciye yönelik direktiflerinin filmi çağıran sessiz karanlığı yardığı, anlatıcının doğrudan seyirciye seslendiği bir çağrıyla başlıyor. Seyircilerden derin bir nefes almalarını ve film boyunca bırakmamalarını söylüyor Carax. Hemen ardından rüyavari bir yoldan bir müzik stüdyosuna giriyor, bizzat Carax’ın direktifiyle Sparks’ın ‘So May We Start’ (O Zaman Başlayalım mı?) adlı şarkısına başlamasına, oyuncuları ve yönetmeni de yanlarına katıp kameraya doğru yürüyerek oyuncuları rollerine uğurlamalarına tanık oluyoruz. Carax’ın önceki filmi Kutsal Motorlar’ın (Holy Motors, 2012) ikonik akerdeon sahnesini hatırlatan bir estetiğe sahip, bir yandan seyirciye yönelik bir farkındalığın ürünü olan bu meta açılış sahnesi aynı zamanda bir opera prelüdünü de andırıyor. Zaten buradan itibaren nüktedan bir rock opera evreninin kapılarını açıyor Carax ve Sparks. Bu kendine mesafeli, seyirciyle oynayan açılışta olduğu gibi film boyunca hikâyenin basitliğiyle biçimin şaşaası ve ihtişamı arasındaki mesafeden kendine has bir çok anlamlılık ve hınzır bir ironi çıkıyor.

Annette

Annette’in enteresanlığı özünde sinemanın ürettiği pek çok arketipi sahiplenme ve onları yeni bir anlam dünyasına taşıma şeklinde aslında. Film kariyerinin zirvesinde, başarılı ve toksik beyaz bir erkeğin güzellik abidesi sevgilisinin kariyerini engelleyişini ve çocuklarının doğumuyla değişen hayatlarını takip ediyor. Hazin bir finale doğru yol alan film, melodram yapısını adım adım uygularken ısrarlı bir biçimde gittikçe yüzeyselleşiyor. Öyle ki film bu yüzeyselliği takip ettikçe anlam dünyası plastikleşmeye başlıyor ve bütün unsurlar kendi göstergelerine, çağrıştırdıkları anlama hapsolmaya başlıyorlar. Bunun da seyircinin elindeki anlam ipuçlarını unufak eden bir tarafı var. Âdeta filmin anlam dünyası kendi basitliğine hapsoldukça parça parça olmaya başlıyor ve anlamın kendisi işlevsizleşiyor. İki sahne yıldızının çocuklarının bir kukla olarak doğduğu, bir başka karakterin çocuğun gerçek babası olduğunu iddia ettiği, âşıklardan birinin diğerini öldürdüğü yüzeysel, klişe bir dünya burası. Filmi her anlamda taşıyan şarkı sözlerinin literal, metafora yer bırakmayan, dolayımsız yapısıyla birlikte anlamın (ya da bu eril, bayat, klişe hikâye tarzının) sıradanlığına ve işlevsizliğine vurgu yapan bir etki bırakmaya başlıyor Annette seyircisinin zihninde. Söylenen sözün dış görünüşü önemini yitiriyor. Geniş ironisinden bir tür üst anlam üretme iması taşıyan film bir anlamda bu beklentiyi de karşılıksız bırakarak hem kendi malzemesini hem de hikâye ettiği klişe, eril anlatıyı işlevsiz hâle getiriyor, sanki onunla ve kendisiyle dalga geçiyor. 

Sparks’ın İzleri 

Yine bu yıl izleyiciyle buluşan, yönetmenliğini Edgar Wright’ın yaptığı, Sparks’ın 50 yıllık kariyerine odaklanan belgesel film Sparks Brothers yalnızca bu efsane grubun müzikal yaşantısını ve popüler kültür üzerinde bıraktığı etkiyi anlamak açısından değil -bilhassa Sparks’ın yapıtına uzak olanlar için- Annette’in dünyasına daha etraflıca bakabilmek için bulunmaz bir nimet. Belgeselde konuşan kişilerden biri Ron ve Russell Mael’in oluşturduğu Sparks’ın sanatsal dünyasını şöyle tanımlıyor: “Bence [Sparks’ın] müziğini dış görüntüsüne bakarak değerlendirmemek gerekiyor. Eğer onlarla çalışırsan ve müzikleri hakkında düşünürsen çok daha fazlasını elde edebilirsin. Eğer onu ilk göründüğü hâliyle almaya çalışırsan olayı tamamen kaçırırsın. Onlara zarar veren de buydu. Çünkü Sparks insanların her şeyi görüntüsüne bakarak değerlendirdiği bir çağda ortaya çıkmıştı.”

Bu ifadeler Annette’in dünyasında en az Carax kadar etkili bir yaratıcı söze sahip Sparks’ın filme etkisini kavramak için de oldukça açıklayıcı bir bağlama işaret ediyor. Zira Sparks, 70’lerden bu yana aktif şekilde devam eden ve farklı duraklara uğrayarak sürekli devinim hâlinde kalan bir kariyere sahip. Grubun asıl gücü, yüksek enerjili müzikal yaklaşımları ve tekrara, muzip bir doğrudanlığa sahip, neredeyse deadpan mizahtan güç alan şarkı sözleri arasında yakaladıkları ritimle zemin kazanıyor. Kariyerleri boyunca sinema alanında üretim yapmak için uğraşan ancak bir türlü tam manasıyla başarılı olamayan Mael Kardeşler’in muradına ermelerini sağlayan Annette ise aslında ikilinin operet tarzında kaleme aldığı bir senaryoyu Leos Carax’a ulaştırmalarıyla ortaya çıkmış bir proje. 

Annette

Filmin neredeyse tamamına hükmeden şarkıların yerleştiği çerçeve de aslında Sparks külliyatının Carax dokunuşuyla sinemasal bir ruha aktarılmış uyarlaması gibi. İki âşığın birbirlerine aşkını “We Love Each Other So Much” (Birbirimizi Çok Seviyoruz) dizesini tekrarlayarak ifade ettiği, doğum sahnesinde doktor ve hemşirelerin “Push Ann, Push Ann” (İt Ann, İt Ann) (sözleriyle ritim tuttuğu, neredeyse her sahnedeki her karakterin içinde bulunduğu durumu ilk akla geldiği şekilde müzikalleştirdiği bir film Annette. Bunlardan bahsederken Sparks’ın prodüktörlerin konu hakkındaki uyarıları sonrası ‘Music That You Can Dance To’ (Dans Edebileceğin Müzik) adında bir şarkı yapmalarını ya da bir kliplerinde ikilinin birinin diğerini oynattığı bir kukla olarak göründüklerini hatırlamamak mümkün değil elbette. 

Carax’ın Mesafesi

Bununla birlikte Sparks’ın özünde kendine has bir hikâye anlatıcılığı barındıran müzikal yaratıcılığının merkezde yer aldığı filmi özel kılan ise Carax’ın bu dünyaya getirdiği yorum elbette. Hem Carax filmografisinin önemli bir parçası hâline gelen hem de ondan oldukça ayrı duran, hatta ona mesafe alan Annette, özünde oldukça güçlü bir sinema duygusunu barındırıyor. Carax sinemasının ilham kaynaklarını, mesela sessiz dönemi özellikle mizansen yapısıyla bünyesinde barındırabilmesinden ana karakter Henry’nin Denis Lavant’ın Kutsal Motorlar’daki karakterini çağrıştıran yeşil kıyafetlerine, muhtemelen Annette’ten en çok akılda kalacak sahnelerden birisi olan The Accompanist (Simon Helberg) karakterinin hikâyenin bir kırılma noktasını kameraya anlattığı plan sekanstan film boyunca kaçınılmaz biçimde akla gelen ‘Operadaki Hayalet’ çağrışımına Annette’in her noktasına sızmış güçlü sinema duygusu onu kendine has kılan unsurların başında geliyor. 

Öte yandan Sparks’ın dizelerinin sunduğu doğrudanlığı ve tekrara dayalı dış görünüşü oldukça karanlık ve tekinsiz bir noktaya taşıyan da Carax’ın seyircinin beklentileriyle devamlı oynayan, aynı anda hem muzip hem şüpheci hem de gizemli olabilen rejisi elbette. Kariyerinde ilk defa kendi elinden çıkmayan bir senaryoyla çalışan Carax’ın hikâyeye mesafeli yaklaşımının filme çok katmanlı bir meta anlatı bağlamı kazandırdığını söylemek gerek. Bu mesafe filmin tekrara ve yüzeyselliğe dayalı yapısıyla bir tür parodiye dönüşen hikâye yapısını ters yüz etme biçiminde vurgu kazanıyor. Zira film final bloğuna doğru yaklaştıkça tüm bu anlamı işlevsizleştiren yaklaşımın yeni bir bağlam kazandığını görüyoruz. 

Annette

Önce Ann’in gördüğü bir rüya şeklinde zuhur eden #MeToo sahnesiyle film dünyası içinde açık edilen Henry’nin toksik erkekliği hikâyeye de bu yönde bir rota veriyor ve Ann’in öldürülüp bizzat bir hayalet şeklinde görünmesi, Henry’nin Annette’i gerçekten bir kukla gibi görerek üzerinden para kazanması gibi detaylarla bu ‘klasik’ hikâye biçimine yönelik bir eleştiri bağlamı ortaya çıkıyor. Annesinin ölümüyle büyük yeteneği ortaya çıkan, o noktadan itibaren babasının sömürüsüne maruz kalan Annette’in sonunda annesinin intikamını alarak gerçeği dile getirmesiyle ise filmin finali yepyeni bir anlam kazanıyor. Zira sonunda gerçeğe kavuşan Annette’in bir Pinokyo hikâyesini andırırcasına kukla formundan gerçeğe dönüşmesine şahit oluyoruz. Bunun da tüm bu anlamsızlığa yeni bir bağlam getiren, anlamı yeniden doğuran bir etkisi var. Bu sahnede Adam Driver’ın açık biçimde fiziksel olarak Carax’a benzetilmiş olması, hikâyenin sonunda karanlıkta bırakılan taraf olması ve filmi “Beni izlemeyi bırakın artık,” diyerek bitirmesi ise Carax’ın bu tür hikâye anlatma biçimine kendi filmlerini de dâhil ederek itirazı olarak okunabilir belki de. 

Seyircisinin beklentilerini karşılamayı tavizsiz biçimde reddeden Annette’in pek seyirci dostu olmadığı, hatta seyircisini ısrarla filmden attığını söylemek mümkün ama ona geri dönmeyi başarabilenlerin karşılığını aldığı da kesin. Her filmiyle sinema tarihinde bir şekilde iz bırakmayı başarmış Leos Carax’ın Annette’inin de bu kadere layık olduğunu tahmin etmek çok zor değil bu sebepten. Her damağa uygun olmasa da dünyasına girebilenleri fazlasıyla ödüllendiren, tuhaf, zor, karmaşık, kibirli ve hınzır bir film Annette. Leos Carax’ın her bir filmi gibi.


Annette, 22 Ekim’den itibaren sinemalarda.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.