Eleştiriler

Nomadland: Ufkun Ardında, Yolun Sonunda

Chloé Zhao’nun Jessica Bruder’ın kitabından uyarladığı Nomadland, gelip geçiciliğin hüküm sürdüğü bir dünyada hayatta kalmaya dair gerçekçi olduğu kadar şiirsel bir hikâye anlatıyor.

Persona: Birleşen Yüzler

Hem bir beyaz yalanlar şerididir Persona, hem de çok temel bir hakikati temsil ettiğine dair güçlü bir inanç uyandırır.

Ertesi Gün: Ağırbaşlı ve Düşündürücü

Hong Sang-soo, Ertesi Gün’de sinemasının ilk dönemini hatırlatır biçimde erkek karakterin perspektifine ağırlık vermeyi seçiyor. Ertesi Gün, kariyerinin en üretken dönemlerinden birini geçiren yönetmenin en iyi filmlerinden.

Dorian Gray’in Portresi: Rasyonel Dokunuşlar

Oscar Wilde’ın defalarca kez sinemaya uyarlanan zamansız klasiği, perdedeki en etkileyici karşılıklarından birini Albert Lewin imzalı, 1945 yapımı filmde bulur. Görüntü yönetimi dalında Oscar kazanan film, Wilde’ın kendisini de lanetli ve kudretli bir mistik güç olarak anlatıya dâhil eder.

Matangi/Maya/M.I.A.: Yaratıcı Karmaşa

Yönetmenliğini Steve Loveridge’in üstlendiği Matangi/Maya/M.I.A., rap yıldızı M.I.A.’in hayatına tanıklık eden bir belgesel.

Postacının Beyaz Geceleri: Hayal mi Gerçek mi?

Andrey Konchalovskiy’ye 71. Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Postacının Beyaz Geceleri, gerçek ve gerçeküstü, belgesel ve kurmaca arasında gidip gelen, bir noktada tüm bunların anlamını sorgulayan bir film.   

Fargo: Uçan Daireler ve Sisifos Söyleni

Coen Kardeşler’in modern klasiğini farklı bir öyküyle ama ruhunu ve kara mizahını koruyarak ekrana uyarlayan Fargo ikinci sezonunda arka plana Reagan dönemini, yeni sağın yükselişiyle kendini güncelleyen Amerikan Rüyası’nı ve Amerikan tarihindeki katliamları yerleştiriyor.

anne!: İlham Perisinin Gözünden

Darren Aronofsky’nin kadın ve erkek, kadın ve doğa, erkek ve tahakküm üzerine son filmi, bir büyük stüdyonun elinden uzun süredir çıkan en cesur ve riskli yapım olabilir. anne! 74. Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriminden beri seyircileri ve eleştirmenleri ikiye bölmeye devam ediyor.

Genç ve Güzel: Başkalarının Bakışı

François Ozon’un yıllar sonra Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasına döndüğü filmi Genç ve Güzel, 17 yaşındaki Isabelle’in cinselliğini keşfetmesini alışılmadık yollardan anlatan bir film. Aynı zamanda Ozon’un filmografisinin farklı duraklarından da izler taşıyor.

Soğukkanlılıkla: Kaskatı Bir Tragedya

Truman Capote’nin “kurmaca olmayan romanı”ndan uyarlanan Richard Brooks imzalı In Cold Blood, “İdeal Amerika”yı alaşağı eden bir suç filmi klasiğidir.

Love & Friendship: Disko Topu ve Jane Austen

Love & Friendship ilk sahnesinden itibaren izleyicisini sanki 18. yüzyılda gerilla usulü çekilmiş bir filmin içine taşıyor. Yazar-yönetmen Whit Stillman’ın Jane Austen ironisinin röntgenini çektiği ve Türkiye’de vizyona girmeyen bu sıra dışı dönem filmi BluTV’de gösterimde.

Strazburg 1518: Modern Dans, Modern Histeri

Jonathan Glazer karantina günlerinde çektiği yeni kısası Strazburg 1518’de, yüzyıllar öncesinin dans vebası ile hâlihazırda mücadele ettiğimiz pandemi psikolojisi arasında köprü kuruyor. 

Salo: Dehşetin Terminolojisi

Pasolini vasiyet filmi sayılabilecek Salo’da faşizmin çürümüşlüğüne olan sarsıcı inancını ateşli bir hastalıktan kurtuluyormuşcasına deşer. Bu “imkânsız film”in yönetmeni seyircisine faşizmin karanlığını ışıkla ima ettiği, acımasızlığını sadizmle hicvettiği, hazmetmesi zor bir miras bırakır.

The Devil All the Time: Tesadüfen Yaşıyoruz

Aynı adlı romandan uyarlanan Antonio Campos imzalı The Devil All the Time, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde geçen, çok sayıda karakter üzerinden insanın içindeki kötülüğe bakan bir Güney Gotiği örneği.

Para Avcısı: Sıkı Broker’lar

Kariyerinin büyük kısmında New York’un yeraltı dünyasında yaşayan erkeklerin hikâyelerini anlatan Scorsese, Para Avcısı’yla bu sefer kamerasını New York’un kulelerine çeviriyor. 

I May Destroy You: Hep Hakikatten Yana

Michaela Coel’in Londra’da yaşayan bir Gana göçmeni olarak kişisel deneyimlerinden beslenerek yarattığı ve aynı zamanda başrolünü üstlendiği I May Destroy You, insan ilişkilerinde rıza kavramının sınırlarını sorgularken günümüz toplumlarının ırk, cinsel yönelim, neo-liberalizm eksenlerindeki fay hatlarını gözler önüne seren etkileyici bir dizi.

Bulvarlar, İlk Erkek, Oda: Vivre Sa Vie

Vivre sa Vie’den (1962) geriye insanın hafızasında hiç bir şey kalmasa, Anna Karina’nın (Nana) yakın plan yüzü kalır.

Kısmet, Sevgilim: Bir Yaz Hikâyesi

Abdellatif Kechiche’in cinsiyet ve cinsellik temsillerine dair tartışma yaratan üslubu bu filmini de kuşatıyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.